NABÎ (1642-1712) Osmanlı Divan şairi. Atasözlerine yer veren, öğretici şiirler yazmıştır.

Ruhâ’da (Urfa) doğdu, 10 Nisan 1712’de İstanbul’da öldü. Asıl adı Yusuf’tur. Doğduğu yerde güçlü bir öğrenim gördü. Arapça, Farsça’yı yazabilecek kadar öğrendi. 1665’te İstanbul’a gitti. Sunduğu bir mersiye ile vezir Musahip Mustafa Paşa’nın korumasına girdi, onun divan kâtibi oldu. IV.Mehmed’le (Avcı) birlikte avlanmak için sık sık Edirne’ye giden Mustafa Paşa’nın yanında bulundu. Padişahın 1671 Lehistan (Polonya) seferine katıldı. Kamaniçe Kalesi’ nin fethi üzerine Fetibnâme-i Kamaniçe’yi yazdı. IV. Mehmed’in şehzadeleri için 1675’te Edirne’de düzenlenen sünnet düğününü, on beş gün süren şenlikleri anlatan 587 beyitlik Sumâme’yi hazırladı. Her gün yapılan eğlenceleri, verilen şölenleri, sunulan armağanları ayrıntılı bir biçimde bu yapıtta anlattı.

1678’de hacca gittiğinde, padişah, Mısır Valisi Abdurrahman Paşa’ya, ona her türlü kolaylığın gösterilmesi için bir ferman yolladı. Nabî dönüşünde Mustafa Paşa’nın musahipliğine yükseldi. Urfa, Halep, Şam ve Kudüs üzerinden yaptığı Hicaz yolculuğunu, ağır bir üslupla yazdığı düzyazı Tuhfetü’l-Haremeyn’de anlattı. Bir süre sonra kendi isteği ile musahiplikten ayrıldı. Buna sevinenlere karşı ünlü “azliye” kasidesini yazdı.

1684’te, Mustafa Paşa’nın kaptan-ı deryalıkla Saray’dan uzaklaştırılıp Mora’ya gönderildiği sırada, eski koruyucusunu yalnız bırakmadı, onunla birlikte gitti. Paşanın ölümünden sonra Halep’e yerleşti. Burada oğlu Ebulhayr’ın adına ünlü mesnevisi Hayriye’yi yazdı. Yapıtta oğluna, yaşamı süresince sakınması ya da yapmaması gereken şeyleri öğütledi. Ayrıca tasavvuf simgelerine dayanmadan yazdığı Hayrâbad adlı bir başka mesnevisi ile Divan’ını düzenlemesi de bu dönemindeki çalışmalarının ürünleridir.

1710’da Halep Valisi Baltacı Mehmed Paşa ikinci kez sadrazamlığa atanıp kentten ayrılırken, Nabî’yi de yanında İstanbul’a getirdi. Nabî bir ay sonra kendi başvurusuyla darphane eminliğine, sonra da Anadolu muhasebeciliğine atandı. Silahdar Ali Paşa’nın isteğiyle yazdığı resmi ve özel mektupları Münşeât’mdz topladı.Düzyazı ustası Veysî’nin Hz. Muhammed’in doğumundan Bedir gazasına kadar getirdiği Siyer’ine Mekke’nin fethine kadarki olayları içeren bir zeyl (ek) yazdı. Câmî’nin kırk hadisini manzum olarak Türkçe’ye çevirdi.

Altı padişah gören Nabî, sade ve sakin bir yaşam geçirmiştir. 17.yy, Osmanlı Devleti’nin karışıklıklarla dolu, iktisadi durumunun iyice bozulduğu bir dönemidir. Toplum sorunlarının büyük ağırlık kazandığı bu dönemde, Nabî bilgece yazılıp atasözleriyle donanmış şiir tarzını seçerek yeni bir çığır açmış, bunun önderliğini yapmıştır. Dizelerinde duygu ve düş öğelerinden çok, düşünce egemendir. Onun için şiir, amaçsız sözcük oyunları yapmak değil, anlamlı, aydınlatıcı söz söylemek, yol göstermektir. Çağının aksak, çirkin yönlerini akıcı, yalın bir dille yermiştir.

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net