Filozof.net

Anasayfa

İttihat ve Terakki Cemiyeti Nedir, Tarihi, Kuruluşu, Hakkında Bilgi

İttihat ve Terakkî Cemiyeti. 1908 İhtilâli'ni düzenleyen ve bu tarihten itibaren 1918'e kadar devletin yönetiminde birinci derecede rol oynayan siyasî cemiyet. Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti, 1889-1918 döneminde birbirinden çok farklı organizasyonlar şeklinde faaliyet göstermiş olup isim benzerliği dışında gerek örgütsel yapı gerek üyelerinin niteliği ve gerekse ideolojik açılardan bü­yük farklılıklar gösteren bu cemiyetlerin ayrı ayrı tahlili daha uygundur.

Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti (1889-1902). Jön Türk hareketinin değişik muhalefet unsurlarını uzun süre çatısı altında barındıran bu örgütün temelleri, 2 Haziran 1889 tarihinde dört Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne öğrencisi tarafından atıldı. İbrahim Temo'nun öncülüğünde Abdullah Cevdet, İshak Sükûtî ve Meh-med Reşid, İttihâd-ı Osmânî adında bir cemiyetin kurulması için görüş birliğine vardılar ve daha sonra bu okul ve diğer Osmanlı eğitim müesseselerindeki çok sayıda öğrencinin katılımıyla örgütün üye adedini hızla arttırdılar. Cemiyet kurucu­ları en önemlileri Hamamönü (Hatab Kı­raathanesi) içtimai, Midhatpaşa bağı (Oni-kiler) içtimai ve Rumelihisarı (Boğaziçi) içtimai olan çeşitli toplantılarla bir yan­dan üye sayısını arttırmaya, öte yandan etkin bir örgüt yapısı oluşturmaya gayret gösterdiler. Bu alanda esas olarak Car-bonari Cemiyeti ve Rus nihilistlerinin ör­gütlenme modelleri temel alınıp öğren­ciler hücreler biçiminde teşkilâtlandılar. Hareketin bu dönemdeki faaliyeti, yurt dışında basılan gizli gazetelerin eski sayı­larının öğrencilere okutulması ve Nâmık Kemal ile bazı arkadaşlarının eserlerinin el yazısıyla çoğaltılarak dağıtılmasının ötesine gitmedi. 1894 te Mekteb-i Tıbbiy­ye-i Şâhâne'nin diğer askerî mekteplerle aynı çatı altında birleştirilerek Zeki Paşa'-nın yönetimine verilmesi cemiyet hakkın­daki ilk kapsamlı soruşturmanın açılmasına sebep oldu ve aynı yılın Eylülünde ce­miyetin önde gelen dokuz üyesi okuldan uzaklaştırıldı. Ancak bu cezalar, söz ko­nusu faaliyetleri bir öğrenci olayı olarak mütalaa eden II. Abdülhamid'in iradesiy­le affedildi. 1895 yılı içinde cemiyet lider­leri bir yandan önde gelen ulemâ temsil­cilerini örgütlerine kazanmaya çalışırken diğer yandan 1889 yılında gittiği Paris'te bulunan Ahmed Rızâ ile temasa geçerek Nâzım Bey yurt dışına kaçırıldı. Katı bir pozitivist olan Ahmed Rızâ uzun süren muhaberelerden sonra cemiyetin amaç, örgütlenme ve takip edeceği siyaset ko­nularında kendi görüşlerinin kabul edil­mesini istedi ve cemiyetin adının İttihâd-ı Osmânî'den Auguste Comte'un ünlü ke­lâmı kibarı "ordre et progres"nin tercümesi olan "nizam ve terakkfye çevrilme­sini istedi. Cemiyet üyelerinin "ittihat" ke­limesinin muhafazası yolundaki ısrarları üzerine örgütün yeni isminin Osmanlı İt­tihat ve Terakki Cemiyeti olmasına karar verildi. 1895 yılında bir nizâmnâme hazır­landı ve İttihâd-ı Osmânî Cemiyeti tara­fından düzenlenen dağınık örgüt şemalarının yerini bu nizâmnâme aldı. Bu ilk nizâmnâmenin taş basma yöntemiyle ço­ğaltılan suretlerinin Ahmed Rızâ'nm hat­tıyla yazılmış olması ve nizâmnâmenin "Cemiyetin Esbâb-ı Teşekkülü ve Maksa­dı" bölümündeki fikirlerin onun daha son­ra çeşitli yayın organlarında ileri sürdüğü fikirlerle benzerlikler göstermesi, örgüt­lenme ayrıntıları dışında pozitivist liderin bu belgenin hazırlanmasında en önemli rolü oynadığını ortaya koymaktadır. Li­teratürde bazan, İttihat ve Terakkî'nin ilk nizâmnâmesinin 1897'de yayımlanan Türkçe-Arapça nizâmnâme olduğu ileri sürülmekle birlikte bu iddia yanlıştır.