Filozof.net

Anasayfa

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Eserleri, Romanları, Hikayeleri, Hakkında Bilgi

Mensureler

Edebİyât-ı Cedîde döneminde başlayan mensur şiir tü­rünün XX. yüzyıldaki en önemli temsilcisi olan Yakup Kadri, çağrışım dünyası zen­gin kalem tecrübelerini Erenlerin Ba­ğından (istanbul 1338) ve Okun ocun­dan (İstanbul 1940) adlı kitaplarında top­lamıştır. Bunlarda kaderci, rind, isyan­kâr ve bedbin bir ruhun ifadeleri ahenkli bir Türkçe ile dile getirilmiştir. Tevrat, İn­cil, Kur'an, kısas-ı enbiyâ. Yunan mitolo­jisi, Fransız sembolist ve parnasyenlerinden değişik Türk ediplerine kadar yaygın etkilerin görüldüğü mensurelerinde dinî vecd yerine dinî kaynaklardan gelen duy­gu ve üslûp unsurları hâkimdir.

Denemeler. Alp Dağlarından ve Miss Chaalfrin'in Albümünden (İstanbul 1942) adlı eserinin birinci kısmında bir Türk gözüyle Batı, ikinci kısmında Batılı gözüyle Doğu'nun kabataslak bir tablosu çizilmeye çalışılmıştır. Mektup tarzında kaleme alınan bu eserde yazarın Batılı­laşma meselesiyle ilgili romanlarının fik­rî cephesi hakkında da zengin malzeme vardır.

