Filozof.net

Osmanlıda Yüksek, Azınlık, Cemaat, Nizamiye Mahkemeleri

Osmanlı Devleti'nde mahkemeler, İslâmiyet sonrasında oluşan Türk- İslâm adlî yapı geleneğinin devrine nisbetle gelişmiş bir örneğini teşkil eder. Osmanlı hukuk tari­hinin Batılılaşma  modernleşme döne­mine kadar devam eden sürecinde klasik yapı büyük ölçüde korunmuştur. Daha çok "meclis-i şer", mahfil-i şer'" olarak ad­landırılan klasik Osmanlı mahkemesi bu devirde tek hakimli ve esas itibariyle tek derecelidir. Çok hakimli mahkeme yapısı İslâm hukuk teorisine uygun olmakla bir­likte [Mecelle, md. 1802] bir iki istisna dıve özellikle Osman­lı dönemi uygulamasına yabancıdır. O ka­dar ki çok üyeli bir yapısı olan Dîvân-ı Hü­mâyun bir yüksek mahkeme olarak işlev gördüğünde yargılama sadece Rumeli ka­zaskeri tarafından yapılmakta, yanında oturan Anadolu kazaskeri yalnız izleyici konumunda bulunmaktaydı. Davaların yoğun olması durumunda sadrazamın is­teği üzerine Anadolu kazaskeri de yargı­lamaya yardım eder ve divanda tek başı­na yargılama yapardı. Böyle bir geleneğin oluşmasında, hüküm vermede önemli bir yer işgal eden içtihadın hem mahiyeti hem tarihî uygulaması itibariyle münferit bir faaliyet şeklinde görülmesinin önemli rolü olmalıdır. Öte yandan Dîvân-ı Hümâyun'un bir yüksek mahkeme olarak varlığı ve gerektiğinde mahallî mahkemelerin kararlarına yapılan itirazları gözden ge­çirmesi, Osmanlı mahkeme yapısının esas itibariyle tek dereceli olma özelliğine ay­kırılık teşkil etmez. Mahallî mahkeme ka­rarları, bir kısım ceza davaları hariç veril­diği andan itibaren bir üst mahkemenin tasdikine gerek olmaksızın işlerlik kaza­nırdı.

Osmanlı mahkemesi, daha önceki ve çağdaşı İslâm devletlerinde görülen ör­neklere nisbetle gelişmiş bir yapı arzeder. Her şeyden önce Osmanlı mahkemesinin görev ve yetki alanı genişlemiştir; hem şerî hem örfî davalarda tek yetkili mah­keme konumundadır. Gayri müslimlerle ve bilhassa gayri müslim din adamlarıyla ilgili bazı davalar ve hazineye intikal et­miş mirasçısız terekeye yönelik bir kısım istihkak davaları bir tarafa bırakılacak olursa Osmanlı mahkemesinin görev ve yetki alanına girmeyen herhangi bir hu­kukî ihtilâf yok gibidir. Diğer İslâm devlet­lerinde görev yapan mezâlim divanları Osmanlı Devleti'nde yerini kısmen mahal­lî mahkemelere, kısmen Dîvân-ı Hümâyun'a bırakmıştır. Ancak yine de meclis-i şer' dışında Osmanlı Devleti'nde yetkili başka hiçbir yargı kurumunun bulunma­dığını düşünmemek gerekir. Dîvân-ı Hümâyun'un yanı sıra sadrazamın başkan­lığında Rumeli ve Anadolu kazaskerleri­nin katılımıyla toplanan cuma divanı, İs­tanbul ve bilâd-ı selâse (Üsküdar, Galata, Eyüp) kadılarının iştirakiyle toplanan çar­şamba divanı Dîvân-ı Hümâyun'un yargı yükünü hafifleten yüksek mahkemeler görünümündedir. Mısır divanı buradaki mahkemelerce verilen kararların itiraz makamı olması açısından merkezdeki Dî­vân-ı Hümâyun'un işlevini üstlenmekte­dir. Öte yandan Rumeli kazaskerlik mahkemesinin imparatorluk dahilinde yaşa­yanların davalarına bakmakla yetkili kılı­nan, ancak yine de sınırlı bir faaliyet ala­nı bulunan bir mahkeme olduğu anlaşıl­maktadır. Beylerbeyilerin başkanlığında toplanan eyalet meclislerinin zaman za­man bölge kadısının iştirakiyle bir yargı kurumu gibi çalışması, sefere çıkan bir vezirin geçtiği bölgelerde yine o bölge ka­dısının (toprak kadısı) katıldığı bir top­lantı akdedip idarî şikâyetler yanında adlî şikâyetleri de dinlemesi diğer yargılama örneklerindendir. Bu mahkeme listesine, gayri müslimlerin ahvâM şahsiyyeleriyle ilgili ihtilâflarına isteğe bağlı olarak ba­kan ve kilise ile sinagoglar bünyesinde kurulan cemaat mahkemelerini de ekle­mek gerekir. Ancak gayri müslimler ceza, borçlar, ticaret hukuku gibi hukukun di­ğer alanlarında ve cemaat mahkemesine gitme konusunda aralarında anlaşmaz­lık çıktığı takdirde ahvâl-i şahsiyye saha­sında da Osmanlı mahkemesine başvurmak durumundadır. Ayrıca Osmanlı Devleti'nde geçici bir statü ile bu­lunan yabancıların (müste'men) kendi ara­larındaki ihtilâflara kapitülasyonlar gere­ği olarak bakan ve onlara kendi hukukla­rını uygulayan konsolosluk mahkemeleri de bu arada sayılmalıdır. Öte yandan tari­kat, esnaf teşkilâtı, yeniçeri ortası, kabile, boy, Hz. Peygamber soyundan gelen seyyid  şerifler gibi bir kısım teşkilât ve top­lulukların hukukî ihtilâfları, mahkemeye başvurulmadan yürürlükteki hukukî ku­ral ve mahallî teamüller ışığında şeyh. kâhya, ağa, kethüda, nakîbüleşraf olarak anılan başkanlarının veya İleri gelenleri­nin kararıyla çözüldüğü de sıkça rastla­nan uygulamalardandır. Ancak bütün bu mahkemeler sınırlı görev alanı ve yetki­leri olan kurumlardır; Osmanlı Devleti ge­nelinde yetkili yargı kurumu, klasik Os­manlı mahkemesidir.