Filozof.net

Anasayfa

Süleyman Nazif Kimdir, Hayatı, Edebi Kişiliği

Süleyman Nazif. Türk, şair ve yazar, Servet-i Fünun Edebiyatı sanatçılarından (D. 1869, Diyarbakır -  Ö. 4 Ocak 1927, İstanbul).

Hayatı

Babası şâir ve târihçi Said Paşadır. Tahsile 1874’te Maraş’ta başladı. Maraş’tan Diyarbakır’a döndüklerinde, Nazif rüştiye (ortaokul)de devam etti. 1879’da Mardin’e babasının yanına döndüğünde, babasından dersler almaya ve Arapça, Farsça, Fransızca öğrenmeye başladı. 1892'de babasını kaybettikten sonra, Sırrı Paşanın vâliliği sırasında Diyarbakır’da bâzı görevlerde bulundu ve 1893'te Meclis-i Vilâyet ikinci kâtipliği, Vilâyet Matbaası Müdürlüğü ve Vilâyet Gazetesi başyazarlığına atandı.

1869'da Ermeni meselesini tetkik için Diyarbakır’a gelen Abdullah Paşanın takdirini kazanarak onun yanında terfiyle Musul’a gitti. Burada ve tekrar geldiği Diyarbakır’da fazla kalmayıp İstanbul’a geldi. Fakat II. Abdülhamîd aleyhine yazdığı yazılar sebebiyle, Paris’e kaçtı. Paris’te kaldığı sekiz ay süresince Meşveret Gazetesi’nde, II. Abdülhamid aleyhine yazmaya devam etti. Ayrıca 1897'de yine Paris’te Mâlûm-i Îlân ve Nâmık Kemâl adlı iki risâle yazdı.

Süleyman Nazif, tekrar yurda döndüğünde Bursa’da vilâyet mektupçuluğu göreviyle, ikâmete memur
edildi. 1908'de İstanbul’a dönüp gazetecilik yapmaya başladı. Bir ara Ebuzziya Tevfik ile, yeni Tasvir-i Efkâr Gazetesi’ni çıkardı. Ancak gazete tutunamayıp kısa sürede kapandı. Fakat bu Nazif’in yazar olarak tanınmasına yaradı. Yazılarında ise zaman zaman sert çıkışlar dikkati çekiyordu.

1915'te İstanbul'a dönen Süleyman Nazif, bundan sonra  Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul ve en son da Bağdat valiliklerinde bulunmuşsa da, bunları hakkıyla başaramadığı için idârî hizmetleri tamâmen bırakıp yazarlıkta karar kılmıştır. 4 Ocak 1927’de geçirdiği Zaturre hastalığı sebebiyle öldü.

Edebi ve Siyasi Kişiliği

Süleyman Nazif, nazım kadar nesirde de faaliyet göstermiştir. Fakat nesir dalında ancak 1908’lerden sonra kendini göstermiştir. Küçük yaşından îtibâren Namık Kemal’in etkisinde kalmıştır. İlk şiirlerinde ferdî hislenişlerin yanında sosyal dâvâlarla da ilgilendiği görülmekteydi.

Servet-i Fünuna bağlı olduğu zamanlar, onların görüşü olan “sanat sanat içindir” formülüne uyarak yazdığı şiirlerinde, hüzünlü duygular, mat bir aydınlıktaki hayaller işlendi.

1892-1897 arasında gazel, müseddes, murabba gibi klasik nazım biçimlerinde yazarak imzasız yayımladığı sosyal ve özgürlükçü içerikli ilk şiirlerini, 1906'da Mısır'da yayımladığı Gizli Figânlar adlı yapıtında toplamıştır. Bu şiirlerinde Tanzimat şairleri ve Namık Kemal geleneğini devam ettirmiş, duygu ve düşüncelerini yoğun bir dille anlatmıştır.

Nesirlerinde uyum kaygısıyla sık sık yabancı kelime ve tamlamalardan yararlanmış, süslü ve ağır bir dil kullanmıştır. Osmanlıca'yı savunmuş, hece ölçüsünün ilkel olduğunu, aruzun zenginliğine ulaşamayacağını ileri sürmüştür. "Cenk Türküsü" gibi hece ölçüsüyle yazdığı yalın şiirleri pek azdır.

