Filozof.net

Anasayfa

Mürebbiye - Hüseyin Rahmi Gürpınar Kitap Özeti, Konusu, Karakterleri

Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar

Kitap Hakkında:
Eser 1896'da tefrika edilip, aynı yıl kitap hâlinde yayımlanan Türk edebiyatının en eleştirel metinleri arasında sayılır. O yıllarda kibar konaklarında, zengin ve soylu kimselerin köşklerinde çocukların eğitimi, bir âdetin sonucu olarak annelerinden alınıp "mürebbiye" adı verilen yabancılara bırakılırdı. Gösterişe meraklı olan aileler bunları yanlarına alır, çocuklarının eğitimini onlara bırakırlardı. Bu durum toplumumuzda sosyal bir yara hâlini almıştı. Mizahi yönü oldukça güçlü olan bu eserde Hüseyin Rahmi, mürebbiyelik kurumunun getirdiği zararları ortaya koymuştur.

Ana Fikir:
Çocuklarının eğitimini sırf moda diye eve alınan ve ne olduğu, eğitimden ne derece anladığı bilinmeyen mürebbiyelerce verilmesinin doğuracağı kötü sonuçlar verilmek istenmiştir.

Konu:
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e giden yoldaki yapısal değişiklikler, topluma yayılan Batılılaşmanın günlük hayattaki izdüşümleri, Fransa'da dostuyla kavga edip İstanbul'da, mürebbiye olarak girdiği Dehri Efendinin evinde Angel'in sebep olduğu olaylarla anlatılmaktadır.

Özet: Romanın önemli kişisi olan Dehri Efendi, yaşlı ve emekli bir memurdur. O zamanın geleneğine uyarak kendi yalısında kızıyla, damadıyla, kardeşleri ve oğluyla birlikte oturmaktadır. Ömrünün geri kalan kısmını okumaya, bilime ayırmıştır, ilk karısından olma kızı Melahat'i Sadri Beyle evlendirmiştir. Melahat'in oğlu, Dehri Efendinin torunu Şem'i ise henüz okul çağındadır. Okula gider; Dehri Efendinin bir cariyeden olma Nezahat ve Vahip adlı iki oğluna bir mürebbiye tutulur. Mürebbiye'nin adı Matmazel Anjel'dir (Angele). Bu kadın Parislidir ama, babası belli değildir. Kendi de babasız bir çocuk doğurduktan sonra, tüccarın peşine takılmış döne dolaşa İstanbul'a kadar gelmiştir. Şem'i, bir hafta sonu okuldan dönüp de mürebbiyeyi evde bulunca pek şaşırır. O kadar hoşlanır ki hemen gidip efendi babasının eteğini öperek okula gitmekten caydığını ileri sürmek ister. Ona göre Parisli matmazel, elbette okuldaki öğretmenlerden çok daha bilgilidir. O da üvey kardeşleri gibi Anjel'den ders görmeyi isteyecektir. Ancak yiyeceği falakanın hayaliyle bu tasarısından vazgeçer. Öte yandan Matmazel Anjel boş durmaz. Yalıda bir hapishane hayatı yaşamaktan canı sıkılmıştır. Kendine bir eğlence bulmayı kararlaştırır. Bunun için de fazla yorulmaz. O zamanki terbiyenin kapalı bıraktığı erkekler, yani yalıdakiler, karşılarında böyle erkeklerle doğal biçimde görüşen bir kadını bulunca çoktan tuzağa düşmeye hazır hâle gelmişlerdir. Anjel, Şemi'yi, daha sonra Sadri'yi, daha sonra da Dehri'nin kardeşini tuzağına düşürür; onları birbirlerine hissettirmeden idare etmektedir. Bu işi ustaca halletmek için bulduğu çare de basittir. Hafta sonlarında Şem'i; Melahat Hanım İstanbul'a, teyzesine indiği geceler Sadri; ara sıra da Kambur Amca Anjel'in odasına kabul edilirler. Fakat bu iş, sonuna kadar böyle tıkırında gitmez. Kahya Eda Kadın, sofa lambasının son zamanlarda daima erken söndürülmesinden kuşkulanmıştır. Bir gece dolaşmaya gelir. Nasılsa gününü şaşırıp Anjel'in odasına gitmek için el ayağın çekilmesini bekleyen Kambur Amca, kahya kadının gelişini duyunca kendini, sofadaki yuvarlak, üstü ağır kadife örtülü masanın altına dar atar. Orada ikikişiyle daha kafa kafaya vuruşunca ziyaretçilerin kimler olduğunu anlar. Kahya kadınsa, her birinin odasını dolaşır. Boş olduklarını görür, işi anlar. Anjel'in çift kapılı odasının kapı tokmaklarını kuşağıyla birbirine bağlar, baskın verdirmek ister. Büyük Efendiyi alır, gelir ama Anjel'in odasında kimseyi bulamadıklarından iftiracı durumuna düşer. İşinden kovulur. Ne var ki Şemi'nin içine bir ateş düşmüştür. Kıskançlık delikanlının damarlarını tutuşturur. Bir akşam, birer bahane bularak amcasını, eniştesini bahçedeki büyük koruya çeker, iyice döver. Sonra, aşçı başıyı sarhoş ederek ağzından lâf almak ister. Aşçı Tosun, anasonsuz sakız rakısını, mastikayı içtikçe kendini kontrol edemez hâle gelir. En sonunda konuya girer, lâfı açar. Memleketinin şivesiyle, Şemi'nin merak ettiği konu üzerinde bütün bildiklerini, hatta gördüklerini ayrıntılarıyla anlatır. Anlattığına göre, yamaklardan biri bir hayalet lâfı tutturmuştur. Aşçı sıkıştırınca bu hayaletlerden birinin fistanlı, öbürünün pantolonlu iki kişi olduğunu açıklamıştır. Önlem almıştır, bir gece yarısından sonra koruya doğru iki gölgenin gittiğini görmüşlerdir. Mürebbiye, güzel havalarda sevdalılarını koruda; havanın elverişli olmadığı zamanlarda da kendi odasında kabul etmektedir. Aşçıbaşı bunu da saptamıştır. Bir gece, mürebbiyenin odasının penceresine bakan yıllanmış sakız ağacına tırmanmış, kadını gözetlemiştir. Şeminin amcasını, eniştesini, hatta kendisini, değişik günlerde oodaya girerken görmüştür. Sadece girdiklerini değil, daha sonrasını da...Aşçıbaşı bu işin tiryakisi olup çıkmıştır. Şem'i, bu açıklamaları dinledikten sonra kesin olarak bu işi bitirmek kararını verir. Madem Anjel onu, saf bir aşkla sevdiğini ileri sürdüğü hâlde bu şekilde aldatmıştır. Şem'i, bir geceyarısı, gerekli önlemleri alıp beline de bir hançer soktuktan sonra Anjel'in oda kapısına gelir. Sadri'nin içeride olduğundan yüzde yüz emindir. Tüm gücünü toplayıp kapıya yüklenir. Gündüzden çekip hazırladığı alt ve üst sürgüler yuvalarından hemen fırladığı için kapı ardında dayanır. Anjel yarı çıplak, dehşet içinde, yatağından çıkmış titremektedir. Şem'i odada Anjel'den ve kendisinden başka kimseyi göremeyince aynalı dolabın anahtarını ister. Kadın vermek istemese de zorla alır, dolabı açar. Bir de bakar ki Efendi Babası...Dehri Efendi, ak sakalıyla, Anjel'in fistanları arasından çıkar. O da, ötekiler gibi düşer, bayılır. Onun da intikam alması boynunun borcudur. Şem'i Anjel'i öldürür, sonra kendisi de intihar eder.

Dehri Efendi, altmış beş, yetmiş yaşlarında zengin biridir. Ölen karısından biri kız diğeri erkek iki; odalığından da gene biri kız diğeri oğlan iki küçük çocuğu vardır

Anjel: Asli kahraman durumundadır. Yazar onun genç ve güzel göstermiştir. Angel (melek) adını taşıyan bu genç, güzel Paris’li kız taşıdığı adın zıddına tam bir şeytandır. Fransız naturalistlerinin fikirlerini benimseyen Angel’e göre ahlak bir maskeden ibarettir. Bir mürebbiye olmasına rağmen çocuklarla ilişkisinden çok evin erkekleri ile olan ilişikisi verilmiştir.
Dehri Efendi: Hem geleneğe bağlıdır, hem de Avrupa hayranı bir Tanzimat Paşası’dır. Hem küçük çocukları için evinde bir Fransız mürebbiye bulundurur hem de büyük oğlunu falakaya çeken zorba bir aile başkanıdır.
Şem’i Bey: Dehri Efendi’nin oğludur. Şem’i biraz aptaldır. Derslerinde başarısızdır. Angel’in tuzağına düşenlerden birisi de o’dur.
Amca Bey: Kurnazca bir zekaya sahiptir. Fakat onun kurnazlığı Angel’in kurnazlığını bastıramaz ve o’da kendini Angel’e kaptırır.
Sadri Bey: Dehri Efendi’nin damadıdır. Sırf fakir olduğu için ve iyi bir yaşm sürmek istediği için Dehri Efendi’nin çirkin kızı Melahat ile evlenmeyi kabul etmiştir. Bu nedenle hep gözü dışarıdadır. Angel’in tuzağına düşmesi hiç de zor olmamıştır.
Melahat Hanım: Dehri Efendi’nin kızıdır. Çirkin olduğu için romanda pasif bir kadın karakteridir.
Vahip Bey ve Nezahat Hanım: Dehri Efendi’nin ikinci eşinden olma küçük çocuklarıdır. Engel eve sırf onların eğitimi için alınmıştır. Fakat onların eğitiminden çok entrikalarla uğraşmıştır. Çünkü Angel bu iki küçük çocuğu yetiştirecek eğitim ve öğretim vasıflarına sahip bir öğretmen değildir.