Filozof.net

Anasayfa

Kübizm Nedir Akımı, Tarihi, Temsilcileri, Kurucuları

Kübizm, 20. yüz yılın başında ortaya çıkan ve daha çok resim alanında kendini gösteren, sonradan öteki sanat dallarına da etki yapan; konunun sadece görünen tarafını değil, görünmiyen taraflarını da göstermiye çalışan bir sanat akımıdır.

1910'da kendini göstermeye çalışan kübizm, dört yıl kadar bir ömür sürdükten sonra 1914'de değerini kaybetmiştir. Aslında akim realitesine aykırı düşen ve her şeyi geometrik şekil içinde görmiye çalışan kübizm, 1913'ten itibaren edebiyat alanına da geçmiştir.

Empresyonizme bir tepki olarak meydana gelen kübizm edebiyata Gaulaume Apollinaire'in gayretiyle girmiştir. Bundan sonra André Sahnen, P. Reverdy, Jean Cocteau, Biaise Cendrars, Mak Jacob gibi şairler, kübizmi edebiyatta kökleş-tirmeye ve geliştirmeye çalışmışlardır. Fakat bütün gayretlere rağmen kübizmin ömrü uzun olmamıştır.

Kübizmin Türkiye'de resim alanında tesiri görülmekle beraber, edebiyatta yankı bulduğu söylenemez. Bir kaç özentili şiir yazıldıysa da ses vermemiştir.

Kübizm, hemen her memlekette zaman zaman denenmiştir. Kendi ülkemizde bile I. Dünya Savaşından sonra, özellikle resim alanında kübizme bağlı çabalar görülmüşse de köklü bir çığır olmak durumuna gelememiştir. Kübizmin dayandığı prensipler şunlardır :

1. Kübizmin, empresyonizme karşısı tepkisi
Empresyonizm, konunun belli bir ışık altındaki görünüşünü, yani doğrudan doğruya kendisini değil de yarattığı duyumları saptamıya çalışan bir sanat metodudur.

Kübizme göre empresyonizm, duyumların yani sürekli olmayan, gelip geçici şeylerin tasviridir. Kübizm ise, süreli olan ve değişmiyen özün tasvirine çaba göstermektedir. Eşyanın dış görünüşüyle birlikte özünün de gösterilmesi gerektir. Meselâ insanın yalnız dış görünüşünü ele almak, onu, sadece bir madde olarak düşünmek olur. Halbuki, o, birtakım fikirlerin ve duyumların da sahibidir. Sanat onun bu tarafını da göstermek zorundadır. O halde olaylarla duyguları birbirinden ayrı olarak düşünmek doğru değildir. Objeyi, yani konuyu bir bütün (kül) halinde tutmak gerektir.

Meselâ "Ressam, balkonda bulunan, fakat içeriden görülen bir adamın resmini yapmak istediği zaman, sahneyi pencereden görülen kısma inhisar ettirmiyecek; bilâkis balkondaki adamın sokağa ait bütün duyumlarını da aynı tablonun içerisine yerleştirecektir." (1)

Bu, şu demektir: Hayat, büyük bir olaydır. İnsan bu olayın içinde birçok şeyi hep birden görmekte ve yaşamaktadır. 0 da bu büyük olayın içinde olanlardan biridir. Şu halde balkondaki adamı, seyrettiklerinden ayrı olarak düşünemeyiz. Bu adam balkondan, geçen trenleri, otomobilleri, koşan duran insanları, caddeleri, damları, bacaları görmüş; fabrikaların düdüklerini işitmiştir. Hattâ balkondaki adam o anda vücudunu bile unutmuş, seyrettiklerinin içine düşmüş, ya da onların arkasından koşmaktadır. Şimdi nasıl olur da sanatçı, bu adamı, sadece içeriden gördüğü kısmiyle eserine geçirebilir? Halbuki o anda, bu adamın kafasında bir fabrikanın dişlisi, bir otomobilin direksiyon simidi dönmekte; beyninden bir cadde akmaktadır. Peki bütün bunları ne yapacağız Sanatçı olarak bunlara do-kunmıyacak mıyız? Bunlarsız bir adam nedir?

Bütün bunları sorup düşünen kübizmin sanatçısı, insanı dış görünüşü ve duyumlariyle birlikte bir bütün halinde geometrik şekillere bağlıyarak sanata getiriyor. Bir ressamın tablosunda insan, camdan yapılmış gibi, içinde ne varsa ortaya koyuyor.

"Şu tabloya bakınız: Bir pipo, yarısı görünen bir kitara, bir şömendöfer diski, makinecinin bıyıkları... Ressamın karışma ait bir profil. Bunların hepsi bir arada, aynı çerçevenin içinde; telgraf telleri ve güneş ışınlariyle karışmış bir halde." (2)

İşte bu düşüncelerle kübizm, empresyonizmin sadece duyumları tasvir etmesini tenkid etmiş, konuyu içi ve dişiyle birlikte bir bütün halinde işlemiye çalışmıştır.

2. Kübizmin güttüğü metod
Önce manzara veya olayın geçtiği yer ana parçalarına ayrılır, sonra bu parçalar sanatçının kişisel görüşüne göre yeniden birleştirilir. Böylece şeyin bütünü, aslındaki gibi değil, sanatçının duyumlarına göre geometrik bir karakter içinde şekil alır. Eğer şey yani konu, tabiattaki şekliyle sanata girse, sanatçının rolü kalmaz. Onun için, önce analiz yardımiyle konu olan şeyin parçaları tanınacak, ondan sonra da sentezle o şey, sanatçının isteğine göre yeniden meydana gelecektir.

Kübizmde XX. Yıl yıl başlarındaki toplumlarda görülen sosyal gerginlik ve dengesizliklerin etkilerini bulmak mümkündür.

Bu metod edebiyatta da kullanılmış, şairler de şiirlerinde, analiz-sentez metodu ile mısralar sıralamış, peyzajı ve hayatın sahnesini kendi kişisel görüşlerine göre anlatmyıa çalışmışlardır.

 

(1,2) S. Kemal Yetkin — "Edebî Meslekler"

Konu Hakkında Bilgini Paylaş & Yorum Ekle


Güvenlik kodu
Yenile