RAMAZAN SADAKASI

Soğuk, soğuk… Acı bir levha-i teşekkisi
Yolunda kalb-i hayâtın, gelir enîn-i riyah;
Soğuk, soğuk… Denizin lerzedâr-ı girye sesi
Eder yüreklere târi bir ihtizâz-ı cenâh.
Delik paçavralar altında bir küçük seyyah…

« Efendiler, ne olur, ben fakirim işte… » Sükût;
« Efendiler, acıyın… » Pür-vakaar ü bî-ârâm
Efendiler geçiyor; yavrucak soluk, mebhût
Nazarlarında hazin bir edâ-yı istirhâm,
Çolak eliyle verir her geçen hayâle selâm.

« Efendiler, ramazandır… mübârek akşamdır…
» Zavallı tıfl-ı sefâlet, zavallı ömr-i tebâh!
« Efendiler, acıyın, ben garibim işte… » Hayır,
Akın akın geçen erbâb-ı i’tizâz ü refâh
Eder bu kirli, bu yırtık sadadan istikrâh.

Soğuk, soğuk… Asabî darbelerle bir yağmur
Ufukta parçalanan bir sehâba hiddetle
Gelip likaa-yi zelîl-i hayâtı kamçılıyor.
Soğuk, soğuk… Bu tahammül-gezâ bürûdetle
Çocuk harâb olacak; âh, ey saâdetle

O süslü haclelerin sîne-i muattarına
Koşanlar, işte bir insan ki inliyor nefesi;
Bakın şu sıska, şu çıplak, şu eğri kollarına;
Bu artık işliyemez; hisse-i mesâisi
Sizindir işte, verin, susturun bu hasta sesi!


Tevfik Fikret

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net