Stoa Okulu

Zenon’un Atina’da, Sokratesçi felsefe okullarının görümlerinden esinlenerek, kurduğu okulu, yapının biçimi, özelliği nedeniyle Stoa Okulu adıyla anmak felsefe tarihinde yaygın bir gelenektir. Stoa Okulu’nun benimsediği düşünce çığırının temelini yaşamı yönlendiren bilgi, bilgiye dayanarak doğaya uygun yaşama oluşturur. insanı, bütün eylem ve davranışlarına egemen olan bir us ve istencin taşıyıcısı olarak gören bu okula göre yaşamda örnek alınacak tek varlık doğadır. Doğaya uygun yaşamak için de kesin ve kuşkudan uzak bilginin kazanılması gerekir. Bu tür bilgi us ölçülerine uyan bilgece bilgidir, (episteme). Yaşamın bütünlüğü, düzeni ancak bilgi ile eylem birliğine dayanır. Çünkü bilgi bir süs değil, yönlendirici, düzenleyici, yaşamı aydınlatın ışıktır.

Stoa öğretisine göre insan ahlak bakımından yetkin olmalıdır. Bu yetkinliğin örnek insanı bilgedir.Bilge erdemli, düşünceleriyle davranışları arasında us ilkelerine uygun bir tutarlılık bulunan,bütün eylemlerinde doğruluğu,dengeyi, iyi ve güzeli kılavuz edinen kimsedir. O, kazandığı bilgece bilgi nedeniyle, doğanın uyulması gereken evrensel yasalarını, bireyler için gerekli olan davranış kurallarını, doğayı inceleyerek öğrenir. Zenon’un birer görüş olarak öne sürdüğü bu davranış öğeleri, ardılları Kleanthes ve Khrysippos  gibi filozofların elinde, yeni içeriklerle, gelişmiş, daha geniş kapsamlı bir öğretinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bu nedenle, felsefe tarihinde, birincisi Zenon’un okulu olmak üzere üç Stoa Okulu vardır. Zenon, Kleanthes ve Khrysippos üçlüsünün okuluna Eski Stoa, Panatios ve Poseidonios’un yönettikleri okula Orta Stoa, Roma egemenliği çağında kurulan ve Cicero, Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius gibi filozofların öncülük ettikleri okula da Yeni Stoa ya da Roma Stoası adı verilmiştir.

Hepsinin de kaynağı Eski Stoa olan bu okullara bağlı filozofların düşüncelerinde, başka okullardan gelen esinler, izler varsa da temel anlayışta ayrılık yoktur. Yalnız Roma Stoası’nda daha katı bir yaşama biçimi göze çarpar. Özellikle Epiktetos, yaşamda bütün duyu etkilerinden arınmayı, salt bir istenç varlığı olarak kalmayı önerir. Bu düşünce değişiklikleri, Eski Yunan insanının yaşama anlayışıyla bağdaşmayan, yeni bir toplum düzeni kuran Roma yönetiminin özünden kaynaklanır. Eski Stoa-Orta Stoa-Yeni Stoa üçlüsünün gelişim çizgisi üzerinde yürüyen ve us-istenç temeline dayanan görüş Hıristiyan felsefesinin de, İslam düşüncesinin de kimi çığırlarını derinlemesine etkilemiştir. Bu etki, insanı evren karşısında, tanrısal varlık alanına yönelik bir istenç varlığı olarak görmeyi sağlamıştır. insan us ve istencine dayanarak, içinde yaşadığı, geçici evrenden yüz çevirmeli, duyuların, duyguların etkisi altında kalmadan tanrısal olana dönmelidir. Duygulara uyarak yaşanan değil, istence, usa bağlanarak düşünülen, insan ve doğaüstü olan gerçektir.

Stoa öğretisi, içeriğinden birtakım öğelerin yerini değiştirerek, özellikle 19.yy’da yeni bir istenç Felsefesi’nin doğmasına olanak sağladı, istenç kavramına getirilen yorum, biraz değişik olmakla birlikte, yaşamı yönlendirmesi, varlığını düzenlemesinde etkinlik taşıması bakımından, kökeni eskidedir. Schopenhauer’in geliştirdiği istenç öğretisinin kaynaklarından biri Buddha’nın, öteki de bu üç Stoa okulunun görüşleridir. Bütün bu görüşlerin odaklaştığı konu insanın us ve istencine dayanarak kendini arındırması, yetkinleştirmesi sorunudur.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net