Özdekçilik ve Gölgeolguculuk

Felsefede Özdekçilik, başka kuramlardan varlığın yalnızca fiziksel olduğu savıyla ayrıldığından hem fiziksel hem de tinsel varlık türleri bulunduğunu öne süren Ikicilik’i dışlar. Özdekçilik’in temel sorunu, fiziksel olmayan nitelikler taşıdığı söylenen kimi olguların, örneğin anlıkta geçen olayların, gerçekte fiziksel olduklarını göstermektir. Öte yandan ikicilik için temel sorun, fiziksel olan gövde ile tinsel olduğu söylenen anlığın nasıl olup nedensel etkileşimde bulunabildiklerini açıklamaktır, ikicilik bu konunun açıklanması bağlamında değişik kuramlar üretmiştir. Bu kuramlardan biri olan Gölgeolguculuk (Epiphenomenalism) Özdekçilik ’e çok yaklaşan özellikler taşır. Bu yaklaşıma göre, anlık beynin işlevi sonucunda doğan bir gölgeolgudur. Anlıkta olup biten her şeyin nedeni fiziksel nitelikli beyin olaylarıdır. Anlıksal olaylar hiçbir fiziksel olaya neden olamazlar. Dolayısıyla yalnız gövde anlığı etkiler. Anlığı bu ölçüde edilgin bir konuma yerleştirmesine karşın, Gölgeolguculuk, özdekçi bir kuram değildir. Çünkü bu kuram, edilgin olsa da, anlığın gövdeye, yani özdeğe indirgenemey en bir varlık olduğunu onaylar. Bir başka deyişle, ikicidir.

İlk Çağ Özdekçiliği’nde tin, çok ince atomlardan oluşan bir varlık olarak kavranmaktaydı. Yeni Çağ Özdekçiliği’nde ise, Hobbes’la birlikte, tin ya da anlık, beyinde oluşan bir devim biçiminde yorumlanmaya başlandı. Toland ile sürdürülen ve 18.yy’da Fransa’da, 19.yy’da ise Almanya’da yayılan Özdekçilik çoğunlukla bu görüşü işlemiştir. Örneğin Czolbe, Vogt, Moleschott, Büchner ve Haeckel gibi Alman özdekçileri de Hobbes’un yorumunu izlerler. Ancak, hem 18.yy’da Fransa’daki, hem de 19.yy’da Almanya’daki özdekçilerin anlık ya da tin kavramını açıklayışları tam bir tutarlılık göstermemiştir. Bu tutarsızlığın tarihsel kökenini yine Hobbes’ta bulmak olanaklıdır.

Hobbes, anlığı beyin içinde bir devim olarak yorumladığı gibi, kimi kez de beynin içinde bulunan “ince bir varlık” olarak düşünmüştür. Ancak, onun anlıksal olayları açıklayışı, özdekçi olmaktan çok gölgeolgucu bir renk taşır: Bilinç durumlarını, deney içeriklerini ve öbür anlıksal olayları, devimin ilinekleri, görüntüleri, yani etkileri olarak düşünür. Bu ilinekler, görüntü ya da etkiler ne beyin ne de ondan oluşan devimdir. Beyindeki devimin etkisi, Hobbes’a göre, “devim gibi değildir”; ayrı bir varlık türüdür. Bir başka deyişle, Hobbes, sonuçta Gölgeolguculuk’u da benimseyerek hem özdekçi hem de ikici bir görüşe varır.

Hobbes’un salt özdekçi açıklamalarını benimseyip sürdürenler Toland, Priestley ve Holbach gibi düşünürlerdir. Öte yandan 18. ve 19.yy’ın pek çok özdekçi eğilimli filozofu, Özdekçilik ’le, Gölgeolguculuk arasında bocalamışlardır. Alman Özdekçileri, Hobbes’tan iki yüzyıl sonra bile anlık ve anlıkta olup bitenleri hem devim hem de devimin etkileri olarak görmeyi sürdürüyorlardı. Bu tutum Büchner ve Haeckel’in yapıtlarında açıkça görülür.

Gölgeolguculuk, Özdekçilik’in gerektirdiğinden de sıkı, tam anlamıyla zorunlukçu bir Belirlenimcilik getirir. Gölgeolguculuk’a karşı çıkanlara göre anlık özdekten ayn bir varlık olmasına karşın özdek üzerinde etkili olamadığına göre, hiçbir davranışın istençli oluşundan söz edilemez. Dolayısıyla insanlık tarihinde olup bitenlerin hiçbiri bilinçli niyetler ve istek üzerine yapılmış şeyler değil, kesin olarak belirlenmiş ve geçmiş olaylann saptadığı bir anlamda otomatik davranışlardır. Anlık, gövdenin seyircisi durumunda varolmuştur. Bu tutuma göre, tarih boyunca üretilen sanat yapıtlan, yeni teknolojiler, felsefe dizgeleri, hep önceki koşullann belirlediği “otomatik ” üretimlerdir. Özdekçilik içinse bu ölçüde sıkı bir Belirlenimcilik gerekmez. Anlık, ya beyin ile, ya ondaki devimlerle, ya da onun içindeki daha ince bir özdekle özdeştir. Bu özdeksel anlıkla gövde etkileşebilir ve dolayısıyla, yine özdeksel anlamdaki istenç davranışlara neden olarak, özgür seçime olanak sağlayabilir.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net