Filozof.net

Anasayfa

Kadı Burhaneddin Edebi Kişiliği, Yönü, Eserleri, Hakkında Bilgi

Kadı Burhâneddin, XIV. yüzyılda Türk edebiyatının gelişmesinde önemli katkıları bulunan bir şair olmakla birlikte Osmanlı sınırları dı­şında yaşadığından Osmanlı kaynakların­da kendisine pek yer verilmemiştir. Taş-köprizâde. Hoca Sâdeddin Efendi ve Ka­tib Çelebi, Kadı Burhaneddin'in tanınmış bir şair olduğunu söylemekle yetinirken Osmanlı tezkire müellifleri ondan hiç bah­setmemiştir.

Kendine has bir lirizm içinde âşıkane şiirler yazan Kadı Burhâneddin duygu yüklü şiirlerinde Fuzûlî'yi; renk, pırıltı ve samimiyette Bâkî'yi andırır. Onun en ori­jinal yanı sevgilinin saç, kaş, kirpik, göz, yüz, ağız gibi güzellik unsurlarını çok sık kullanmasıdır. Hemen her şiirine bu un­surlarla başlayan şairin edebî sanatlar içinde daha çok teşbih, tevriye ve cinasa yer verdiği görülmektedir. Kadı Burha­neddin'in şiirlerinde mücadelelerle geçen hayatının yansımalarına da rastlanır. Bu tip şiirlerinde onun savaşçı, cesur ve ha­şin tavrı dikkat çekmektedir. "Sûfîlerin dileği mihrâb namaz  Er kişinin arzusı meydan olur" beyti onun bu tavrına bir örnek teşkil eder. İran mitolojisi ve astro­lojiden gramer, mûsiki ve tasavvuf terim­lerine kadar farklı alanlara ait terimleri şiirlerine ustaca yerleştiren şair daha çok dünyevî konulara rağbet etmiş, dinî ko­nulara ise az yer vermiştir.

Tasavvufî konulan işleyen gazeller de yazan Kadı Burhâneddin'in gayb, şühûd, cezbe, tecellî, cem' gibi tasavvuf terim­lerini yerinde ve doğru olarak kullandığı, sevgiliye ait güzellik unsurlarını tasavvufî açıdan değerlendirdiği görülmektedir. Şair, İslâm öncesi Türk şiir türlerinden biri olan tuyuğun Anadolu'ya taşınmasında bir köprü vazifesi görmüş, eski tuyuğ tar­zına hâkim olan hikmet anlayışını tasav­vuf! gelenekle birleştirerek devam ettirmiştir.

Kadı Burhâneddin sûfî olmamakla bir­likte tasavvufa yabancı da değildir. Onun. bizzat Muhyiddin İbnü'l-Arabî tarafından yazılmış bir Fuşûşü'l-hikem nüshasını okuduktan sonra zahir ve bâtın gözünün açılıp ilâhî nuru gördüğü tasavvufa dair başka kitaplar da okuyarak bu konudaki bilgisini genişletti­ği, sûfîlere büyük saygı gösterdiği kaydedilmektedir. Ali Nihad Tar­lan onun dört gazelini tasavvufî açıdan şerhetmiştir.