Filozof.net

Anasayfa

Kaside Nedir -Türk Edebiyatında- Özellikleri, Nelerdir, Hakkında Bilgi

Kaside yazan şair için kasîde-gû, kasî­de sera, kasîde - perdâz gibi tabirler kul­lanılmıştır. Türk edebiyatında hemen her divan şairi kaside yazmakla birlikte bu türde ünlü olmuş şairleri tesbit eden bir araştırmaya göre XV. yüzyıla kadar büyük kasideciler yetişme­miştir. Âşık Paşa'nın Garibnâme'deki na'tlarıyla Ahmedî'nin divanındaki kasi­deler bu şeklin ilk örnekleri sayılır. Türk edebiyatında gerçek anlamda kasidecilik ise divanında yer alan on altı kasidesiyle bu nazım şeklini klasik özellikleriyle Türk edebiyatının malı yapan Şeyhî ile başlamıştır. Daha sonra Karamanlı Nizamî on bir, Bursalı Ahmed Paşa otuz bir, Necâtî Bey yirmi altı kaside yazmıştır. Bu yüzyıl­daki en güzel örnekler Ahmed Paşa'nm kaleminden çıkmıştır.

XVI. yüzyıl kasidede İran örneklerinin aşılmaya çalışıldığı, bu sebeple Şâhnâme kahramanlarının kasidelerde benzetilen öğe olarak sıkça tekrarlanmaya başlandı­ğı ve abartmalara yol açıldığı bir dönem­dir. Övülen kişilerin devlet ihtişamının gölgesinde kalmaması için mübalağalı bir şekilde methedildiği bu dönemde Bakî özellikle nesîb kısımlarında parlak tasvir­lerin yer aldığı yirmi yedi. Hayalî Bey zen­gin hayallerle övdüğü yirmi yedi, Nev'î elli, Rûhî-i Bağdadî yirmi dört kaside ya­zar. Ancak bu yüzyılın kasideciliğinde en önemli yer Fuzûlî'ye aittir. Onun na'tları da dahil divanında otuz yedi kaside mev­cuttur.

XVII. yüzyılda Türk edebiyatının en bü­yük kaside şairi olan Nef î, İran ve Arap kasidecilerini geride bırakmıştır. Divanın­da en geniş yeri işgal eden elli dokuz kasi­desi fahriyye bölümleriyle ünlüdür. Yüz­yılın diğer kaside ustalarından Sabrî de Nefi'nin etkisinde kalmıştır. Nâilî'nin otuz beş, Nâbî'nin otuz iki kasidesiyle bu yüz­yıl Türk kasideciliğinin en parlak devri ol­muştur.

XVIII. yüzyılın başlarında Yahya Nazîm büyük bir cilt tutan divanının tamamını na'tlara ayırmış, bunların pek çoğunu da kaside nazım şeklinde kaleme almıştır. Nedîm'in ince ve zarif bir ahenkle yazdı­ğı kasidelerinin adedi otuz sekizdir. Onu değişik konularda yirmi dokuz kaside ile Şeyh Galib takip eder. Yüzyılın sonların­da ise kasideleriyle dikkat çeken Sünbül-zâde Vehbî elli dört, Enderunlu Fâzıl sek­sen dört ve Keçecizâde İzzet Molla kırk sekiz kaside söylemiştir.

Divanındaki az sayıda kasidelerden bir veya birkaçı ile ün kazanmış yahut söyle­diği kasidelerden biri diğerlerinden daha çok tanınmış şairler de vardır. Sünbülzâde Vehbî'nin "Sühan Kasidesi" ile Sâbit'in ramazâniyyesi. Tanzimat döneminde Akif Paşa'nın ilk defa bir soyut kavramı konu edinen "Adem Kasidesi" ve Nâmık Ke­mal'in "Hürriyet Kasidesi" diye meşhur olan şiiri bunlardandır. Divan edebiyatın­da kaside yazma geleneği Tanzimat'tan sonra da sürmüş, hatta Cumhuriyet'in ilk yıllarında kaside düzenleyen şairler çık­mışsa da modern Türk şiiri kasideyi ta­mamen terketmiştir.

TDV İslâm Ansiklopedisi