Filozof.net

Anasayfa

Hayatımızdaki Mikro Temizleyiciler: AKARLAR

Hayatımızdaki Mikro Temizleyiciler: AKARLAR

Dünyadaki yeraltı sularında, havuz ve göllerde, tarla ve bahçelerde, yaşadığımız evin her yanında, yattığımız yatakta, yerdeki halıda, soluduğumuz havada kısacası yaşamımızı geçirdiğimiz her yerde bizimle birlikte yaşayan mikro canlılar olduğunu biliyor muydunuz?

Bu mikro canlıların insanlara bir faydaları var mıdır?

Gözle görülmeyecek kadar küçük olan ve akarlar olarak adlandırılan bu varlıklar, canlılar alemi içinde nasıl bir göreve sahiptirler?

İçinde yaşadığımız dünyaya dahil olan ve diğer canlılar gibi her ortamı bizimle paylaşan 5-50 mikron arası boyutlarda olan bir canlı topluluğu vardır. Akar ya da mayt olarak adlandırılan bu canlılar, herhangi bir böcekten daha farklı özellikler taşımayan, son derece detaylı ve kompleks bir yapıya sahip olan, ama buna rağmen yine de ancak mikroskopla fark edilebilen canlılardır. Bacakları ve kıskaçları ile bir örümceği andıran ve yaşadığımız her santimetrekareyi kaplamış olan bu canlılar, canlı yaşamı için birçok önemli görev üstlenirler.

Akarların Görevleri ve Genel Özellikleri

Akarların bulundukları ortamlarda ev tozu, kumaş iplikleri, insan derisinin pulları, hayvan parçacıkları ve tüyleri, bakteriler, küf sporları, yiyecek parçacıkları ve diğer organik ve sentetik materyaller bulunmalıdır. Çünkü akarlar bunları yiyerek beslenirler. İnsanlarla fazlasıyla içli dışlı olmalarının nedeni budur. Bu açıdan bakıldığında bu küçük canlıların çok büyük bir bölümünün dünyayı temizlemekte olduğunu anlarız. Bu canlılar, besinlerini oluşturan pulların, salgıların, tozların, mantar sporlarının, polen tanelerinin ve bitki liflerinin yok edilmesini sağlarlar.

Akarların sayıları çok fazladır. Ev tozunun 1 çay kaşığına (1 gr) düşen akar nüfusu 1000 kadardır. Böylesine fazla miktardaki akarın sürekli faaliyet halinde olduğunu düşündüğümüzde çevremizde çok detaylı bir temizlik yaptıklarını anlarız. Eğer akarlar olmasaydı, bu mikro atıklar her geçen an daha da fazlalaşacak ve dünya yaşanamaz bir yer olacaktı.

Akarların yeryüzüne katkıları bununla da sınırlı değildir. Bazı akarlar beslenmek amacıyla farkında olmadan bulundukları ortama fayda getirirler. Örneğin “pyemotes tritici” türündeki akarlar genellikle depolanmış olan tahıllarda, kurutulmuş tanelerde ve bezelyelerde, samanlıklarda, kuru otlarda ve kurutulmuş çimenlerde üremektedir. Bu canlılar yaşadıkları ortamlar için son derece faydalıdırlar. Çünkü depolanmış tahıl ve benzeri besinlerle beslenen böcekleri felce uğratıp ortadan kaldırırlar.

Akarların sahip olduğu bu özellikler, yeryüzündeki her şeyin tek ve üstün bir Yaratıcısı olduğunun açık delillerinden biridir. Her şey, üstün yaratıcı olan Yüce Allah’ın belirlediği şekilde, O’nun izni ile ve O’nun belirlediği kadere göre işlemektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka İlah yoktur. Her şeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O’na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.” (Enam Suresi, 102)

Akarların Son Derece Kompleks Vücut Yapıları Vardır

Göremediğimiz bir alemde yaşayan akarlar, Alemlerin Yaratıcısı olan Yüce Allah’ın üstün aklının ve kusursuz yaratışının delili olarak oldukça kompleks bir bedene sahiptirler.

