Bağdat. Abbasî halifeliğinin yükseliş devrinde Mezopotamya'da muhteşem şehirler kurulmuştur. İkinci halife Mansûr'un planını bizzat çizerek kurdurdu­ğu Bağdat şehrinden bugüne, geçmişi­nin parlak devrini hatırlatan hiçbir şey kalmamıştır. Moğol istilâsı sırasında şehrin tamamen harap olması, sonra da üstüne yeni Bağdat'ın inşa edilmesi, ilk Bağdat şehrini efsane diyarı haline getirmiştir. Kaynaklardan öğrenildiğine göre Bağdat, savunmaya çok elverişli olduğu için Eskiçağ'dan beri Mezopo­tamya. Anadolu ve İran'da uygulanan dairevî planda kurulmuş ve etrafı çift surla çevrilmiştir. Yuvarlak kulelerle takviye edilen surların tuğladan örül­düğü, şehrin kuvvetle tahkim edilmiş dört büyük kapısının bulunduğu ve bu kapıların yakınında muhafız kıtaları için binalar yapıldığı bilinmektedir. Şehrin ortasında Kubbetülhadrâ adıyla anılan Halife Mansûr'un sarayı ile bitişiğine inşa ettirdiği cami bulunuyordu. Saray, ortadaki kubbeli mekâna açılan tonoz örtülü dört eyvandan meydana gelmişti ve anlaşıldığına göre planı Horasanlı Ebû Müslim'in Merv'deki Dârülimâre'sinin planına benziyordu. Caminin ise bir avlunun üç tarafını kuşatan çift sıra ahşap sütunlu olduğu, mihrabının da istiridye biçimli nişi ve taş süslemeleriyle Emevî devri mihraplarına benzediği rivayet edilmektedir. Bazı kaynaklara göre cami Hârûnürreşîd zamanında 193'te (809) büyütülmüş ve binaya es­ki caminin benzeri yeni bir kısım ilâve edilmiştir: başka bir kaynağa göre ise Mu'tazıd-Billâh zamanında 280 (893) tarihinde, kıble duvarı yıkılarak yeni ya­pılan bir kısmın eklenmesiyle büyütül­müştür.

Rakka. Abbasî devrinde kurulan diğer bir şehir de Rakka'dır. Bağdat gibi tam dairevî planlı olmayıp güney tarafı düz, at nalı biçiminde bir plan gösterir. Ker­piç ve tuğladan yapılan dış sur tama­men yıkılmış, iç surun yuvarlak kuleler­le takviye edilmiş bazı kısımları ile Bağ­dat Kapısı adını taşıyan kapısının bir bölümü bugüne kadar gelmiştir. Kapı tuğladan olup dilimli kemerlerle süs­lü, sivri kemerli sathî niş dolgulu bir arkad sırası taşımaktadır. Bazı kaynak­lar bu kapının, Rakka'yi 180'de (796) merkez haline getiren Hârûnürreşîd in zamanına ait olduğunu yazmakta iseler de dış ve iç surların Mansûr tarafından yaptırılmış olması ve eski yolun nehir boyunca buradan geçmesi, bu kapının da Mansûr zamanında yapılmış olduğu­nu düşündürmektedir. Şehrin büyük camii kuzeyde yer almakta ve kalıntıla­rından kare planlı olduğu, duvarlarının köşelerde ve yanlarda bulunan yuvarlak kulelerle takviye edildiği anlaşılmakta­dır. Mihrap duvarına paralel üç nef ile avluyu üç taraftan çevreleyen ikişer neften oluşan ve bugün çok harap du­rumda bulunan cami, 155'te (772) Ha­life Mansûr tarafından yaptırılmış ve XIII. yüzyılda Nûreddin Zengî tarafından tamir ettirilmiştir. Rakka'da bulunan ve hangi binaya ait oldukları bilinmeyen bazı alabaster (su mermeri) başlıklar. İslâm sanatındaki yeni üslûp değişikli­ğini göstermeleri bakımından önemli­dir. Bu başlıklardan üç tanesi New York Metropolitan Müzesinde, diğerleri Ber­lin Müzesi ile İstanbul'da Türk ve İslâm Eserleri Müzesinde bulunmaktadır. Bun­ların bazılarında derin kazınmış akantus yaprağı motifleri, çoğunda ise kırık dal­larla birleşmiş çeşitli palmet ve yarım palmet motifleri görülmektedir. Sathî bir kazıma tekniği ile yapılmış olan bu süslemeler, Sâsânî sanatında görülen örnekleri hatırlatmaktadır.

Yorum ekle veya Makaleye katkı yap

Uyarı!
Hakaret içeren yorumların yasal takip gereği ip adresleri sistem tarafından kayda alınmaktadır.


Güvenlik kodu
Yenile

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net