Filozof.net

John Locke Kimdir, Hayatı, Felsefesi, Eserleri, Hakkında Bilgi

LOCKE, John (1632-1704)

İngiliz, filozof. Deneycilik öğretisini kurmuş, toplumsal yönetim kavramını temellendirerek çağdaş demokrasinin doğmasına öncülük etmiştir.

29 Ağustos 1632’de Somerset’deki Wrinton’da doğdu, 28 Ekim 1704’te Oates’da öldü. Babası, İç Savaş’ta I.Charles’a karşı Parlamento’nun yanında yer almış bir avukattı. 1646’da Westminster School’da Yunan, Latin, İbrani ve Arap dillerini öğrendi. 1652’de Oxford Üniversitesi kolejlerinden Christ’s Church’te başladığı felsefe öğrenimini 1656’da bitirdi. 1664’te, bu kurumda öğretim üyesi oldu. Kimyacı Robert Böyle ve hekim T.Sydenham ile kurduğu arkadaşlık sonucu tıp öğrenimi gördü. Ülke dışında diplomatik görevler aldı. Shaftesbury Kontu Lord Ashley ile tanışınca 1677’de onun özel hekimi, danışmanı oldu, oğlunun ve sonradan ünlü bir filozof olan torununun da öğretmenliğini üstlendi. Shaftesbury kontu, Stuartlar’a karşı direnişi yüzünden, 1681’de Hollanda’ya kaçınca 1683’te Locke da onu  izlemek zorunda kaldı. Kral II. James’in, 1688’de, devrilmesi üzerine Orange prensesinin yanında İngiltere’ye döndü. Bir süre önemli devlet görevlerine getirildi. Son yıllarında liberal eğilimli Whigler’in düşünce alanında öncüsü oldu.

Locke’un düşünceleri Orta Çağ felsefesinden kaynaklanır. Oxford’ta gördüğü öğrenim, büyük ölçüde, Skolastik düşünceyi içerir. Deneyci yaklaşımın kurucusu olmasına karşın, Locke için önemli olan us ilkelerine bağlanmadır, Cambridge Platon-cuları’ndan, özellikle, Ralph Cudworth’ten etkilenmiş, ancak Descartes ve Gassendi’nin yapıtlarını inceleyince, onların geliştirdiği öğretiyi temel almıştır. Descartes’tan usa uygunluk, açıklık, seçiklik, çözümsellik ve varlıkbilim kavramlarını almış, Gassendi’den de deneycilik, Atomculuk konularında yararlanmıştır. Devlet kuramında Hobbes’tan esinlenmiştir.


Deneycilik

Locke’un bilgi kuramının ana kavramı tasarımdır (ide). O anlığın doğrudan doğruya kavradığı algı, düşünce ya da duygulanımı tasarım olarak tanımlar. Bu tanıma göre, bilgi de bütünüyle tasarımlardan oluşur. Tüm bilginin deneyle sağlanan tasarımlardan kaynaklandığı görüşü felsefesinin temelidir. Locke, Deneycilik’i kurarken Descartes’ın usçuluğuna karşı çıkar, onun, doğuştan tasarımlar (ideae innatae) savını yadsır. İnsan anlığının doğuşta düz bir levha (tabula rasa) olduğunu, tüm tasarımların ona sonradan deney yoluyla geldiğini ileri sürer. Ona göre, anlıkta doğuştan tasarımlar bulunsaydı, insan bunların bilincine varırdı. Oysa küçük çocuklar, eğitilmemiş kişiler ya da vahşiler anlıkta doğuştan bulunduğu söylenen bu “apaçık doğrulardan” bütünüyle yoksundur. Kimi apaçık doğruların anlıkta bilinmeden de bulunabileceği öne sürülürse de, bunların doğuştan olup olmadıklarını belirleme olanağı yoktur. Ayrıca doğuştan olduğu savunulan pek çok ilke, bütün insanlarca benimsenmiş birer kanı olmaktan uzaktır. Birçok kimse için görev sayılan kimi ilkeler, başka yer ve çağın insanlarınca, suç olarak nitelenmiştir.