• İşlevsel Ağız ve Ayak Yapısı: Akar dediğimiz canlı, insan kafatasına benzeyen bir bedenden oluşur. Bedenin üzerinde seyrek olarak tüyler bulunmaktadır. Ağzı, kafatasına benzeyen bu vücudun önünde toplanmıştır ve delmeye ayarlı özel bir yapıdadır. Akar, sahip olduğu bu özel yapı sayesinde kendisine uygun bulduğu yiyecekleri küçük parçalara ayırabilir ve dolayısıyla besini vücuduna alabilir. Akarın vücudu ovaldir ve ince çiziklerle kaplanmıştır. Bu oval vücuttan sekiz küçük bacak çıkar. Ayakları ise son derece önemli bir yapıya sahiptir. Ayak tabanları akarların halı iplikçikleri arasına ve döşemelerin derin bölmelerine gömülebilmelerini sağlayan yapışkan bir madde ile kaplanmıştır. Bu sekiz küçük bacak en güçlü vakum temizleyicilerinin bile çekiş gücüne direnç gösterebilir. Gözle görülmemesine rağmen akarlar, oldukça kapsamlı “iç organlara” da sahiptirler.

• Besin Depolayan Sindirim Sistemi: Akarların bazısı hem karada hem de suda yaşayabilir. Karada yaşayabilen akarlar “soluk borusu” yoluyla nefes alırlar. Soluk borusunun hemen yanında da “yemek borusu” bulunmaktadır. Bazı akarların bitki hücrelerini delebilecek kadar keskin olan beslenme organları bulunmaktadır. Akarlar bu organları ile besinlerin özündeki suyu rahatlıkla emebilirler. Akarın yediklerini sindirmesini sağlayacak “sindirim sistemi” ön tarafında kaslı bir “yutaktan”, uzun ve dar bir “yemek borusundan”, bir “mideden”, kısa bir “bağırsaktan” ve arka taraftaki “bağırsak boşluğundan” oluşmaktadır. Karıncığın mideye ait olan çiftli keseleri vardır. Bunlar kısmen besin depolama organları olarak işlev görüp bazı akarların beslenmeksizin uzun süre hayatlarını devam ettirebilmelerini sağlar.

• Kontrol Merkezi Sinir Sistemi ve Beyin: Bazı akarlarda yemek borusunu çevreleyen oldukça gelişmiş bir “sinir sistemi” vardır. Beynin bir bölümünden yayılan sinir dizisi, “bacaklar”, “sinir sistemi”, “kas sistemi” ve “üreme organlarındaki” sinirleri harekete geçirir. Ağız bölümlerindeki sinirler de beynin diğer bir bölümü tarafından harekete geçirilmektedir. Kısacası, görülmeyen akarın bir “beyni” vardır.

• Ortak Çalışan Dolaşım ve Boşaltım Sistemi: Akarlar arka bağırsağa açılabilen “boşaltım organlarına” da sahiptir. Bunlar vücut boşluğundaki atık maddeleri toplarlar ve bunu “guanin” adı verilen organik bir bileşiğin içerisine iletirler. Boşaltım organlarına kadar gelen bu iletim kan dolaşımı yoluyla gerçekleşir. Kan, bir kalp ya da çeşitli kasların hareketleriyle vücut içinde dolaşmaktadır. Yani görülmeyen akarın bir “kalbi“ de vardır.

Görüldüğü gibi sadece mikroskop altında incelenebilen, varlığından eser dahi olmayan akarların bedenine Allah, birbirinden kapsamlı, çeşitli ve aynı zamanda kompleks organlar yerleştirmiştir. Bunların hiçbirinin birbiriyle bağlantısı atlanmamıştır. Canlının yaşaması için gerekli olan her sistem akarların mikroskobik bedeninde kusursuzca yaratılmıştır. Daha yüzlerce detayı olan bu sistemlerden sadece bir tanesini, bir mideyi veya sinir sisteminin tek bir mikroskobik ağını sahte evrimin hayali mekanizmaları asla meydana getiremez. Kuşkusuz bu imkansızdır. İşte bu nedenle küçücük bir akarın sahip olduğu her detay, Yüce Allah’ın üstün yaratışını sergiler:

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara Suresi, 164)