1908’den sonra kullandığı nesir, dil ve üslupça Servet-i Fünundan gelen özelliklerin devam ettirilmesi ve geliştirilmesiyle vücuda gelmiştir. Nesrinde fikir ve bilgi kuvvetiyle irâdenin mantıkî bir düzen içinde seyrini görmek mümkündür. Ancak fikirlerinin kökleri dâimâ hisleri ve heyecanlarıdır. Fikirleri, zamanla ve içinde bulunduğu ruh durumuna göre şekil aldığından, yazılarında, birbirine zıt fikirlere rastlanır.

Nesirlerinde inandırma kâbiliyetinin olmasına rağmen tenkitlerinde sık sık hislerinin tesirinde kalmış ve
taraflı davranışları görülmüştür.

Şiirlerinde de yaşadığı devirlerin politik düşüncelerinden aldığı ifâdeler, Osmanlı devlet adamlarına hissî saldırılar ve heyecanlı hücumlara yer vermiştir. Süleyman Nazif, bir fikir adamı, idâreci, devlet adamı değil, his ve heyecanlarına bağlı bir şâir ve edebiyatçıydı.

Süleyman Nazif’in taraflı tutumuna bir başka örnek de şudur. Kendisinin Bağdat vâliliği sırasında, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde Balkanlarda Şıpka Geçidinde seçme Türk birliklerinin mahvına sebep olan Müşir Süleyman Paşaya, bir mezar ve mezarının başına bir hitabe yaptırmak istemişse de bunu gerçekleştirememiştir.

23 Kasım 1918’de İstanbul’un işgâlini kınamak üzere Hâdisât Gazetesi’nde Kara Bir Gün adlı makâleyi yazdı. Bu yazı üzerine Fransız işgâl kuvvetleri komutanı Süleyman Nazif’in kurşuna dizilmesini emretti, fakat sonra bundan vazgeçildi. Yine 23 Ocak 1920 günü Pierre Loti’yi anma toplantısında yaptığı konuşma neticesinde, İngilizler tarafından iki yıla yakın bir süre kalacağı Malta’ya sürgün edildi.

1922 başlarında Millî Mücâdele'nin başarılı olması üzerine, İstanbul’a döndü ve yazı faaliyetlerine yeniden başladı. Aynı yıl İstanbul Öğretmen Okulunda, Nâmık Kemâl hakkında verdiği konferansı aynı isimle; son Osmanlı Pâdişâhı VI. Mehmed (Vahideddin) 'e şiddetle hücum ettiği mektuplar ve makâlelerini Târihin Yılan Hikâyesi adıyla bastırdı. Süleyman Nazif bazı yazılarını İbrahim Cehdi ve Abdüllahrar Tâhir adlarıyla yayınlamıştır.

Önceleri II. Abdülhamid’e şiddetle çatarken, memleketin fena âkibeti üzerine gerçeği görmüş ve "Sultan Hamid'e Şarkı" adlı uzun şiirinin ilk dörtlüğünde pâdişâha şöyle seslenmiştir:

Pâdişâhım gelmemişken yâda biz
İşte geldik senden istimdâda biz
Öldürürler başlasak feryâda biz
Hasret olduk eski istibdâda biz

Eserleri

Şiir: Gizli Figânlar, 1906, Fırak-ı Irak, 1918, (Irak’ın İmparatorluktan ayrılmasını anlatır)
Şiir-Düzyazı: Batarya ile Ateş, 1917, Âsitan-ı Târihte, 1917, Malta Geceleri, 1924, Çalınmış Ülke, 1924
İnceleme: Dayır-ı Bekr Vilayeti Salnamesi, 1896, Nasırüddin Şah ve Babiler, 1923, Mehmet Akif, 1924, Abide-i Şüheda, 1925, Fuzûlî, 1926, İki Dost, 1925, (Ziya Paşa ve Nâmık Kemâl’i anlatır)
Çeşitli: Çal Çoban Çal, 1921, makaleler (Malta sürgünündeyken yazılmıştır) Tarihin Yılan Hikâyesi, makaleler, 1922, Hz. İsa'ya Açık Mektup, 1924, Makaleler  Îmâna Tasallut-Şapka Meselesi, 1925,(Şapka kânunu çıkmadan, şapka giyilmesini destekleyen bir eser)
Çeviri: Lübnan Kasrının Sâhibesi, 1926 (Pierre Benort'ın)