Filozof.net

Osmanlıda Haraç Vergisi Nedir, Tarihçesi, Hakkında Bilgi

Harâcî arazinin müslüman bir şahsın eline geçmesi durumunda dahi yeni mâ­lik eskiden olduğu gibi haracını ve ispençesini ödemeye devam eder. Zira haraç mutasarrıfa değil toprağa bağlı bir ver­gidir; dolayısıyla müslümanın eline geç­mesiyle durumu değişmez. Halbuki ciz­ye farklıdır; mükellef İslâmiyet'i kabul ederse bu vergiyi ödemekten kurtulur. Hicaz ve Basra eyaletleri öşrî: Sayda, Ha­lep, Bağdat, Musul. Yemen, Trablusgarp ve Bingazi harâcî arazi idi. Osmanlı sınırlarına dahil edildikten sonra timar ve zeamet siste­minin uygulanmadığı bu topraklar eski usulleri üzere bırakılmış ve malî konular­da buralara müdahalede bulunulmamış­tı. Söz konusu yerlerin dışında kalan top­raklarla zaman içinde sahipsiz kalan öşrî ve harâcî toprakların bir bölümü ise as­kerî ihtiyaçlar sebebiyle mîrî araziye dö­nüştürülmüştü.

Haraç konusunu yakından ilgilendiren bir diğer husus mîrî arazi rejimidir; zira bu arazinin aslı harâcî arazidir. Osmanlı toprak sisteminde çok önemli bir yer tu­tan ve "arâzî-i memleket" de denilen mî­rî arazide toprağın mülkiyeti beytülmâle yani devlete aitti. Bu sistemin geliştiril­mesindeki başlıca etkenler, harâcî arazi gibi bu toprakların da sahiplerine mülk olarak verilmesi halinde, vereseler arasın­da bölüşülme sonucu hisselerin her biri­ne ayrı ayrı haraç tahakkuk ettirilmesi­nin doğuracağı güçlüklerle timar siste­miydi. Bundan dolayı arazinin mülkiye­ti devlete ait olmuştur. Araziyi kullanan çiftçiler elde ettikleri ürünün harâc-ı mu-kâsemesini veya toprağın harâc-ı muvaz­zafını vermekle yükümlüydüler. Harâc-ı muvazzaf veya harâc-ı mukâtaada arazi­nin durumuna göre dönüm başına belirli bir yıllık verginin tahsili esastı; yılda bir­kaç defa mahsul alınsa dahi harâc-ı mu­vazzafın tekrar talep edilmesi söz konu­su değildi. Buna karşılık arazi işletilmese de toprak sahibi haracını vermek zorun­daydı. Bu vergi nakten. aynî veya hizmet şeklinde ödenirdi; mîrî araziden harâc-ı muvazzaf olarak çift vergisi alınırdı.

Mîrî araziden alınması gereken harâc-ı mukâsemeye Osmanlı vergi hukukunda öşür denilmektedir. Ancak bunun, şeri­atta toprak sahiplerinin vermekle yüküm­lü oldukları zekât çeşidi Öşürle herhangi bir ilgisi yoktur. Bu durum, yani timarlı sipahinin reayadan aldığı verginin aslın­da öşür değil haraç olduğu Ebüssuûd Efendi tarafından çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. Öte yandan her iki verginin tahsil oranlan da konuyu açıklığa kavuşturmaktadır; ha-râc-ı mukâseme karşılığı alınan öşürde vergi oranı % 10 ile % 50 arasında deği­şirken zekât çeşidi öşürde bu nisbet % 5 veya % 10'dur. Bu ver­gi genelde ürün olarak tahsil edilir, ba­zan da bedel-i öşür adıyla nakten alınır­dı. Mîrî arazi kullanımında gayrî müslim­ler de müslümanlar gibi tasarruf hakkı­na sahipti. Dolayısıyla bütün tebaa ekip biçtiği mîrî arazinin harâc-ı mukâseme veya harâc-ı muvazzafını vermekle yü­kümlüydü. Bu topraklar mahiyet itiba­riyle harâcî arazi olduğundan Osmanlı vergi hukukunun temelini harâcî arazi­den alınan vergiler meydana getiriyor­du. Uygulamada bu iki verginin ülkenin birçok yerinde müslüman ve zimmîler-den eşit oranlarda tahsil edildiği görülür. Ancak müslüman ve gayri müslimlerden farklı oranlarda alındığı da oluyordu.

Konu Hakkında Sizin Yorumlarınız   

 
0 #1 ahmet taş 18-02-2014 14:45
kötü
Alıntı
 

Konu Hakkında Bilgini Paylaş & Yorum Ekle


Güvenlik kodu
Yenile