Abbasiler Döneminde Fıkıh
 
Abbasîler zamanında özellikle ilk iki yüzyıl, fıkhın tedvin edildiği ve mezheplerin teşekkül ettiği bir dönem­dir. Dört Halife ve Emevîler döneminde daha çok çevre ve üstat ayrılığı ile fıkıh hükümlerinin ortaya konulmasında kul­lanılan malzeme farklılığına dayanan (Hicâziyyûn-lrâkıyyûn). yerlerini Emevîler'in son döneminden itibaren, hadis ve re'yin İslâm hukukunun kaynakları arasında yer alıp almayacağı veya ne ölçüde alacağı ayrımına dayanan hadis ve re'y ekollerine (ehlü'l-hadîs-ehlü'r-re'y) bıraktı. Emevîler'in İslâm dinini ve hukukunu ihmal ettiklerini, kendilerinin İse İslâmî hükümleri hayata hâkim kıla­cağını iddia ederek iş basma gelen Ab­basîler, biraz da bu vaadlerini yerine getirme düşüncesiyle. İslâmî ilimleri ve fıkhı desteklemek mecburiyetini hisset­tiler. Gerek bu anlayış, gerekse genişle­yen İslâm ülkesinde yeni birçok mesele­nin ortaya çıkması ve bunların fıkhî hükümlerinin tesbiti ihtiyacı, buna bağlı olarak Hicaz ve Irak başta olmak üzere İslâm ülkesinin birçok bölgesinde fıkhın büyük bir gelişme göstermesi, bu ilim dalının bir bütün olarak ortaya çıkması­na ve tedvin edilmesine, müctehid hu­kukçuların farklı yorumlarına dayanan muhtelif mezheplerin teşekkülüne yol açtı. Bunun neticesinde Irak'ta hadise yer.vermekle birlikte re'yi de etkin bir şekilde kullanan Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf ve Muhammed başta olmak üzere talebelerinin ortaya koyduğu Hanefî mezhebi. Hicaz'da hadise ve Medîne'nin hukuk tatbikatına (amel-i ehl-i Medîne) özel bir ağırlık veren İmam Mâlik'in kurmuş olduğu Mâlikî mezhe­bi, bu İki mezhep arasında telifçi bir yol takip eden İmam Şâfirnin kurucusu olduğu Şafiî mezhebi, daha çok bir ha-disçi olarak bilinen ve hadis ekolünün (ehlü'l-hadîs) kuvvetli bir taraftan olan Ahmed b. Hanbel'in kurduğu Hanbelî mezhebi teşekkül etmiş oldu. Günümü­ze kadar gelen bu mezheplerin yanı sı­ra, bugün taraftan bulunmayan Dâvûd b. Ali'nin Zâhiriyye mezhebi ile Evzâî, Süfyân es-Sevrî ve Taberi’nin mezhep­leri ile Sünnî olmayan diğer mezhepler de bu dönemde kuruluşlarını tamamla­dılar.

Özellikle mezheplerin ilk teşekkül dönemlerinde farklı ictihadların hukuki hayatta doğurduğu istikrarsızlık ve kargaşayı giderme düşüncesiyle, İbnü'l-Mukaffa'ın teklifiyle İslâm hukukunun kanunlaştırılması düşünülmüş, önce Halife Mansûr. sonra da Hârûnürreşîd İmam Mâlik'in el-Muvvattcfıru bu maksatla kullanmak istemişlerse de onun, yeni uygulamanın İslâm hukuku­nun gelişmesini önleyeceği endişesiyle bunu kabul etmemesi üzerine, bu hu­sus gerçekleşmedi. Aynı dönemde İslâm hukukunun gelişmesine paralel olarak hukuk müesseseleri de gelişti. Kadılar idarecilerden daha bağımsız bir hale geldiler. Hârûnürreşîd zamanında ilk defa başkadılık (kâdılkudâtlık) kurul­du ve adalet işlerinin düzenlenmesinde, kadı tayinlerinde etkili oldu.

TDV İslam Ansiklopedisi