Müslümanlık

Kuran'a göre, bütün peygamberler tektanrıcı inancın yayıcılarıdır. Tektanrıcı inancı bir “din” kurumuna dönüştürerek ortaya atan ilk peygamber Musa’dır. Musa’dan önce gelen peygamberler bütün ilkelerini belirledikleri düzenli bir inanç kurumu oluşturamamışlardı. Tarihte ilk tektanrıcı din sayılan Musevilik’ten sonra, ondan kaynaklanan, Hıristiyanlık gelir. Müslümanlık ise son tektanrıcı din olarak nitelenir. Daha önceki peygamberlere gönderilen Tevrat, Zebur, İncil gibi üç kitabın tektanrı anlayışına son ve kesin biçimi veren Müslümanlık, yalın bir inanç dizgesi olarak kalmaz, toplumu düzenleyen, gerekli kurumlan oluşturan, bir “devlet dini” niteliği taşır. Bu dine göre toplumu yöneten kişinin, “imam”ın, Kuran’da belirtilen inanç ilkelerine göre davranması, yalnız uyanct, yol gösterici değil y önetici olması da gereklidir, imam, din adına girişilecek bütün işlemlerin, son yetki kaynağıdır. Bu nedenle imam, olgun (kâmil), özerk (muhtar), inancına bağlı (sâdık), inanmış (mümin), doğru (adil), bilgili (âlim), yargı verici (hâkim) gibi nitelikleri taşımalıdır. Bu nitelikler Müslümanlık’ın bir “devlet dini” olarak yöneticilerde aradığı erdemlerdir.

Müslümanlık’ta görevler biri bireysel (ferdî) öteki toplumsal (devlî) olmak üzere ikiye ayn-Itr. Bireysel görevler, tek tek kişilerin kendi aralannda, özel işlerini ilgilendirir. Toplumsal görevler ise devlet denen kuruluşun üstlendiği, bireyleri aşan yükümlülüklerdir. Bu yükümlülükler de bireylerin devlete ve devletin denetimi altında kendi kendilerine karşı olmak üzere ikiye aynlır. Bunlann hepsini düzenleyen, genel geçerlik taşıyan, bir yasa niteliğinde olan kuruma “Şeriat” denir. Şeriat Kuran ’a ve Hz. Muhammed’in, gene Kuran’dan kaynaklanan Hadisler’ ine dayanır. Şeriat, en ince aynntılanna değin, bir hukuk (fıkıh) kurumudur. O da toplum ve bireylerin özel işlerini içerme bakımından ikiye aynlır. Toplumla ilgili bölümünü kamu hakları, bireyle ilgili bölümünü özel haklar oluşturur.

Uygulamada değişik görüşler ortaya çıkmış, özellikle “ibadet” konusunda, düşünce ayrılıkları belirmiştir. Bu aynlıklann belli bir inanç dizgesine dönüştürülmesi sonucu, Müslümanlık ’ ın bütünlüğü içinde kalma koşuluyla, “gidilen yol”, “benimsenen yöntem” anlamında “mezhep "ler doğmuştur. Müslümanlık’ta Kuran ve Hadis’e dayanan, hepsi de Hz. Muhammed’in izinde giden, Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafii olmak üzere dört mezhep vardır. Eski Iran inançlarıyla beslendiği, Halife seçiminde Ali’yi tuttuğu, ona aşın bir bağlılık gösterdiği savıyla ortaya çıktığı söylenen Şiilik’i beşinci mezhep olarak niteleyenler de vardır.

Dört mezhep ibadet, miras, imamlık (yönetim) ve hukuk konulannda ayn görüşleri benimserse de Kuran ve Hadis’e aykırılık söz konusu değildir. Özellikle ibadetin temelini oluşturan zekât, hac, namaz, oruç ve Tann’mn birliği (tevhid) gibi konular üzerinde, temel ilkelerle çelişecek bir uygulamaya gidilemez. Mezheplerin amacı, Müslümanltk’t yeniden yorumlamak, ona yeni bir içerik kazandırmak değil, uygulamada birtakım kolaylıklar sağlamak, bunlan da Kuran ve Hadis’e dayandırmaktır. Müslüman-lık’ta temel ilke yaptığını bilmektir. Bilerek yapılan işin kaynağı özerk istenç (muhtar irade) olarak nitelenir. Bu nedenle Müslüman kişi, Kuran ve Hadis’in gösterdiği yolda, özerk istencine göre davranandır.

Mezheplerin dışında, daha ince aynntılara giden, ilke olarak Müslümanlık’ı benimseyen “tarikat” adlı kuruluşlar vardır. Bunlann başlıca özelliği imama değil de şeyhe bağlanmalarıdır. Gerek tarikat, gerek mezhep Müslümanlık gibi evrensel bir görüşü içermez. Bu nedenle, onlar, “yan kuruluşlar” olarak değerlendirilir. Müslümanlık’ın başlıca özelliği evrensel bir din olma savını benimsemesidir. Musevilik’ten ayrıldığı temel ilkelerden en önemlisi budur. Hıristiyanlık’ tan da, temel ilke bakımından Hz.Isa’yı Tanrı elçisi (peygamber) olarak alıp Üçleme’yi yadsımasıyla ayrılır.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi