Rus Biçimcileri, edebiyat tarihini devingen ve kendi kendine yeterli bir sistem (dizge) olarak görürler. Genel düzeyde edebiyat tarihinin yararlandığı birtakım radikal kavramlan (örneğin biyografik, toplumbilimsel ya da kültürel olgular) bir yana bırakmışlardır. Ancak radikal bir tarih anlayışını dışlarken, tarihselliği dışlamamış, yapıtın sanatsallığını tarihe dayandırmışlardır.

Şklovski, Rus Biçimcileri’nin özellikle Simgeci akımın “sanat, imgelerle düşünmektir” deyişine karşı çıktıklarım belirtir. Genel olarak insan, dış dünyaya, nesnelere, davranış ve düşünüş biçimlerine baka baka bunları kanıksamaya ya da başka bir deyişle yüzeyden algılamaya başlar. Oysa Şklovski’ye göre nesnelerin gerçekliğinin sanat yoluyla aktarılabilmesi için başlıca iki yaklaşım söz konusudur. Ya biçime ağırlık kazandırılarak algılama süreci uzatılır, ya da nesnenin, algılayana “yabancı kılma” (defamili-arize) yoluyla, ilk kez görülüyormuşcasma algılanması sağlanır. Şklovski bu iki yaklaşımın en iyi uygulamasını 18. yy Ingiliz romancısı Laurence Steme ’in Tristam Shandy adlı yapıtında başardığını öne sürer.

Rus Biçimcileri arasında dilbilime ağırlık verip Yapısalcılık ’a bir köprü kuran Roman Jakobson, dilin şiirsel işlevi ile öteki işlevlerini ayırt ederek, dilin şiirsel işlevi konusunu en iyi işleyen biçimci olmuştur. Nitekim söz konusu akım Rusya’da sona erdikten sonra, yapısalcı bir görünümle Prag Dilbilim Okulu çerçevesinde geçerlik bulmuştur.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net