Görüngücülük

Görüngücülük (fenomenalizm) bir epistemoloji ve varlıkbilim kuramıdır. Terim olarak “görüngücülük”, Kant’ın çizdiği görüngü (fenomen) ve noumen ayrımından gelir. Bu kuram, varlık ve onun algısını görüngüler ortamının sınırlan içinde açıklama çabasıyla belirlenir. Görüngücülük deneyci gelenek içinde gelişmiştir ve algıyı bu geleneğin savlanyla tutarlı olarak açıklar. Locke, deneyci felsefesi içinde algılanan evreni algıdan bağımsız varlığı olan fiziksel-özdeksel bir ortam olarak tanımlamıştı. Oysa deneycilik her türlü bilginin algıdan kaynaklandığı savına dayandığına göre, algıdan bağımsız bir varlık ortamının bilinebileceğini varsaymak bir güçlük içerecektir. Bütün bilgimiz algıdan geliyorsa, algının ardında ve ona neden olduğu söylenen bu varlığı bilmememiz gerekir. Berkeley, bu noktaya dayanarak fiziksel evrenin varlığını yadsımış ve tüm varlığın algı içeriğinden başka bir şey olmadığını ileri sürmüştür. Berkeley’in savı, algının iç tutarlılığını ve sürekliliğini açıklamada yetersiz kalınca, algıyı Tanrı’nın üzerimizdeki etkisi olarak yorumlama durumuna düştü. Gerçekte deneycilikle tutarlı olan, algının dış nedeni olarak fiziksel evrenin yadsınması değil, böyle bir evrenin varlığının bilenemeyeceğinin dile getirilmesidir. En tutarlı, deneyci felsefe sistemlerinden birini geliştirmiş olan Hume, algının nedeni olan bir dış dünyanın bilinemeyeceğini söylemiş, Kant da bu görüşünde kendisini izlemiştir. Görüngücülüğün temelini işte bu son sav
oluşturur.

19.    yy’da, Hume’un kurduğu bu temel üzerine, görüngücü bir algı kuramı geliştirmeye çalışanlar arasında en önemli filozof Mill’dir. Mill’den başlayarak bu kuram bağlamında açıklanmaya çalışılan başlıca konu, bir fiziksel-özdeksel evrenin var olduğu bilinemediğine göre “nesne” dediklerimizin ne olduklarıdır. Mili, “özdek, kalıcı bir duyum olanağıdır” der. Bu düşünce doğrultusunda, daha sonraki deneyci filozoflar, Berkeley’deki “bir nesne için var olmak algılanmaktır” savını “bir nesne için varolmak algılanabilir olmaktır”a dönüştürmüşlerdir. Buna göre görüngücülük açısından bir nesnenin var olması şu an onun biri ya da Tanrı tarafından algılanmasına değil, algılanmasının olanaklı olması koşuluna bağlanır. 20. yy görüngücülüğü, dil düzeyinde, aynı koşulu şöyle verir: Dış dünya konusunda deneysel bilgi veren her önerme, eğer anlamlıysa, özdeksel nesneler varsaymak yerine, bütünüyle duyu deneyleri hakkında olan bir önermeyle çözümle-nebilmeli, bu önermeyle eşanlamlı olmalıdır. Çağdaş filozoflardan görüngücülüğü önce benimsemiş sonra da eleştirmiş olan Ayer, bu kurama göre, fiziksel nesnelerin duyu verilerinden kurulan mantıksal yapılar olduklannı söyler.

Görüngücülük her ne kadar özdekçi gerçekçilik ile öznel idealizm arasında bir bağımsız üçüncü seçenek oluşturmak çabasında ise de idealizme daha yakın bir kuramdır.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi