Yumak

Bir gün,
Sarı, parlak bir ışık,
Sırma saçlar gibi bir aydınlık,
Erimiş aitına benzer bir alev,
Yandı dünyâmızda.

İçimiz sanki bizim bir dünyâ..

Tel tel olmuş süzülen âteşten,
Biz o gün,
O gün aldıktı avuçlar dolusu,
Başladık sarmaya dünyâmızda!..

Kimseler görmeyerek,
Sarışın telleri sardık, sardık..
Bir yumak oldu bu altın, bu ışık,
Bu alev

Bir ılık, tatlı harâretle avuçlarımız yandı ve parmaklarımız
Yandı.
Süzülen telleri sardık, sardık..

Alnımız döndü o gün
Bir sıcak yaz gününe.
O gün yanaklarımız

Bir kızıl gül... ve dudaklarımız açtı kızıl bir lâle. .
O alev telleri sardık, sardık..
Bir yumak oldu bu altın, bu ışık,
Bu alev..

Biz bu altın yumağı,
Kendi dünyâmızda,
Kimseler görmeyerek,
Başladık elden ele
Atarak oynamaya..

Sararak ellerimiz,
Yanarak ellerimiz,
Tel tel olmuş o yanan sevgimizi Bir yumak yaptık o gün,
Atarak elden ele,
Başladık oynamaya..

Geçti artık nice gün..

Bu oyun,

Bir ibâdet oluyor şimdi bize.
Ve o günden beridir sevgimizi Ne güzel sarmadayız gönlümüze!..

                                            Mehmet Behçet Yazar

Yorum ekle veya Makaleye katkı yap

Uyarı!
Hakaret içeren yorumların yasal takip gereği ip adresleri sistem tarafından kayda alınmaktadır.


Güvenlik kodu
Yenile

Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net