Filozof.net

Kuran Tercümesi, Çeşitli Dillerde Tercümeleri Tarihi, Hakkında Bilgi

Türkçe Kur'an Tercümeleri. Kur'ân-ı Kerîm'in tercüme edildiği en eski diller­den biri de Türkçe'dir. 950'li yıllardan iti­baren toplu olarak İslâmiyet'i kabul eden Türkler'in Kur'an'ın bazı küçük sûrelerini kendi dillerine çevirmiş olmaları muhte­meldir. Zira Türkler, daha önce intisap ettikleri dinlerin kutsal metinlerini kendi dillerine tercüme etmişlerdi. İlk Türkçe Kur'an tercümesinin tarihi ve mütercimi bilinmemekle beraber bu çalışmanın yüzyıllarda gerçekleştiği tesbit edilmiştir. Eski Türkçe Kur'an tercümeleri satır arası ve tefsin olmak üzere ikiye ayrılır. Satır arası kelime keli­me Kur'an tercümesi geleneği Orta As­ya'dan gelmiş. Horasanlı ve Hârizmli âlim­ler İranlılar'dan öğrendikleri bu metodu Anadolu'ya nakletmişlerdir. Satır arası Kur'an tercümelerinde her kelimenin al­tına o kelimenin tercüme edilen dildeki karşılığı yazılır. Bu tür çevirilerde cümle yapısı, söz dizimi vb. hususlarda tercü­menin yapıldığı dilin kurallarına uyulmaz; söz diziminde Arapça'nın kuvvetli etkisi görülür. Çevirideki kelimeler yanyana dizildiğinde bazan bunlardan bir anlam çı­karmak zorlaşır. Tefsiri Kur'an tercüme­lerinde ise bütün bir âyetin veya bir bö­lümünün normal cümlelerle açıklaması yapılır. Türkler tarih boyunca Uygur ve Arap alfabeleriyle bu iki tarzda Kur'an'ı tercüme etmişler 1928 yılında kabul edilen Latin alfabesiyle da­ha çok meâlen tercüme örnekleri ortaya koymuşlardır.

a) Uygur Alfabesiyle Yapılan Kur'an Tercümeleri. Türkler Müslümanlığı kabul ettikleri dönemlerde Uygur alfabesini kullandıklarına göre ilk Türkçe Kur'an tercümeleri bu dille yapılmış olmalıdır. Bunlardan herhangi bir örneğin günümü­ze ulaştığına dair bir bilgi yoksa da bazı eserlerde bu alfabeyle yapılmış birkaç âyet tercümesine rastlamak mümkün­dür. Edib Ahmed Yüknekî'ninAtebefü'İ-hakâyık adlı eserinde aşağıdaki âyetle­rin tercümesi bu alfabeyle yer almıştır.

b) Arap Alfabesiyle Yapılan Kur'an Tercümeleri.
Türkler, İslâmiyet'e girdikten kısa bir süre sonra Uygur alfabesini terkederek Arap harflerini kullan­maya başlamışlar, Kur'ân-ı Kerîm tercü­melerini son dönemlere kadar bu alfa­beyle kaleme almışlardır. İlk Türkçe Kur­'an tercümesi V. (XI.) yüzyılın başlarında, daha Önce yapılmış olan Farsça çeviri esas alınarak satır arası tercüme metoduyla hazırlanmıştır. Mütercimi bilinmeyen bu tercümenin orijinali hak­kında bilgi yoksa da asıl nüshadan istin­sah edilen bazı yazmalar günümüze ulaş­mış, araştırmacılar tercümenin dili, muh­tevası ve özellikleri hakkında çalışmalar yapmışlardır. Bu nüshaların en eskilerin­den biri olduğu kabul edilen Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde kayıtlı yazma 734 (1334) yılında Şîrazlı Muhammed b. Hâc Devletşah tarafından istinsah edil­miştir. Tercümenin dili Oğuz (Doğu) Türkçesi'dir ve ilk Farsça tercüme tarzındadır. Ayrıca Millet ve Manchester'deki John Rylands kütüphaneleriyle British Museum'de Leningrad'daki (Petersburg) Rusya İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü'nde ve başka yerlerde de nüshaları mevcuttur.