Locke’a göre yalın ve bileşik olarak ikiye ayrılan tasarımların iki deneysel kaynağı vardır. Bunlardan ilki beş duyu organından yararlanarak, anlığa dış dünyadan izlenimler sağlayan, dış dünyayı konu edinen tasarımları üreten, duyum (sensation), İkincisi de içduyumdur (reflection). İçduyumun konusu anlığın kendi işlemleri, içerikleri ve tasarımlarıdır. Anlığın bu kaynaklardan sağladığı tasarımlar yalındır, onun bunları yinelemek, karşılaştırmak ve birleştirmek yetisi vardır. Bu işlemlerle bileşik tasarımlar elde edilir. Anlıkta bulunan bütün tasarımlar yalnızca duyum ve içduyumla sağlanan yalın tasarımların birleştirilmesinden doğar. Bu nedenle bilginin bütün öğeleri deneyden kaynaklanır. Anlıkta yeni, yalın tasarım üretme, imgeleme olanağı yoktur. Yeni olarak nitelenen her nesne yalın tasarımların yeni bileşkesidir. Kimi yalın tasarımlar düzenli olarak bir arada algılanır; bunlarla oluşturulan bileşik tasarımlar da bu algılanıştaki bir aradalığı yansıtır. Uzam, biçim, devim, girilmezlik gibi tasarımlar görme ve dokunma duyuları ile ayrı ayrı kavranabilir. Renk görme, ısı ise yalnızca dokunma ile edinilir. Yalnız iç deneyle kazanılan tasarımlar düşünme ve istençle ilgilidir. Hem iç hem dış deneyle edinilenler de haz, acı, birlik, varlık, güç ve zamandır. Anlık yalın tasarımları edinirken edilgin, bileşik tasarımları oluştururken etkindir. Tin yalın tasarımlardan bileşikleri oluştururken üç edimi gerçekleştirir. A- Birkaç tasarımı bileşik duruma getiren, bağlayan edim. B- Yalın ya da bileşik tasarımları bir araya getiren, düzenleyen edim. C-Bir tasarımı ötekilerden ayıran, soyutlayan edim.


Cisimlerin nitelikleri

Duyumdan edinilen tasarımların nedeni dış dünyadaki cisimlerin nitelikleridir. Kimi tasarımlar, kendilerine neden olanlara benzer; ancak bu tasarımların çoğunlukla insanı çevreleyen dış dünyadaki herhangi bir nesneye benzediği söylenemez. Bu niteliklerin kimileri gerçekten nesnelere özgüdür. Locke, bu nesnelere özgü, onlardan ayrılamayan nitelikleri “birincil nitelikler” olarak adlandırır. Birincil nitelikleri, gerçekte nesnelerde nitelik olarak bulunmayan, ancak nesnelerin insanda renk, ses, koku, tat ve dokunum gibi nitelik tasarımları oluşturan güçlerinden ayırır. Bu sonunculara “ikincil nitelikler” adını verir.

Bilgi

Bileşik tasarımlar, tözler, bunların kipleri ve ilişkileri olarak üç başlık altında toplanabilir. Töz kavramı açık ve seçik değildir. Ancak kimi yalın tasarımları hep bir arada algılayan anlık, bunların karşılığı olan niteliklerin bir arada bulunmasını, bir dayanağa (substratum) bağlar. İşte töz kavramının kökeni budur. Locke’a göre bilgi, tasarımların, uyu-mu, bağlantısı, uyumsuzluğu ya da karşıtlığının anlıkça kavranmasıdır. Bilginin sağlamlık ve güvenilirliğini gösteren üç aşama vardır. Sezgisel bilgi, anlığın iki tasarımın birbirine uygunluğunu doğrudan doğruya, kendiliğinden, kavrar. Anlık akın kara olmadığını, altının sarı olduğunu böyle bilir. Ussal bilgi, anlığın iki tasarım arasındaki ilişkiyi, başka tasarımlar yardımıyla, kavramasıdır. Bu dolaylı bilgi türü, kesin kanıtlara götürebilmesine karşın, açık ve seçik değildir. Algıya dayanan, ancak kesin olmayan ve gerçek bilgi değeri taşımayan duyusal bilgi, insanı çevreleyen, gerçek bir dış dünyanın bulunduğuna değgin inancı konu edinir. Varlıkbilim açısından yalnızca “ben” ve Tanrı’nın bilgisi kesinlik taşır.

Varlık

Locke’un, Descartes’tan esinlenen varlıkbilim anlayışına göre insanı, algıların kaynağı olan, gerçek bir dış dünya çevreler. Bu dış dünyayı oluşturan tözler cisimler ve tinler olmak üzere iki türlüdür; Bunlar nitelik ve eylemlerin odağıdır. Cisimler, özdeksel tözlerdir, birincil nitelikleri de girilmezlik, uzam, devinimdir. Locke, boş uzay kavramına inanır. Tinsel tözlerin niteliği, düşünmek, kavrayış ve devimi başlatan istençtir. Locke, düşünceyi anlığın öz niteliği değil eylemi, etkinliği diye değerlendirir. Salt tin Tanrı’dır ve yalnızca etkindir. Öte yandan özdek yalnızca edilgindir. Algı özdeğin tini etkilemesi, eylem ise tinin özdeği etkilemesidir.

Mekanik yasalara göre devinen, cisimler nedensel ilişkilere bağlıdır. Locke’a göre özdeşlik bağlantısı bir nesnenin, değişik zaman ve yerlerde, kendisiyle olan ilişkisidir. Uzay ve zaman içinde süreklilik özdeşliği verir. Kişinin özdeşliği bilincin öteki canlıların özdeşliği de yaşamın sürekliliğine bağlıdır.