Sonuç: Akarların Her Davranışı Yüce Allah’ın Kontrolü Altındadır

Bu birkaç paragrafta, eğer bir insan veya hayvan bedeninden bahsediyor olsaydık, saydığımız organların ve sistemlerin varlığı kulağımıza daha makul ve daha normal gelebilirdi. Ancak edindiğimiz bu kadar bilginin ardından tekrar hatırlatmakta fayda var. Bir akar, bildiğiniz veya karşılaştığınız en küçük böcekten, hatta görebildiğiniz bir noktadan daha küçüktür. Sizinle birlikte sizin bulunduğunuz her yerde milyonları aşan bir topluluk şeklinde yaşar. Sizinle birlikte yaşamasına ve bu kadar geniş bir topluluğa sahip olmasına rağmen, bu canlıların varlığından eser yoktur. İşte bu, Allah’ın varlığının tecellilerinden biridir. Bu canlılar sahip oldukları detaylar ile yeryüzündeki kompleks yaratılışı gözler önüne sererler. Bu gözle görülemeyecek derecede küçük mikroorganizmaların vücut sistemlerine, kan pompalayan kalbe, sinir ağlarından oluşan beyine sahip olmaları birer mucizedir. Söz konusu canlıların bulundukları ortamı adeta küçük birer elektrik süpürgesi gibi temizlemeleri veya tahıl ürünlerine zarar veren böcekleri felce uğratmaları ise her canlının bir amaç uğruna yaratıldığını bir kere daha kanıtlar. Yüce Rabbimiz bu gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle bildirir:

“Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” (Müminun Suresi, 115)

Zaman geçtikçe, teknoloji ve bilim daha fazla ilerledikçe Yüce Allah’ın yarattığı bu sanat eserlerine yenilerinin eklenmesi ve gizli olan yeni keşiflerin ortaya çıkması ile üstün yaratılış gerçeği pekişmektedir. Yüce Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur: “Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?

Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 17-18)

Akarlar Hakkında...

Akarlar ölü deri hücreleri ve kabukları ile beslenirler. Bu nedenle insanların yaşadığı ortamlarda bulunur, insan aktiviteleri ile çevreye yayılır ve hareket ederler. Beslenme malzemelerinin toplandığı yerler ise genellikle yatak ve minderler, mobilyalar ve halılardır.

Akarlar su içmezler ama havadan ve ortamdan aldıkları nemi emerler. Bu nedenle bulundukları çevredeki nem onlar için önemlidir. %70-80 gibi oldukça yüksek orandaki nemden ve yaklaşık 270C sıcaklıktan hoşlanırlar. Böylesine uygun bir ortam bulduklarında sayılarını oldukça artırabilirler. Örneğin yarım hektarlık bir otlak toprağında 6.000.000 kadar üyeleri bulunabilmektedir.

Dünyanın çok farklı bölgelerine dağılmışlardır. Everest Dağı’nın 5000 metre yükseklikteki yamaçlarında da, Kuzey Pasifik Okyanusu’nun 5200 metre derinliklerinde de yaşayabilmektedirler. Sırf Antarktika’da 50’den fazla, karada yaşayan akar türü bilinmektedir. Ayrıca kaplıcalar, mağaralar, çöller ve tundralar da dahil olmak üzere pek çok yerde bulunabilirler. Metrelerce derinlikteki madenlerde, soğuk ve termik kaynaklarda 5000C kadar yüksek ısıya sahip olan yer altı sularında, havuz ve göllerde yaşayabilirler. Farklı ortamlarda yaşayabilen akarların bu farklı türlerinin sayısı 500.000’den fazladır.

Akarlar yaşamları süresince toplam dört aşamadan geçerler. Yumurta, larva, nemf aşaması ve yetişkinlik. Yetişkinler bir kere derilerini değiştirirler. Yumurtadan yetişkinliğe uzanan bu dönem yaklaşık 1 ay sürer. Yumurtlayan dişilerin nüfusu da her hafta 25-30 kadar artar. Yetişkin akarlar, ortamın nem seviyesi ve ısısına bağlı olarak 2 ay kadar yaşayabilirler.

Akarlar zor durumda kaldıklarında, diğer canlılar gibi kendileri için savunma yöntemleri geliştirirler. Örneğin yonca akarları kendileri için elverişsiz olan iklim koşullarında kış uykusuna veya yaz uykusuna yatarlar. Yaşamaları için gereken belirli aralıklardaki sıcaklığın, arttığını ya da azaldığını fark ettiklerinde bir tehlikenin söz konusu olduğunu anlarlar. Aldıkları tedbir sonucunda vücutlarının bazı fonksiyonlarını yavaşlatır ve uyku durumuna geçerler. Adeta bir ölü şeklini alan bu canlılar, çevrenin olumsuz şartlarından bu sayede etkilenmezler ve havalar yaşamaları için elverişli bir sıcaklığa geldiğinde yeniden eski hallerine dönerek yaşamaya başlarlar.

bilimdunyasi.net