Güneş Saati. Bir kadran ile bunun üzerine dikili bir milden oluşan ve gölge hareketi sayesinde vakti tayine yarayan basit bir alet.

Mekanik saatlerin henüz bulunmadı­ğı veya yaygınlık kazanmadığı devirler­de günün vakitlerini belirlemekte kulla­nılan güneş saati, genellikle taş veya ma­denden yapılan bir levha üzerine kazın­mış göstergelerle gölge veren bir mil­den ibaret basit bir cihazdır. Bilinen ilk örnek eski Mısırlılara kadar ulaşmakta ve III. Touthmosis (m.ö. 1504-1450) za­manında yapılan bu saat halen Berlin Müzesi'nde bulunmaktadır. Milât önce­sine ait diğer bir örnek de Keldânî (Yeni Bâbil) astronomu Berossus'un (Bel-usur) milâttan önce 300'lerde yaptığı, iç yüzü taksimatlı bir yarım küre ile ortasında dikili bir milden oluşan cihazdır. Büyük İskender'in Bâbil'i fethinden sonra gü­neş saatini öğrenen Grekler daha sonra onu Batı'ya taşımışlar, Romalılar da bu aletlerin çeşitlerini bir hayli arttırmışlar­dır. İlkçağ'daki bu gelişmeye karşılık Or-taçağ'ın Batı dünyasında kayda değer bir ilerlemeye rastlanmamakta, ancak 1500-1800 yılları arasında aristokrat­ların sanatkârları himaye ettiği dönem­de, diğer gelişmelere paralel olarak gü­neş saatlerinin de hem çeşit hem kulla­nışlılık açısından değişik boyutlar kazan­dığı görülmektedir.

İslâmî güneş saatleri şekillerine göre yatay, dikey ve silindirik olmak üzere üç gruba ayrılır, Yatay gruptakiler günün saatlerini ve özellikle namaz vakitlerini, yüksekçe bir kaide üzerine oturtulmuş taş bir tablanın (kadran) güney kenarına yerleştirilen bir milin gölgesinin kadra­nın üzerinde bulunan çizgilerin üstüne düşmesine göre çizgilerin ucundaki yazı ve rakamlarla göstermektedir. Bazan her saat yirmi, hatta daha küçük zaman dilimine bölünmüştür. Gelişmiş tiplerde güneşin hangi burçta bulunduğunu gös­teren içbükey ve dışbükey eğriler görü­lür. Bunlardan mile en yakın olan içbü­key yay en uzun günü (21 haziran), en uzaktaki dışbükey yay ise en kısa günü (21 aralık) belirtir. İkindi ve akşam vakit­lerini gösterebilmesi için binaların batı duvarına yerleştirilen dikey güneş saat­lerinin daire, dörtgen, üçgen veya en az ikisinin bir araya getirilmesiyle oluşan birleşik çeşitleri bulunmaktadır. Daire­vî ve dörtgen tiplerdeki taksimat, milin dibinden eşit açılarla ışın biçimi dağılan ve her biri bir saati gösteren çizgilerden meydana gelir ve milin dibindeki çizgi öğle vaktine işaret eder. Üçgen güneş saatleri, basit örnekleri de bulunmakla birlikte genellikle diğerlerine göre daha hassas ve ayrıntılıdır. En çok İstanbul'­da rastlanan bu tip saatlerin kadranın­da bir gösterge, milin hemen sağ altın­daki küçük bir içbükey kış gün dönümü eğrisiyle daha sağdaki büyük bir dışbü­key yaz gün dönümü eğrisini milin tam altında dikey olarak birleştiren öğle çiz­gisi ve bununla milin sağındaki yatay ufuk hattı arasında yer alan düz saat çizgileri bulunur. Üçgen saatlerde güne­şin batışı daima 12 (0) olarak kabul edil­miş ve her saatin arası 15 veya 20'şer dakikalık dilimlere ayrılmıştır. Bunlar­dan başka yalnızca ikindi namazının asr-ı evvel ve asr-ı sânî vakitlerini göstermek için yapılmış, kadranında hafif kavisli birçok çizgi bulunan güneş saatleri de vardır ki bu tiplere "ikindi saati" adını vermek mümkündür. Bilinen tek silin­dirik güneş saati tahtadan yapılmış olup Kandilli Rasathânesi'nde muhafaza edil­mektedir. XVIII. yüzyılda yapıldığı tah­min edilen bu saat sütun şeklinde ve 30 cm. boyunda olup üst tarafında dönen kapağa takılı ipten asılarak veya bir ma­sa üzerine konulmak suretiyle kullanılır.

