20. yy’ın başlarında, kanserin nedenlerini kimyasal maddelere, fiziksel etkenlere, asalaklara ve virüslere bağlayan pek çok kuram ortaya atılmıştı. Kanser yapıcı etkenlerin ve kanserleşmeyi önleyici maddelerin etkilerini inceleyerek, hem hastalık nedenlerini, hem de koruyucu ve iyileştirici yöntemleri araştırmanın en iyi yolu deneysel yoldan kanser oluşumunu sağlayabilmekti. Ancak, Fibiger’in bu konuya eğildiği 1907 yılma değin, kanserli dokunun sağlıklı hayvanlara aşılanması başarılmışsa da bu yöntem hastalık nedenleri üstüne yeterli bilgi vermemiş, deneysel yoldan kanser oluşturma konusundaki tüm girişimler ise sonuçsuz kalmıştı.

Bir raslantı sonucu, midesinde tümör olan birkaç laboratuvar faresinin bağırsağında asalak ipsi solucanların (nemstodlarm) da bulunduğunu gözlemlemesi, Fibiger’in ilgisini bu ilişkiye çekti. Farelerde ipsi solucanlarla tümör oluşturmayı amaçlayan ve yıllarca beklediği sonucu vermeyen uzun araştırmalardan sonra, ipsi solucanların ancak larva evresindeyken fare bağırsağına yerleştiğinde tümör yapabildiğini farketti. 1913’te, bu larvaları taşıyan hamamböcekle-riyle beslediği sağlıklı farelerde tehlikeli mide tümörlerinin oluştuğunu açıklayan Fibiger, kanser araştırmalarına deneysel boyut kazandıran bu çalışmasıyla Nobel Ödülü’nü aldı.

Sonraları, Fibiger’in farelerinde kanser yapıcı temel etkenin A vitamini eksikliği olduğu ve ipsi solucanın tümör oluşumunda önemli bir rol oynamadığı öne sürüldüyse de, deneysel kanser araştırmalarını başlatan öncülerden biri olarak Fibiger’in katkısı büyüktür.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net