Daha öğrencilik yıllarında Güneş ışığının tedavi edici özelliklerini araştırmaya başlayan Finsen, 1893’te çiçek hastalığının tedavisinde kırmızı ışıkla daha iyi sonuç alınabileceğine ilişkin savıyla ilgi uyandırdı. Aynı yıl, hasta odalarının pencerelerini kırmızı perdelerle kapatarak, “kırmızı oda yöntemi” ile ilk ışık tedavisi (fototerapi) denemelerine girişti. Böylece, tayfın mavi, mor ve özellikle morötesi bölgelerinde yer alan kısa dalgaboyundaki ışınların odaya sızmasını engelleyip, yalnızca kırmızı ve kızıl-altı gibi kimyasal etkinliği az olan uzun dalgaboyundaki ışınların bulunduğu bir ortamda çiçek hastalığı döküntülerinin hızla iyileştiğini gösterdi. Bu yöntem bugün geçerliliğini yitirmişse de, X ve gamma ışınlarından yararlanan çok daha etkili ışın tedavisinin başlangıcından önceki dönem için tarihsel bir önem taşır.

Finsen’in, “kimyasal dalgalar” diye adlandırdığı kısa dalgaboyundaki ışınlarla yaptığı araştırmalar çok daha önemli sonuçlar vermiştir. Güneş’ten ya da ark lambası gibi güçlü bir ışık kaynağından yayılan ve merceklerle belli bir alanda yoğunlaştırılan kısa ışık dalgalarının bakteri öldürücü etkisini bulan Finsen, bakterileri yok eden etkenin ısı değil, mavi, mor ve morötesi ışık ışınları olduğunu da kanıtladı. Kendisine 1903 Nobel Fizyoloji ve Tıp Odülü’nü kazandıran bu buluşunu uygulayarak, başta deri veremi olmak üzere birçok deri hastalığının tedavisinde olumlu sonuçlar aldı.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net