Romanlar

1922-1956 arasında dokuz romanı yayımlanmış olan Yakup Kadri'nin bu eserlerinin en belirgin özelliği bir de­vir romanı (nehir roman) oluşudur. Zaman dilimi itibariyle bunların ilki. Jön Türkler'in Avrupa'daki macerasını bir dramj şeklinde anlatan Bir Sürgün'dür. Dr. Hikmet, ideolojik açıdan düşünce yapısı açıklığa kavuşmamış bir ay­dın olarak kaçtığı Paris'te aradığını bula­maz. Oradaki Jön Türkler, Avrupa kamu­oyuna açılmak yerine birbirleriyle boğaz boğazadırlar. Aslında gözü kapalı bir Av­rupa medeniyeti hayranlığı, bu medeni­yete dair kalıplaşmış birtakım kanaatler içindeki Jön Türkler, bütün Frenkperestliklerine rağmen Avrupalı'nın pek de umurunda değildir. Şarklı simalar onlara insanlık namına âdeta bir vicdanî huzur ve emniyet verir. Fakat Jön Türkler'in bu gibi vicdan muhasebelerinden bir uyanış değil ikiliğe yenik düşme neticesi çıkar. Dr. Hikmet'le yazar arasındaki bazı ben­zerliklerden dolayı eserin otobiyografik oidugu ileri sürülmüştür. Aslında onun bütün romanlarında yazar-kahraman yakınlığı vardır. Hep O Şarkı'nın (İstan­bul 1956), Sultan Abdülmecid'in onuncu cülus şenliğinde doğan kahramanı II. Abdülhamid devrinin yirminci yılını yaşamaktadır. Batılılaşma'nın doğurdu­ğu yozlaşmanın başlangıcı olan bu yıl­larda geçen bir yasak aşkın hikâyesi gi­bi görünen eserde sosyal plandaki çürü­me ve çöküş anlatılmaktadır. Paşa kızı olarak dünyaya gelen Münire, kendisinin hiçbir emeği olmadan refah içinde oku­duğu romanlarda avuntu arayarak, ro­man kahramanlarıyla bütünleşerek ya­şamış, hayata bakışı okuduğu romanlar­la sınırlı fakat kendine göre kültürlü bi­ridir. Ancak bu kitabî kültür ona ülke­sinin Sivas. Van gibi şehirlerinin nere­de olduğunu ve İstanbul'a uzaklıklarını öğretememiştir. Yanlış Batılılaşma'nın toplumdaki en büyük tahribatı olan ne­sil çatışması en kesif şekilde Kiralık Konak'ta (istanbul 1338) dile getirilmiştir. Konak, geleneği ve tarihî birikimi olan bir yaşayış tarzının mekânı olarak temsilî bir değere sahiptir. Etrafına karşı ita­atkâr, hürmetkar ve müşfik olan Naim Efendi ile eşi Selma Hanım, Cihangir'deki konaklarında an'anevî bir hayat yaşar­ken oğullan Servet Bey ile her türlü ka­yıttan âzâde torunu Selma Hanım konak­tan nefret ederler. Servet Bey Şişli'de bir apartman dairesine taşınır. Böylece ro­manda hem geniş hem dar mekânların birbiri karşısındaki tezadı çerçevesinde iki ayrı medeniyet anlayışı ve iki ayrı nes­lin dramı anlatılmıştır. Mütâreke yılları İstanbul'unu anlatan Sodom ve Gomore (1928) Kiralık Konak'm devamı görünümündedir. Batılılaşma yozlaşması Kira­lık Konak'ta hızlanmış, Sodom ve Go-more'de ise toplumu yok oluşa sürükle­miştir. Yazar bu ismi niçin seçtiğini ro­manın başında, "Sodom ve Gomore Lût ve ibrahim devrinde Filistin diyarının tür­lü ahlâk bozukluklanyla Tann'nın gazabı­na uğramış iki büyük şehridir. İşte İstanbul düşman işgali altında iken ro­manın yazarına böyle görünmüştü" cüm­leleriyle açıklamıştır. Nitekim roman kah­ramanları şehvetle kaynayan, sapık iliş­kilerin girdabında, yalnızca bedenî haz­lar için yaşayan, milliyet hissinden tama­men uzak kimselerdir. Bunlar, alafranga züppeliği düşmanla iş birlikçiliğe vardır­mış Batı hayranlarının en uç noktada bu­lunanlarıdır. Nur Baba (İstanbul 1338) ve Hüküm Gecesi (İstanbul 1927) aynı yıkımı müesseselerden hareketle ortaya koymaya çalışır. Nur Baba, Osmanlı as­kerî sisteminin temelinde önemli rolü olan Bektaşî tekkelerinin aslî fonksiyo­nundan uzaklaşmasını, Hüküm Gecesi, demokratik teamülleri gelişmemiş par­lamenter sistemin yozlaştırılmasmı ko­nu edinir. Nur Baba'daki Bektaşî tek­kesi artık eskisi gibi ilâhî aşkla ruh ter­biyesi veren bir müessese değil cismanî aşk ve şehvet merkezidir. Hüküm Gecesi'nde ise siyasî iradeyi ele geçiren İttihat ve Terakkî'nin despotizmi eleşti­rilmiş, onun karşısındaki İtilâf ve Hür­riyet Fırkası'nın da aynı hamurdan oldu­ğu vurgulanmıştır. Osmanlı toplumun­daki çürümeyi şehir hayatı çerçevesinde Millî Mücadele yıllarına kadar getiren ro­mancı Yaban'da (İstanbul 1932) mekân olarak köyü seçmiş ve aydın-köylü (halk) anlaşmazlığına temas etmiştir. Cumhu­riyet Halk Partisi 1942 roman ödülünde ikincilik kazanan Yaban, topyekün millet için ölüm-kalım savaşı olan Millî Mücadele'de köylüyü şuursuz, hatta aleyhtar gösterir ve toplumun her tabakasında köklü bir değişimin kaçınılmaz olduğu mesajını verir. Yakup Kadri, Yaban yaz­dığı sıralarda "halk için halka rağmen in­kılâp" isteyen Kadro hareketinin önemli isimlerindendi. Yaban'daki köy Osman­lı'nın son kınntısıdır. Romanın sonunda köyün bütün sefaletiyle geriye çekilmesi, buna karşılık Ankara'dan gelen sesin git­tikçe güçlenmesi Yakup Kadri'nin bekle­diği devrimlerin sembolü gibi görün­mektedir. Ankara (Ankara 1934) Millî Mücadele'yi başarmış, şimdi yeni bir top­lum meydana getirecek olan aydın kad­ronun ferdî çıkar ilişkilerinden dolayı içi­ne düştüğü çelişkileri hikâye eder. Şapka kanunundan çok partili hayata kadarki zaman diliminin romanı olan Panorama, Cumhuriyet yıl­larında yapılan inkılâpların kökleşemediği teziyle siyasî ve içtimaî hayattaki te­zatları işlemektedir.

Hikâyeler