Tümevarım

Aristoteles mantığının özünü oluşturan ilkeler kavramlara dayanır. Bütün usavurmalar, yargılar kavramlar arasında kurulan bağlantıdan kaynaklanır. Bu kavramların deneyle duyu verileriyle bağlantısı söz konusu değildir. Önemli olan, yüklemle konu arasındaki ilişkiden doğan sonuçtur. Bu nedenle Aristoteles mantığı bir kavramlar mantığıdır, kavramların dışında kalan gerçek varlıklarla ilgisi ancak dolaylıdır. Felsefe tarihinde, ilk olarak, kavramlarla deney verileri arasında, varlık bakımından bir bağlantının bulunması gereğini öne süren, bilgi konusunda verilecek yargının tek tek deneylerle saptanması görüşünü savunan Bacon olmuştur. Onun geliştirdiği tümevarım yöntemi bir “deney mantığı ”dır. Tümevarım yöntemine göre gözlem ve deney yargının temel ilkeleridir. Yeni varsayımların ortaya atılması, benimsenmesi, gerçeği dilegetirme olanağı gözlem ve deneyle kazanılan verilere bağlıdır. Böylece düşünülenle doğada ortaya çıkan, varsayımla gerçekten varolan arasında, birbirini bütünleyici bir bağlantı kurulabilir. Tek tek deney verilerinden yola çıkılarak varılan yargı, bütün özdeş olaylar için geçerlidir.

Deney bilimlerinin gelişmesiyle tümevarım yönteminin uygulandığı alan da genişlemiştir. Özellikle 18.yy ortalarından sonra doğa bilimlerinde görülen hızlı ilerleme, yeni araştırma alanlarının ortaya çıkışı, gerçeğin deneyle kavranabileceğim, bunda güvenilir yöntemin de tümevarım olduğunu vurgulamıştır. Tümevarım bir düşünme değil, bir bilimsel araştırma yöntemi niteliği kazanmıştır. Onun Aristoteles mantığından ayrılan yanı da budur. Bu yöntemde bir olayı, bir varlık türünü yansıtan kavram salt düşünce ürünü olarak kalmaz, karşılığım somut olarak doğada geçerlik taşıyan doğa yasalarına varılır.

Doğa yasaları deneyle temellenir. Bilimin önermelerinin pek çoğu gibi, yasalar da gözlemin betimlemesine dayanır. Ancak, doğa yasaları yalnızca geçmişte gözlemlenen bir tutarlılığın betimlemesi değildir. “Bütün A’lar B’dir” biçimindeki yargılar, geçmişte kalıp gözlemlenmemiş ve gelecekte meydana gelecek olayları da kapsayan bir genellik taşırlar. Dilegetirdikleri, A türünden olay ya da varlıkların her nerede ve ne zaman olursa olsun B olduğudur. Kapsamlarının bu sınırsız genelliğine karşın, doğa yasaları, sınırlı sayıda gözleme dayanır. Bir başka deyişle, “kimi” tek tek olay ya da varlıkların gözleminden belirli bir türün “bütün” olay ya da varlıkları hakkında bir belirleme yapar. Bu sınırlı sayıdaki gözlemlerin betimlemesinden sınırsız genişlikteki genellemeye götüren düşünce biçiminin ya da mantığın ne olduğuna bakıldığında, bunun tümdengelim (deduction) olmadığı açıkça ortaya çıkar: tümdengelime göre “Kimi A’lar B’dir” gibi bir önermeden “Bütün A’lar B’dir” çıkarsanamaz. işte bu, belirli bir tür hakkmdaki tek tek gözlemlerden yapılan genellemeye “tümevanmsal çıkarım” diyoruz. Bu tür çıkarımda, tümdengelimin tersine, öncüllerin doğruluğu sonucun doğruluğunu gerektirmez. Tümevanmsal çıkarımın sonucu ancak “olası ”dır ve öncüllerin sağladığı sayısal destek ne ölçüde büyükse doğa yasasının olasılığı da o ölçüde yüksektir.

Filozoflar arasında tümevanmsal yargılann doğrulanma düzeyi ve bu tür çıkanmlann mantıksal yapısı konulannda önemli katkısı olanlar arasında başta Hume olmak üzere, J.S.Mill, çağdaşlardan da Peirce, B.Russell, Broad, N.Goodman, Carnap ve Strauson
sayılabilir.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net