Hazcı ahlak

Locke’un ahlak anlayışı Hazcılık’tan kaynaklanır. Ona göre haz veren iyi, acı veren kötüdür. Ancak insanlar belirli bir eylemin ileride getireceği hazzı önden kestiremedikleri için çok kez kısa süreli küçük bir haz uğruna kendilerine uzun süre acı çektirecek eylemlere girişebilirler. Ölçülü düşünülür, davranılır-sa iyiyi çoğaltacak ve ahlak açısından en geçerli olacak davranışlar seçilebilir. Doğuştan edinilen hiçbir ahlak ilkesi yoktur. Bu ilkeler, yasalar, deneysel olarak kurulur ve öğrenilir. Haz ve acı, ahlak ilkelerinin kuruluşunda geçerli olan etmenlerdir. Vicdan, insanın eylem konusundaki inançlarıdır.

Locke’a göre üç tür yasa vardır. Birincisi görev ve günahların temeli olan insanların nasıl davranmaları gerektiğini kurala bağlayan, tanrısal yasadır. İkincisi suçsuzluk ve suçluluğun temelini oluşturan, devletin kolluk güçleri ve mahkemelerince uygulanan devlet yasasıdır. Kamu yasası ise bir toplumu mutluluğa götüren eylemlerle ilgili deneysel genellemelerdir. Bu yasa erdem ve kötülük düşüncelerini temellendirir. Devlet yasası ile kamu yasasının birbi-riyle örtüşen değerlendirmeleri temelde yararcıdır. Tanrısal yasa ise yararcı değildir.

Doğa durumu - Devlet ve toplum

Locke, özgürlük ve eşitliğin insanların doğal hakkı olduğunu ileri sürer. Doğa durumunda devletin kurulmasıyla, insanın özgürlüğü elinden alınamaz. Doğa durumu, insanların bir devlet örgütü altına girmeden, yalnızca ahlak temeline göre bir arada yaşadıkları düşünülen durumdur. Locke bunu, devletin düzenlediği kurallardan bağımsız, insanlar arası ilişkileri çözümleyecek bir varsayım olarak görür. Doğa durumunda insanların hem özgürlüğü hem de eşitlikleri söz konusudur. Doğa yasası ya da ussallık, herkesin eşit ve bağımsız olmasından ötürü, birbirine zarar vermemesini gerektirir. Locke bu konuda “insan insanın kurdudur” diyen Hobbes’al karşıdır. Yaşam, özgürlük ve mülkiyet doğal olarak korunur. Herkesin kendini en iyi biçimde tutması koruması ve kendi yararı sarsılmadan başkalarını da gözetmesi doğaldır. Doğa yasasına karşı gelenlerin doğa durumu içinde cezalandırılmaları da söz konusudur. Ceza, kötülüğü yapanın eyleminden çıkar sağlamasını önlemelidir. Doğa durumu bir savaş değil, barış, dayanışma, güven ve eşitlik ortamıdır. Bu durum, hakların eşit dağılımı ve herkesin herkese tam bir yansızlıkla davranmasını sağlayacak nitelikte değildir. İnsanlar kendilerine daha uygun bir ortam kurmak için ortak onayla, bir toplumsal anlaşmaya giderler. Bu anlaşma, eşit ve özgür kişiler arasında yapıldığından, doğa durumunda elde bulunan yetkileri daha etkili bir biçimde korumaya yöneliktir. Devlet ya da toplum böyle oluşur. Bu toplumda her birey, doğa durumunun sağladığı yaptırım gücünü topluma, devlet yapısına aktarır. İnsanlar bu koşullar altında eşitlik, özgürlük ve haklarını yitirmeden bir devlet içinde bir araya gelirler. Bunun sonucu çoğunluğun oyuna uyma kuralı benimsenir. Böylece, çoğunluğun tuttuğu yasaları, gerekirse güç kullanarak, uygulamak bir ussal temele dayandırılır.

Locke, doğa durumunda, doğadaki her nesnenin insanların ortak mülkü olduğunu söyler. Ancak doğal nesneler ile emeğini karıştıran insan, nesneyi doğal durumundan çıkararak kendi malı yapar. Mülkiyetin temeli budur.

Çağdaş demokrasi ve özgürlükçü devlet düşüncesinin kökenini Locke’un devlet felsefesi oluşturur. Ahlakta İngiliz düşüncesine hazcı ve yararcı bir doğrultu vermiş, doğuştan ahlaklılık inancını yıkmıştır. Ancak felsefede en büyük etkisi, deneyciliğiyle olmuş, İngiliz Deneycileri’ne yön verdiği gibi, 18.yy Fransız Aydınlanma Felsefesi’ni de etkilemiştir. 19.yy Pozitivizm’inin kökenleri de Locke’un deneyciliğin-dedir.

•    YAPITLAR (başlıca):A« Essay Conceming Human Un-derstanding, 1690, (“insan Anlığı Üzerine Bir Deneme”); Two Treatises of Government, 1690, (“Yönetim Üzerine İki İnceleme”); TheReasonableness of Cbristianity, 1695, (“Hıristiyanlığın Usa Uygunluğu”).

•    KAYNAKLAR: R.Aaron, John Locke, D.J. O’Connor, John Locke, 1952; G.Ryle, Locke on the Human Understanding, 1933.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Konu Hakkında Bilgini Paylaş & Yorum Ekle


Güvenlik kodu
Yenile