[ilk nizamnamenin bazı maddelerinin 26 Ka­sım 1895 tarihinde İngiliz Sefareti üçün­cü kâtibi W. G. Max Müller tarafından is­tinsah edilerek büyük elçi tarafından Lond­ra'ya gönderilmesi bu durumu teyit et­mektedir; nizâmnâmenin suretleri Kudüs'­teki Hâlîdî Kütüphanesi'nde ve Washington'daki Library of Congress'in henüz kataloglanmamış Kari Süssheim koleksiyo­nunda bulunmaktadır] Cemiyet teşekkül sebepleri olarak şu hususları dile getir­mektedir: "Hükûmet-i haziranın adalet, müsavat, hürriyet gibi hukük-ı beşeriy-yeyi ihlâl eden ve bütün Osmanlılar te­rakkiden men' ile vatanı ecnebîyed-i ta­sallut ve iğtisabına düşüren usûl-i idare­sini ıslah ve vatandaşlarımızı ikaz mak­sadıyla kadın ve erkek bilcümle Osmanlı-lar'dan mürekkeb [Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti] teşekkül etmiştir." Nizâm­nâmenin 6. maddesi gereğince cemiye­tin bir başkanla dört üyeden oluşan bir idare heyeti olacak, merkezi İstanbul'da bulunacak; cemiyete giriş kooptasyon usulüne uygun gerçekleştirilecek [md. 8] ve girişte yemin edilecekti.[md. 27] Her ne kadar cemiyetin her üyesi cemiyetin maksadına uygun olmak şartıyla teklifte bulunma hakkına sahipse de [md. 29] ör­güt içi iktidar idare meclisi elinde topla­nıyordu. Cemiyet 1 Aralık 1895'te Paris'te Meşveret dergisini ve 7 Aralıkta Mechveref supplement français'yi resmî ya­yın organı olarak neşre başladı. Bu geliş­meler ve Ahmed Rızâ'nın etki alanının genişlemesiyle nizâmnâmenin İstanbul şubesini aynı zamanda örgütün merkezi olarak kabul etmesine rağmen 1896 Ocak ayında Paris şubesi resmen örgütün mer­kez şubesi haline geldi. Aynı dönemde ce­miyet İstanbul'da çok sayıda bürokrat ve subayın katılımı ile faaliyet sahasını genişletti ve sultanın devrilmesi için giri­şimlerini yoğunlaştırdı. Yurt dışına kaça­rak Fransa ve İngiltere'de temaslarda bu­lunan Mizancı Murad 1895 Aralık ayı so­nunda Kahire'ye gitti ve şehirdeki İttihat ve Terakki Cemiyeti şubesinin faaliyetine hız kazandırdı. Bu döneme ait cemiyet ve Osmanlı arşiv belgeleri 1896 yılı itibariyle örgütün Paris, Cenevre, İstanbul ve Ka­hire merkezlerine ilâveten imparatorluk içinde AnKara, Beyrut, Edirne, Hama, Hu­mus, Şam, Girit, Kastamonu, Limni, Ma'-mûretülazîz. Mersin, Rodos, Selanik, İz­mir, Trabzon, Trablus (Suriye) ve Trablus-garp şubelerini kurduğunu, hukuken Os­manlı hâkimiyetinde olmakla birlikte fii­len Avusturya ve İngiliz yönetimi altında­ki Bosna-Hersek, Kıbrıs, Romanya ve Bul­garistan'da Köstence, Filibe, Lom, Hacı-oğlupazarcığı, Rusçuk, Tutrakan, Varna, Vidin ve Yanbolu'da teşkilât oluşturdu­ğunu teyit etmektedir. Bu geniş çaplı ör­gütlenme, aynı zamanda cemiyet içeri­sinde ilk Önemli fikir ayrılığı ve gruplaş­mayı da beraberinde getirdi. Yurt dışın­da Paris ve Cenevre'de bulunan ve mu­halefetlerini örgüt içinde Osmanlı İhtilâl Fırkası isimli bir hizip kurmaya kadar var­dıran çok sayıda cemiyet mensubu Ah­med Rızâ'nın ihtilâl karşıtı siyasetine kar­şı çıktı ve bu yaklaşım yurt içindeki çok sayıda cemiyet mensup ve sempatizanın-ca da desteklendi. Bu şartlar altında Mu­rad Bey, 1896 Temmuzunda cemiyetin yönetimini Ahmed Rızâ'dan almak ama­cıyla Avrupa'ya geri döndü. 