İslâm dünyasında güneş saatlerinin yatay tipleri için ruhâme yahut basîta, dikeyleri için de münharife terimleri kul­lanılmıştır; bugün ise modern Arapça'da genel olarak bu aletlere mizvele veya sâa şemsiyye denilmektedir. Yatay güneş saatleri hakkında kaleme alınmış günü­müze ulaşan en eski eser Hârizmî'ye (ö. 232/847'den sonra) nisbet edilmekte ve bu çalışmanın on iki ayrı boylama göre saat tanzimine esas olacak koordinat cetvellerini kapsadığı görülmektedir. Di­key saatler hakkında bilinen ilk eser. X. yüzyılda yaşayan İbnü'l-Âdemî (Saîd b. Hafif es-Semerkandî) tarafından yazılmıştır ve dikey saatlerin yanı sıra taşınabilir gü­neş saatleri üzerine de bilgi vermektedir. Yine X. yüzyılın başlarında ölen Sabit b. Kurre'nin yatay güneş saatlerinin yapı­mına temel teşkil eden Makale fî sı-fati'l-eşkâli'lletî tahdüsü bi-memerri tarafi zılli'I-mikyâs fî sathi'î-ufk fî külli yevm ve fî külli belde adlı geniş kapsamlı teorik eseri, daha sonra gelen astronomların konu­nun pratik yönlerine daha fazla ilgi gös­termeleri yüzünden pek etkili olmamış­tır. Buna karşılık 680 (1281) dolayların­da ilmî faaliyetlerde bulunan Ebû Ali el-Merrâküşî'nin küresel astronomiyle ast­ronomi aletleri üzerine yazılmış olan ve çeşitli güneş saatleri hakkında uzun bö­lümler ihtiva eden Kitâbü'l-Câmti'l-mebâdî ve'1-ğâyât fî eilmi'l-mîkâ {El2 (ing.) VI, 598) İslâm kültür coğraf­yasında büyük tesir bırakmış bir eserdir. Merrâküşî'nin çağdaşı Şehâbeddin el-Maksî. Kahire boylamına göre güneş sa­atlerine esas olacak cetveller hazırlamış ve bunlar günümüze ulaşmıştır. Bu cet­vellerin hazırlanmasından elli yıl kadar sonra da İbnü's-Serrâç adlı bir astrono­mi âlimi, Halep'te bütün boylamlara gö­re çeşitli güneş saatleri tasarlamıştır.

IX. yüzyıldan itibaren İslâm Ortaçağı boyunca binlerce yapılmış olması gere­ken güneş saatlerinden günümüze çok az örnek gelebilmiştir. Bunların en es­kisi, Kurtuba'da yaşayan İbnü's-Saffâr'a (ö. 426/ 1035) aittir. Bugün sadece yarı­sı bulunan bu saat Kurtuba Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Muhteme­len XII. yüzyıl başlarına ait olan Fustat İbn Tolun Camii'ndeki güneş saatinden ise günümüze yalnız 1718 yılında alınmış bir estampaj kalmıştır. 746'da (1345-46) Ebü'l-Kasım Hasan eş-Şeddâd'ın Tunus'­ta imal ettiği güneş saati de günümüze ulaşmıştır. İslâm Ortaçağı'na ait güneş saatlerinin en mükemmellerinden biri olduğu kabul edilen. Emeviyye Camii baş-muvakkiti İbnü'ş-Şâtır'ın 773'te (1372) yaptığı 2x1 m. ebadındaki yatay gü­neş saatinden kalan parçalar ise Şam Arkeoloji Müzesi'nin bahçesinde sergi­lenmektedir. Bugün mevcut olmayan kayda değer güneş saatleri arasında, Harranlı Bettânî'nin (ö. 317/929) hem yatay hem dikey saatiyle, aynı zaman­da iyi bir usturlap ustası olan Ebü'l-Fereç îsâ Muhammed'in Atabeg Nüreddin Mahmud Zengî İçin 1160 yılında yap­tığı, Uluğ Bey'in Semerkant'taki sarayı­nın duvarına yerleştirilen saatler zikre­dilebilir.

Anadolu'da bilinen en eski güneş saati (1409) Konya Hacı Hasan Mescidi'nde bu­lunmakta ve onu Topkapı Sarayı'ndaki Fâtih Sultan Mehmed devrine ait yatay bir güneş saati takip etmektedir. Fetih­ten XVIII. yüzyılın sonlarına kadar İstan­bul'da çeşitli binalara, özellikle camile­re oldukça ayrıntılı ve kullanışlı güneş saatleri yerleştirilmiş, mekanik saatle­rin yaygınlaşmasıyla revaçtan düşmele­rine rağmen Osmanlı Devleti'nin son za­manlarına kadar da bu saatleri çizen kişiler eksik olmamıştır; bu ustaların son temsilcisi ressam ve muvakkit Ahmed Ziya Akbulut'tur (ö. 1936). Osmanlılar'-da güneş saati yapanlar yanında bu ko­nuda eser veren âlimler de bulunmak­tadır. III. Murad döneminde (1574-1595) yaşayan Takıyyüddin er-Râsıd'ın Kandil­li Rasathânesi'nde bulunan şu üç eseri oldukça önemlidir: Reyhânetü'r-rûh İî resmi's-sâ'at 'ala müsteve's-sütûh, el-Mizveletü'ş-şimâliyye bi-îazli dâ3iri ufuki Kostantîniyye, ed-Düstûrü 'r-racîh li - kava "idi't-tastîh. Bu eserler. 41’'li İstan­bul ufkuna göre tanzim edilecek saat­lerden bahsetmekte ve çeşitli örnekler vermektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net