Filozof.net

İlhanlılar Devleti, Kimdir, Özellikleri, Hakkında Bilgi

İlhanlı Devleti'nin idarî, malî, askerî ve hukukî müesseseleri incelendiği zaman Moğollar'dan önce Türkistan'da geliştiri­len Türk devlet sistemiyle karşılaşılır. Zi­ra bu sistem, daha Cengiz Han zamanın­da Moğollar'a hocalık ve müşavirlik yap­mış olan Uygur ve Hârizm Türkleri aracı­lığıyla benimsenmişti. İlhanlılar'ın bu sis­temi, kendilerinden sonra Yakındoğu'da devlet kuran hanedanlara ve nihayet Os-manlılar'a kaynak oluşturmuştur. İlhanlı idare sisteminin temelini teşkil eden di­van, vezirlik, nâiblik ve beylerbeyiliği gibi kurumlar, Selçuklularda görüldüğü gibi kısmî değişikliklerle Osmanlılar'da da yasatılmıştır. Hükümdarın tahta çıkışında saçı saçılır ve şehzadelere, noyanlara, di­ğer ümerâya hil'atler, askerlere de bahşiş dağıtılırdı; meselâ Ahmed Teküder tahta çıktığı zaman her askere 120 dinar veril­mişti. Bu uygulama Osmanlılar'da "cülus bahşişi" şeklinde devam etmiştir.

Hükümdarla vezirin görev ve sorumlu­lukları İlhanlılar'da kesin çizgilerle ayrıl­mamıştı. Sâhibdîvân unvanını kullanan ve sivil idarenin başında bulunan vezir malî işlerin sorumluluğunu da taşıyordu. Başta kanunlar olmak üzere resmî evra­kı düzenleme ve muhafaza etme gelene­ği Cengiz Han'dan beri mevcuttu: evra­kın tamamı hükümdarın mührü ile tas­dik edilirdi. Resmî yazılar, daima eski Mo­ğol âdeti gereğince "sonsuz Tann'nm gü­cü ile" ibaresiyle, İslâmiyet'in kabulünden sonrada besmele ile başlardı. Bu uygula­ma Gâzân Han zamanında geliştirilmiş ve belgeler özelliklerine göre değişik renkli damgalarla mühürlenmiştir. Gâ­zân Han'ın bağımsız hareket etmeye baş­lamasına kadar büyük han İlhanlı sarayın­da dâimi temsilci bulunduruyor ve şehza­delerle yüksek dereceli görevlilerin idam­ları ile büyük çaptaki askerî seferlerin açı­lıp açılmamalarına bizzat kendisi karar veriyordu. Askerî bakımdan, Cengiz Han zamanında Moğollar'ın kabile (küren) sis­temi yerine kabul edilen Türk onlu siste­mi geçerliydi. Bu sistemin başında bey­lerbeyi bulunur ve onun yanında üç ulus beyi yer alırdı; beylerbeyi merkezde, ulus beyleri kendi bölgelerinde otururlardı. Anadolu Selçuklulan'nda görülen saltanat nâibliği İlhanlılar'da da vardı. Ancak bazı durumlarda vezir veya beylerbeyi bu gö­revi üstlenebiliyordu; meselâ Beylerbeyi Emîr Çoban aynı zamanda nâibdi.

İlhanlılar da Moğol Büyük Hanlığı gibi vergi konusunda tâviz vermemişlerdir. Başta Anadolu olmak üzere İlhanlı idare­si altındaki siyasî kuruluşlar, başlarında bulunan İdareciler veya İlhanlı Devleti'nin temsilcileri tarafından âdeta soyulmuştur. İlhanlılar döneminde Anadolu'daki Selçuklu malî ve İdarî sistemi tamamen çözülmüş, özellikle toprak sisteminin bo­zulması idarî, malî ve askerî yapıyı etki­lemiştir. Halbuki aynı dönemde İlhanlı Devleti, İran'da "dalay" ve "incü" divanla­rı aracılığıyla toprak idaresini devam et­tirmiştir. Para birimi olarak kullanılan di­narın değeri içerdiği altın oranına göre değişmiştir. Gâzân Han zamanında eksik vezinli paralar toplatılarak yeniden dar-bedildi. Bağlı ülkelerden alman haraçlar dışında kopçur, kılan ve tamga vergisi devletin en büyük gelirini oluştururdu. Bu vergiler Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Osmanlılar'da aynı ad ve özelliğini koru­muştur. Vergi konusunda Gâzân Han, kendinden önceki dönemde uygulanan kanun ve teamülleri gözden geçirerek bunları günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlerken bazılarını kaldırmış veya yerlerine yenilerini koymuştur. Ver­gilerin âdil bir şekilde tahsil edilmesi için de görevlilere ağır cezaî hükümler getir­miştir. Osmanlılar'ın kullandığı "defter­dar" tabiri de aslında bir İlhanlı terimidir.

Gâzân Han zamanına kadar İlhanlılar'­da Cengiz yasası geçerliydi. Bu tarihten itibaren müslüman tebaanın şerl işleri­ne kadılar; hukukî, siyasî, idarî, örfî ve as­kerî mahkeme işlerine de Moğol şehzade ve emîrleri arasından seçilen "yargucfler bakardı. İlhanlı hükümdarlarından Hülâ-gû, Abaka ve Argun Budist idiler. Ahmed Teküder'in kısa süren hâkimiyetinde İs­lâmiyet halk arasında yayılmaya başla­mışsa da ancak Gâzân Han zamanında resmî din olarak kabul edilmiştir.

İran'da İlhanlılar devrinde ticarî hayat gelişmiş. Yakındoğu ile Uzakdoğu, hatta Avrupa arasında ulaşım ve haberleşme kolaylaşmıştır. Bu sayede ülke düşünce, sanat ve ticaret alanında yeni gelişmele­re sahne olmuştur. İtalyan tüccarlarının Tebriz'de kolonileri görünmeye başlamış, İlhanlı Devleti, Uzakdoğu ve Hindistan'­dan yapılan ticarette önemli bir irtibat rolü oynamıştır. Avrupalı seyyahlar Teb­riz'i ticarî malların çokluğu yönünden devrin en zengin şehri diye tanıtmışlar­dır. Bu dönemde her ne kadar Anadolu doğu-batı ve kuzey-güney yönündeki ti­carî yolların merkezi durumundaysa da İlhanlılar bu yolların gelirine el koydukla­rı için bu ticarî canlılıktan pek faydalana­mamışlardır, îlhanlılar'da ana dü Moğol­ca'nın yanında Türkçe ve Farsça da ge­çerliydi. Bu devletin kurulmasıyla X. yüz­yıldan beri devam eden Türk göçlerine ilâ­veten yeni Türk boyları gelmiş, böylece boylar, Yakındoğu'nun ve özellikle Anado­lu'nun Türkleşmesinde etkili olmuşlardır. Cengiz Han'ın torunları tarafından kuru­lan İlhanlı ve Altın Orda devletlerinin İs­lâmlaşması ve Türkleşmesi Moğol istilâ­sının olumlu yönünü teşkil eder.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Konu Hakkında Bilgini Paylaş & Yorum Ekle


Güvenlik kodu
Yenile