Filozof.net

Metafizik Nedir, -Felsefede- Filozofların Görüşleri, Hakkında Bilgi

Kindî'den İbn Rüşd'e metafiziği Aris­tocu yaklaşımın aklî yöntemleriyle inşa etmek isteyen filozofların yanı sıra İbn Sînâ'nın "Doğu hikmeti" kavramından açıkça İşrâkî bir an­lam çıkaran ve dolayısıyla metafizik bil­giyi mistik tecrübeyle İrtibatlandıran İbn Tufeyl, İbn Seb'în ve Şehâbeddin es-Süh-reverdîgibi filozoflar da mevcuttur. Bun­lardan Sühreverdî son kadîm temsilcisi­nin Eflâtun olduğuna inandığı bir gelene­ği izleyerek "Meşşâî" dediği bilgi ve varlık anlayışını mistik aydınlanmaya dayalı me-tafiziğiyle (hikmetü'l-işrâk) aşmak iste­miştir. Kendisi felsefede nazarî araştır­manın belli bir anlam ve değeri bulundu­ğunu kabul etmekle birlikte mistik tecrü­beye dayalı hikmet yöntemini metafizik bilgiye ulaşmanın gerçek imkânı Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin. tasavvuf düşüncesine yeni bir boyut kazandıran varlığın birliği (vahdet-i vücûd) öğretisi de esas itibariyle bir metafiziktir. "İlâhiyyât" ve "İlm-i ilâhî" terim­leriyle ilâhî varlık düzeylerini veya ona ait bilgiyi kasteden İbnü'l-Arabî bu bilgiye sırf nazarî ve fikrî bilgiyle değil zevk ve keşif yoluyla ulaşılabileceğini savunmaktadır. Düşünüre göre Eflâtun el-ilâhî gibi felsefe tarihinde nâdir rastla­nan örnekler İstisna edilecek olursa ta-savvufî zevk ve keşif yoluna sırtını dön­müş filozofların sırf akla dayalı yöntemle ilâhiyyât alanında kesin bilgiye ulaştıkları iddia edilemez. Ancak bu değerlendirme, felsefe teriminin haksız biçimde kötü şöhret kazanmasıyla değil müslüman ke-lâmcıların da dahil olduğu bütün nazarî yöntem yanlılarının metafizik meseleler­de isabetten çok hata etmeleriyle ilgilidir. Onun talebesi olan Türk düşünürü Sadreddin Konevî ise tasavvuf metafiziğini konusu, ilkeleri ve problemleri sistematik biçimde belirlenmiş bir ilm-i ilâhî olarak kur­ma teşebbüsüyle dikkat çekmektedir.

Modern felsefenin kurucusu sayılan Descartes modern anlamdaki metafiziği de başlatan filozoftur. Felsefeyi kökleri metafizik, gövdesi fizik, dallan da öte­ki ilimler olan bir ağaca benzeten Descartes'a göre hiçbir metafizik iddia matematik öner­meler kadar açık ve seçik, doğruluğu geo­metrinin postülaları kadar şüphe götürmez yahut onun teoremleri gibi ispatla­nabilir olmadıkça kabul edilemez. Meta­fiziği de içine alan bu yeni kesinlik ve il-mîlik kriteri, Spinoza'nın geometriye da­yandırılmış metafiziği ve Leibnitz'in mo-nadolojisinde görüldüğü gibi Kanfa ka­dar birçok filozofça izlenecektir. Kant'ın metafizikle ilgili ele aldığı temel mesele bu disiplinin ilmî olup olamayacağı, bu­nun da ötesinde metafiziğin mümkün olup olmadığı, eğer mümkün değilse me­tafiziğe dair kadîm soruların ne anlam ta­şıdığı olmuştur. Kanfa göre metafizikçi-lerin kullandığı zaman, mekân, sebepli-lik, ruh ve Tanrı gibi kavramlar aklî yapı­mıza ait a priori formlardan ibaret oldu­ğu için onların dış dünyadaki gerçekliğiy-le ilgili tezler asla kanıtlanamaz. Teorik akıl için metafiziği imkânsız gören Kanfa karşılık Hegel varlık ve mantığın ilkelerini özdeşleştirmiş ve metafiziğe kurumsal bir alan açmıştır. Martin Heidegger, Descartes'ın metafiziği felsefe ağa­cının kökleri sayan benzetmesinden ha­reketle. "Felsefe ağacının kökleri hangi toprakta tutunur?" sorusunu sormuş, böylece metafiziğin ne olduğunu ortaya koymayı ve ilkelerin ilmi kabul edilen metafiziğin hangi temel üzerinde dur­duğuna açıklık getirmeyi amaçlamıştır. Eflâtun'dan beri metafizik, Heidegger'e göre "var olanı var olan olarak" konu edinmek suretiyle var olanla varlık ara­sındaki bağı koparıp atmıştır. Dolayısıyla gerçek felsefî düşünme metafiziğin te­meline geri dönerek yola koyulmalı ve onu aşmalıdır. Filozof Sein und Zeit adlı eserinin böyle bir yolculuğa çıkışı ifade ettiğini ve bu eserde yapılan işin temel ontoloji olduğunu belirtmektedir. Mantıkçı pozitivistlerin. metafizik önermeleri bilimin sınanabilirlik kriteri dışında görerek anlam­sız saymaları. Kari R. Popper'in bu ekole yönelttiği itirazlar bi­lim ve metafizik ilişkileri hakkındaki tartışmalara yeni boyutlar getirirken Alfred North VVhitehead, Tanrı-âlem-insan iliş­kilerini süreç felsefesine dayandırmış, onun fikirleri Charles Hartshorne gibi sü­reç filozoflarına, süreç metafiziğinin bilim ve teolojiyle ilişkisini yeniden ele alan lan G. Barbour'a  ve David Rey Griffin'de gözlendiği gibi postmodern te­oloji anlayışlarına İlham kaynağı olmuş­tur. Ezelî hikmet ya da gelenek olarak adlandırılan özellikle Abdülvahid Yahya (Rene Cuenon) ve îsâ Nûreddin (Frithjof Schuon) gibi müslüman Batılı düşünürlerin kaleminde çağdaş ifadesine bürünen bâtınî (tasavvufî) metafiziğin Batılı ente­lektüel çevrelerde oldukça yankı uyan­dırdığı bilinmektedir. Bu ekole bağlı mü­elliflerden Huston Smith'in geleneksel metafizik, modern bilim ve postmodern teoloji hakkında Griffın ile girdiği tartış­ma, farklı tasavvurlar için bir diyalog im­kânı bulunduğunu haber vermektedir. Ancak metafiziğe modern bilim açısından yaklaşan bazı görüşler bu disiplinin araş­tırdığı cevher, gerçeklik, bir bütün olarak evrenin varlığı, İlk ilkeler gibi meselelerin bilimsel araştırma alanına bir ölçüde in­dirgenebildiğim ve dolayısıyla metafizikçiye gerek kalmayacağını ima etmekte­dir. Eğer meta­fiziğe yönelik bu yaklaşım bütün bilme ve anlama imkânlarını özel bilimlerin epis-temolojik sınırlarına çekmek ve bütün düzeyleriyle varlığın anlamını keşfe çıka­cak insanın fiziğe indirgenmiş bir ontolo­jiyle yetinmesini istemek anlamına ge­liyorsa İnsanoğlunun metafiziğe olan vaz­geçilmez ihtiyacını vurgulayan görüşler  tekrar güncellik kazanacak demektir.

TDV İslam Ansiklopedisi