Selçuklular devrinde itim dili olarak Arapça'nın kullanılması sebebiyle dinî eserlerin Türkçe'ye çevrilmesi konusun­da kayda değer bir gelişme olmamışsa da Osmanlılar'ın ilk dönemlerinde bazı dinî eserler, bu arada Kur'ân-ı Kerîm'in Yâsîn, Mülk, Fatiha ve İhlâs gibi daha çok kısa sûreleri Türkçe'ye tercüme edilmiştir. Türkiye kütüphanelerinde bu devreye ait çeşitli tercüme ve tefsir nüshaları mev­cuttur. Ancak bunların çoğu birbirinden istinsah edilmiştir ve fazla bir özellikleri bulunmamaktadır. Bu çalışmaların içinde Kur'an'ın tamamının tercümesini ihtiva eden nüshalar oldukça azdır.

Anadolu'da tam Kur'an tercüme ve tefsir faaliyetlerinin XIV. yüzyılın sonla­rında başladığı anlaşılmakta, gerek İstan­bul gerekse Anadolu'daki kütüphaneler­de bunların çeşitli nüshaları bulunmak­tadır. Abdülkadir İnan, Alman şarkiyatçısı Joseph Schacht'ın yalnız İstanbul ve Bur­sa kütüphanelerinde yirmiden fazla nüs­hayı gözden geçirdiğini, kendisinin de Schacht'ın listesinde bulunmayan nüsha­ları gördüğünü söylemekte, bunlardan bazılarının Hamburg, Breslau ve British Museum'da mevcut olduğunu belirtmek­tedir. Bu eserlerin bir kısmı satır ara­sı tercüme tarzında olup Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde bulunan sekiz tanesi üzerinde Abdülkadir Erdoğan çalışmalar yapmıştır. Bu tür çevirilerin en eskisi ve dil yönünden en önemlisi olarak kabul edilen Muhammed b. Hamza'ya ait ter­cüme üzerinde Ahmet Topaloğlu dokto­ra tezi hazırlamış ve eser hakkında geniş bilgi vermiştir (İstanbul 1976). Eserlerin diğer bir kısmı ise Kur'an'ın uzun tefsir­lerle Türkçe'ye çevrilmesi şeklinde olup genelde Arapça bir tefsirin tercümesin­den ibarettir. Arapça tefsirlerden Ebü'l-Leys es-Semerkandi'nin tefsiri tercih edil­miştir. Bu eser Ahmed-i Dâî, İbn Arabşah ve Mûsâ İznikî tarafından ayrı ayrı Türk­çe'ye çevrilmiştir. Muhtemelen bunlar­dan kısa bir süre önce tercüme edilen ve mütercimi belli olmayan Cevâhirü'l-esdâf ise daha muhtasar bir tercüme-tefsirdir. Türkiye'de resmî ve özel kitaplık­larda yüzlerle ifade edilecek kadar Türk­çe Kur'an tercümesi mevcut olduğu gibi Cezayir, Dresden, Leiden,Münih, Berlin, Vatikan. Viyana, Londra gibi şehirlerdeki kütüphanelerde de yazma nüshalar ha­linde Türkçe tercüme ve tefsirler yer almaktadır. Basılan ilk Kur'an tercü­me ve tefsiri, Hıdırb. Abdurrahman el-Ezdî'nin et-Tibyân fî tefsîri'l-Kurân adlı eserinin Ayıntablı Mehmed Efendi tarafından Teisîr-i Tibyân adıyla ger­çekleştirilen çevirisidir (Bulak 1257). Osmanlı medreselerinde öğretim dili olarak Arapça'nın kullanılması Kur'an'ın tercümesi faaliyetlerini oldukça yavaşlat-mışsa da Tanzimat'la birlikte ortaya çıkan milliyetçilik cereyanının sonucu olarak Kur'an'ın Türkçe'ye tercümesi çalışma­ları ilgi görmeye başlamıştır. Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi, Ahmed Cevdet Pa­şa, Bereketzâde İsmail Hakkı gibi birçok âlim Kur'an'ın Türkçe'ye çevrilmesinin za­ruri olduğunu belirtmiş, bazıları da biz­zat bu işe teşebbüs etmiştir. Sırrı Paşa'-nın Sirr-ı Furkön adlı iki ciltlik bir tercü­me ve tefsiri. Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi'nin küçük bir ciltten ibaret Safvetü'l-beyân adında tamamlanmamış bir tercüme ve tefsiri vardır. Öte yandan bazı âlimler bu harekete karşı çıkmış, bunların başın­da yer alan Şeyhülislâm Mustafa Sabri Mes'eletü tercemeti'l-Kur'ân adıyla Arapça bir risale yazmıştır (Kahire 1351) Türkiye'de ortaya çıkan bu tartışma kısa sürede diğer İslâm ülkelerine de yayıl­mıştır.

c) Latin Alfabesiyle Yapılan Kur'an Ter­cümeleri.

Konu Hakkında Bilgini Paylaş & Yorum Ekle


Güvenlik kodu
Yenile