1896 Kasımı ortalarında yapılan olağan üstü cemiyet toplantısı sonunda Hey'et-i Teftîş ve İcra kuruldu; bu heyetin yönetimine Murad Bey seçilirken diğer üyeliklerine Çürük-sulu Ahmed Bey, Dr. Nâzım. Şerafeddin Mağmûmî getirildi. Cemiyetin yayın or­ganlarının kime ait olduğu konusundaki anlaşmazlık neticesinde Mîzan dergisi­nin cemiyet adına ve Mizancı Murad'ın denetimi altında bir yayın heyeti tarafın­dan neşrine karar verildi; cemiyetin ör­gütsel yapısı önemli değişikliklere uğrar­ken yönetim de Mizancı Murad ile onu destekleyen ihtilâlci grubun eline geçti. Yurt dışında bu gelişmeler olurken İstan­bul'daki örgüt bir askerî darbe gerçek­leştirmek için faaliyetini yoğunlaştırdı ve bu konuda padişahın politikalarından memnun olmayan çoksayıda subay ve bürokratın desteğini almaya muvaffak oldu. Henüz Paris'te Ahmed Rızâ'nın yet­kili olduğu sırada darbe planı Paris'e ileti­lerek onay alınmak istenmişse de Ahmed Rızâ projeye karşı çıkmış, bunun üzeri­ne İstanbul merkezi kendisini örgütten ihraç etme kararını almıştı. Ancak bu ka­rar uygulanmadan ve darbe girişimi baş­latılmadan yapılan bir ihbar üzerine 1896 yılı Kasım ayı sonunda İstanbul teşkilâtı ele geçirilerek önde gelen isimleri sürgü­ne gönderildi. Aynı şekilde Mayıs 1897 sonlarında cemiyetin bir darbe örgütle­mek niyetiyle Suriye'de kurduğu ve böl­gede görevli çoksayıda memur ve suba­yın yanı sıra Selefi hareketinin önde ge­lenlerinin, Azm ve Geylânî ailelerinin ve Kâdiriyye tarikatı mensuplarının üye ol­duğu bir teşkilât ortaya çıkarılarak çöker­tildi cemiyetin nizâmnâmesinin Arapça'­ya çevril ip Arapça ve Türkçe olarak neşri de Suriye'deki örgütlenmenin genişletil­mesi amacıyla gerçekleştirilmiştir; Rauf Ahmed Bey'in İshak Sükûtî'ye gönderdiği 28 Mayıs 897 tarihli bir mektup bu nizam­namenin 1897 yılının ilk yarısında basıldı­ğını teyit etmektedir. Bu iki gelişmenin ardından cemiyetin yurt içindeki faaliyet­leri hissedilir derecede azaldı. 1897'de Girit adasında âsilerin isyanı neticesinde başlayan Osmanlı-Yunan savaşı ve Os­manlı muzafferiyetiyle bunun kamuoyun­da yarattığı coşku, esasen örgüt içi geliş­meler sebebiyle zor durumda olan Murad Bey liderliğindeki İttihat ve Terakkî Ce-miyeti'nin durumunu iyice sarstı. Mecft-veret supplement français yazarların­dan Aristidi Efendi'nin Ümid takma adıy­la Girit'teki Rum âsileri savunan bir yazı yazmasından sonra cemiyet içinde başla­yan kriz Ahmed Rızâ'nın ihracıyla sonuç­landı. Bu sırada gelişmelerden rahatsız olan Murad Bey Daşkanlıktan istifa ettiy­se de Hey'et-i Teftîş ve İcra, idareyi üç ki­şilik yeni bir heyete tevdi etmekle bera­ber Murad Bey"i fahrî başkan olarak tanı­dığını ilân etti. Bu arada Osmanlı hükü­meti adına Ahmed Rızâ ve Mechveret supplement français aleyhine dava açıl­ması, arkasından da Ahmed Celâleddin Paşa'nın muhalefet liderleriyle anlaşma yapmak üzere Cenevre ve Paris'e gön­derilmesi cemiyet içindeki krizi daha da ağırlaştırdı. 20 Temmuz 1897 tarihinde Murad Bey İstanbul'a dönmeye razı oldu. İki gün sonra Paris Sefareti memlekete dönecek firârîlerin affedilecekleri yolun­da bir tebliğ neşretti. Ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti, Ahmed Ceiâleddin Paşa ile resmen anlaştı ve bunu bütün şubelerine duyurdu. İttihat ve Terakki" Ce-miyeti'ne göre bu bir "mütareke" idi ve Contrexeville şehrinde gerçekleştirildiğin­den "Contrexeville mütarekesi" diye anılı­yordu. Buna göre padişah gerekli reform­ları yapacak ve genel af ilân edilecek, ce­miyet de bunlar gerçekleşinceye kadar her türlü neşriyat ve örgütsel faaliyeti durduracaktı. Başta Mısır şubesi olmak üzere itirazlara rağmen merkez, kararı uygulamaya koydu ve şubeler de buna uydu.