Filozof.net

Anasayfa

Antoine Lavoisier Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

1766’da Cavendish, asitlerle metallerin tepkimesinde açığa çıkan gazı “yanar hava” diye adlandırmış, 1780’lerde de bu gazla havanın birleşmesinden suyun oluştuğunu açıklamıştı. Lavoisier, matematikçi Laplace ile işbirliği yaparak Cavendish’in bulgularını sistemli bir biçimde incelemeye girişti. Sonunda, su oluşumuna yol açtığı için, Yunanca hudör (su) ve gennân (oluşturmak) sözcüklerinden yararlanarak hydrogene (hidrojen) diye adlandıracağı yanar havayla oksijenin yanmasından su elde ettiği gibi, su buharını kızgın demir üzerinden geçirerek, suyun bileşimindeki gazlara dönüştüğünü de gösterdi. Böylelikle, hem sentez hem de analiz yoluyla suyun bileşik yapıda olduğunu kanıtladı. 1781-1782 arası gerçekleştirilen ve suyu element olarak kabul eden iki bin yılı aşkın bir geleneği çürüten bu deneyler, kimya tarihinde yeni bir dönemi başlatırken, Lavoisier’nin flojiston kuramını temelden yıkması için gerekli verileri de sağlıyordu.

Flojiston kuramının çöküşü

Gerçekten de Lavoisier, ilk kez 1777 tarihli bir makalesinde eleştirdiği flojiston kuramına, 1783’te Bilimler Akademisi’nin bir oturumunda okunan ve 1786’da yayımlanan “Reflexions sur le phlogistique” (“Flojiston Üstüne Düşünceler”) başlıklı makalesinde açıkça karşı çıktı. Yanma sürecini flojiston yerine oksijenle açıklayan ve kimyada çığır açan bu makalesinde, yanma olayının, yanan maddenin havadaki oksijenle birleşmesinden kaynaklandığını, yanan maddedeki ağırlık artışının havadaki oksijen kaybına eşit olduğunu ve oksijenin yokluğunda yanmanın gerçekleşemeyeceğini vurguladı. Yanma sırasında açığa çıkan ısı ve ışığı da “kalorik” diye adlandırdığı ve “ısı maddesi” olarak tanımladığı kimyasal bir elementle açıkladı. Bu yeni kavramla flojiston yerine bir başka akışkanı kimyaya yerleştirdiğini ileri sürerek Lavoisier’yi eleştirenler olmuşsa da, maddenin yanmasını ve metal oksitlerin oluşumunu kimyasal bir tutarlılık içinde veren Lavoisier’nin sistemindeki ka-lorik kavramı bile, ısı ve ışık gibi ölçülebilir somut olgulara indirgendiğinden, kimyaya flojistondan çok daha yararlı bir yaklaşım getirmişti. Isıl olguların atomların hareketinden ileri geldiği kanıtlandığında da, kalorik kavramı da geçerliliğini yitirecekti.

Element tanımı ve kimyasal adlandırma

Lavoisier’nin yeni yanma kuramıyla kimyada gerçekleştirdiği devrim yalnız flojiston kuramını yıkmakla kalmadı, kimyaya, adlandırmadan elementlerin tanımına dek yepyeni bir görüş ve dinamizm kazandırdı. Nitekim, başlangıçta birçok kuramcının karşı çıktığı bu yeni görüş, Fourcroy, Guyton de Morveau (1737-1816), Berthollet gibi pek az sayıda kimyacının çabalarıyla kısa bir sürede ve bilim tarihinde az rastlanan bir hızla yayılıp yerleşti. 1787’de bu grubun ortak çalışmasından doğan Methode de nomenclature chimique (“Kimyasal Adlandırma Yöntemi”) adlı yapıtla kimyaya yeni bir adlandırma yöntemi kazandırıldı. Aristoteles’ten başlayarak süregelen dört öğenin yerini, özelliklerine göre sınıflandırılarak adlandırılmış 55 elementten oluşan yeni bir sistem aldı. Kimyacılar arasındaki iletişimi ve bilgi aktarımını güçleştiren özel adların yerine her bileşikteki elementlerin ya da köklerin adından kaynaklanan, kimi kez elementlerin bileşimdeki oranlarını da belirten yeni bir adlandırma sistemi kimyaya yerleşmeye başladı. Lavoisier’nin ve sistemini benimseyenlerin 1789’da yayımlamaya başladıkları Annales de chimie (Kimya Yıllığı) dergisinin de bu gelişmede büyük katkısı oldu.

Lavoisier, kimyadaki devrimini perçinleyen Tra-ite elementaire de chimie (“Temel Kimya Kitabı”) adlı yapıtını 1789’da yayımladı. Uzun yıllarını alan araştırmalarının ve kimya felsefesinin özünü açıkladığı, temel kimya yöntemlerini tanıtarak flojiston kuramının izlerinden arındırılmış yeni terimleri kullandığı bu yapıt, maddenin korunumu ilkesi ile kimyasal denklem kavramına da ilk kez yer veriyordu. Methode’daki 55 elementten bir bölümünün bileşik olduğu anlaşıldığından, Lavoisier bu kitabında element sayısını 33’e indirmişti; sonradan onun listesindeki elementlerden bazılarının da bileşik olduğu anlaşılacaktı. Gene bu yapıtında, daha basite indirgenemeyen kimyasal madde biçimindeki element tanımım iyice daraltarak, elementin doğada yaygın olarak bulunması ve çok sayıda bileşik vermesi gibi bir koşul da getiriyordu. Böylece, sonraları benimsenmeyecek olan bu tanım gereğince, altın element olarak kabul edilmiyordu. Buna karşılık, birleştikleri maddelere belirli bir nitelik kazandırdıkları gerekçesiyle kimi maddeler özel bir sınıfta toplanıyor, örneğin oksijen asitlerin, hidrojen suyun, azot alkalilerin oluşumunda, ışık bitkilerin yaşamında, kalorik ise maddenin katı, sıvı ya da gaz halinde bulunmasında temel rol oynadığı için öbür elementlerden ayrılıyordu.

Konu Hakkında Bilgini Paylaş & Yorum Ekle


Güvenlik kodu
Yenile