Töz

Töz (substantia) kavramı felsefede nitelik taşıma ilkesini dile getirir. Buna göre, nitelik taşıyabilen her şey tözdür. Aristoteles töz kavramını ortaya atarken herhangi bir somut nesneyi düşünmüştür. Onun felsefesinde biçim kazanmış her özdek parçası bir tözdür. Dolayısıyla, töz tikeldir, özdek ve biçimden bağımsız ya da soyut olarak varolamaz. Biçim nesnenin taşıdığı nitelikleri içerdiğine göre tözün nitelik taşıması doğası gereğidir. Aristoteles, felsefenin en temel konusu diye nitelendirdiği metafiziği tözün doğasının araştırılması olarak belirlemiştir. Modem felsefe, tözü genel anlamda yorumlayarak bir genel töz kavramı doğurmuştur. Descartes’a göre töz, kendi başına ve başka hiçbir ilkeye dayanmadan varolabilen nesnedir. Bu genel kavramda töz artık somut ve tikel nesneleri dile getirmenin ötesinde bağımsız bir varlık biçimi anlamındadır. Descartes, saltık (absolute) töz olarak Tanrı’yı; göreli tözler olarak da Tanrı’nm yarattığı iki bağımsız varlık biçimi olan özdek ve tini belirlemiştir. Göreli tözlerin, birbirlerinden bağımsız olmaları durumunda, aralarında bir ilişki bulunamayacağını düşünmüştür. Descartes’ın bu töz ikiciliğine Spinoza karşı çıkmış ve birden çok varlık türü, yani töz bulunursa, bunların birbirlerinden bağımsız olamayacağını, bir tözün öbürünü sınırlayacağını öne sürmüştür. Spinoza’ya göre bir tek sonsuz töz vardır, o da hem Tanrı hem de doğadır. Böylece ortaya atılan tümtanncılık (panteizm) bir töz tekçiliği (monizm) getirmiştir. Descartes ve Spinoza’ya göre tözün, “onsuz olunmaz” temel nitelikleri “öznitelikler” (atri-butum), bunların kendilerini somut olarak gösteriş biçimleri de “kipler”dir (modus). Descartes’ta uzam ve düşünme iki ay n tözü belirleyen öznitelikler olarak görülürken, Spinoza’da aynı öznitelikler bir tek tözün temel nitelikleridir. Leibniz’de bir töz çokçuluğu (pluralizm) görülür. Ona göre tözler nesneleri ortaya çıkaran tinsel güç odaklandır. Monad adını verdiği bu ilkelerin temel nitelikleri devinim eğilimi taşımak ve tüm evreni bir arada tasarımlamaktır. Bu görüş açısından tüm özdeksel evren canlıdır ve devinim içindedir.

Locke, Descartes’taki töz ikiciliğini ana çizgileriyle benimsemiş, ancak bu kavramı Aristoteles’in tikel yorumuna daha yakın bir anlamda ele almıştır. Locke’a göre tikel nesneler, nitelikler ve onları bir arada taşıyan bir dayanaktan (substratum) meydana gelir. Locke’un tözden anladığı, daha çok, bu görünmez ve varsayımsal dayanak ilkesidir. Deneycilik açısından bu gibi gözlemlenemeyen ilkeler varsaymanın yaratacağı güçlüğün farkında olan Locke, tözü, felsefe tarihindeki yaygın kullanımından ötürü kabul ettiğini söyler. Berkeley “özdeksel töz” teriminin anlamsız olduğunu ileri sürerek bu kavramı yadsır. Bütünüyle olumsuz niteliklerle tanımlanan bu kavramın ne kuramsal açıdan bir gerekliliği bulunur, ne de deneyle temellendi-rilmesine olanak vardır. Berkeley ’e göre özdeksel töz, gerçekte karşılığı olmayan bir kurgu ürünüdür. Tinsel tözü bir etkinlik ilkesi olarak yorumlayan bu filozof, bu anlamdaki tözün hem kuramsal gerekliliğine hem de var olduğuna tam bir inanç besler. Hume ise, tözü her iki anlamda da yadsır. Geçerliliği kabul edilebilecek bir kavramın bir izlenimden kaynaklanması gerektiğini öne sürer ve bir arada gözlemlenen niteliklerden başka ve bunların ötesinde bir töz izleniminin bulunmadığını vurgular. Ona göre, nesneler nitelik tutamlarından başka bir şey değildir.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi