Hümanizm

Batı düşüncesinde, insan varlığını ve değerlerini düşüncenin odağı durumuna getiren, usu bütün sorunların çözümünde temel ilke olarak benimseyen akıma Hümanizm denir. 14.yy başlarında, Dante'nin şiirinde ilk belirtileri görülen bu düşünce, Petrarca ve Boccaccio gibi düşünürlerin elinde bir kuram niteliği kazanmıştır. Hümanizm ’in başlangıcı Eski Yunan-Latin uygarlık ürünlerinin yeniden incelenmesi, esin kaynağı diye anlaşılmasıdır. Dante, Latin ozanı Vergilius’un Aeneas adlı yapıtından esinlenerek, bir inanç varlığı niteliğinde gördüğü insanın, içinde yaşadığı evren ve tinsel evrenle ilgili sorunlarını konu edinen Divina Commedia’yı yazdı. Usla inancın, umutla sevginin, özlemle tutkunun yan yana yürüdüğü bu yapıtta temel öğe yaşanan gerçeklerle yaşanması özlenenler arasındaki karşıtlıktır, insan biri iyilik, öteki kötülük olmak üzere iki çelişik tutumla karşı karşıyadır, iyiliğin karşılığı ödül, kötülüğünki cezadır, iyilik sevince, kötülük kaygıya sürükler. Bu iki çelişik durumu varlığında taşıyan insanın kurtuluş yolu nedir?

Bu sorunun karşılığı, “yaşamı us ilkelerine göre biçimlendirmek, sevgi, saygı, iyilik ve doğrulukla yönlendirmektir. ” Bunu başarabilmek için de insanı, kendi değerlerinin bütünlüğü içinde, bir us varlığı olarak anlamak gerekir. İnsan erdem, bilgelik, saygı, doğruluk, yücelik, elia-çıklık, yardım, yiğitlik, özveri, sevgi gibi değerlerin taşıyıcısıdır. Bunlar soyut birer kavram değil, yaşama içerik kazandıran, onu anlamlı kılan değerlerdir. Bunlar insanı yönlendirici, davranışlarını biçimlendirici birer ilke olarak alınırsa yaşamda korku, kaygı, dengesizlik, tedirginlik, üzüntü, gelecek karşısında güvensizlik gibi olumsuz durumlar ya hep ortadan kalkar ya da en aşağı düzeye iner, insan bir us varlığı olduğuna göre bunu başarabilir. Başarısızlık usa, yaşamda, gereken yerini verememekte, onun gerçek önemini kavrayamamaktadır. Uygarlığın gelişim aşamaları incelendiğinde, bütün insan başarılarının usla sağlandığı, ustan kaynaklandığı görülür. Usun değerini kavramak için, en önemli varlık alanı, ortaya konan insan başarılandır. Bunların en gelişmiş örnekleri de Yunan-Latin düşüncesinin ürünleridir. İşte bu görüş, Hümanizm denen akımın yönünü belirledi. Böylece resim, yontu, mimarlık, edebiyat, müzik, felsefe ve bilim alanlarında insanı konu edinme, anlama, açıklama eğilimi ağırlık kazandı. insan bir yandan inanan, bir yandan da us ilkelerine göre düşünen varlık diye tanımlanarak gündeme getirildi. 14.yy İtalyan sanatı, bütün türleriyle, insanı işlemeye başladı. Genellikle kilisenin koruduğu sanat, insanı bir inanç varlığı olarak gördü ve işledi, insanı odak edinen bu anlayış Rönesans’ın doğmasına olanak sağladı. Hümanizm gibi Yunan-Latin uygarlık ürünlerini incelemekle işe başlayan Rönesans, insanı yalnız us varlığı olarak düşündü. Bu nedenle Rönesans insanı, inancı usun ışığı altında görmeyi yeğledi ve felsefe tanrıbilimin kulu (ancilla theologicae) olmaktan kurtuldu. Öte yandan deney ve gözlem yöntemlerine dayanan bilimler de, inanın denetiminden çıkarak, usun aydınlığında yürüme olanağı buldu. Us ilkelerine dayanan yeni düşünce akımları Usçuluk, Deneycilik, Tinselcilik, Olguculuk, Aranedencilik, Dirimselcilik, İdealizm, Maddecilik gibi öğretilerin gelişmesine ortam sağladı.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi