Hayber Savaşı Nedeni, Tarihi, Sonuçları, Hakkında Bilgi

(Muharrem 7 H./Mayıs 628 M.)

Savaşın Sebebi
Hayber Medine’nin kuzey-doğusunda, Suriye yolu üzerinde, Medine’nin 150 km. kuzeyinde büyük bir Yahûdî şehriydi. Yedi kalesi vardı. Hayber Yahûdi dilinde kale demek olup burası aynı zamanda hurma ve tahıl merkezi özelliğiyle, münbit bir vâha’da kurulmuştu.

Hayber, Müslümanlara karşı bir fesâd ocağı hâline gelmişti. Daha önce Medine’den çıkarılmış olan Yahûdîler de oraya yerleşmişlerdi. Müslümanlara karşı, müşrik bedevî Arabları harekete geçiren, Hendek Savaşını hazırlayan bunlardı. Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîlerine, düşmanla işbirliği yaptıranlar da bunlar olmuştu.

Hz. Muhammed Hayber ahalisiyle barış yapmak istiyordu. Hudeybiye‘den döndükten sonra, Abullah bin Ravâha‘yı Hayber’e gönderdi. Fakat Yahûdîler barış teklifini kabûl etmediler. Onlar, komşuları Gatafan kabilesiyle birlikte Medine’yi basmak için hazırlanıyorlardı. Hudeybiye Barış Anlaşması‘nın, Müslümanların aleyhine görünen maddeleri,onlara Müslümanları kuvvetsiz göstermişti. Münâfıklar da onları savaşa teşvik ediyorlardı.

Gatafan kabîlesi, Müslümanlara karşı Yahûdîlerle birlikte hareket etmeyi kabûl etmişti. Düşman hazırlığını tamamlamadan harekete geçmek gerekiyordu.
Hz. Muhammed, ashâbına:

-“Cihâdı isteyenler bizimle gelsin” diyerek Hayber üzerine yürüneceğini ilan etti. Hicretin 7’inci yılı Muharrem ayında 2000 atlı ve 1600 piyâde ile Medine’den çıktı. Harekâtını düşmana sezdirmeden, üç günde Raci’ Vâdisi’ne ulaştı.(1) Burada ordugâhını kurdu. Böylece Gatafan kabîlesinden, Yahûdîlere gelecek yardımın yolunu kesmiş oldu.

Hayber’in Kuşatılması
Hz. Muhammed düşman üzerine gece vakti varırsa, hemen baskın yapmaz, sabahı beklerdi.(2) Bu sebeple geceyi Raci’de geçirdi. Sabah namazını kıldıktan sonra, Hayber üzerine yürüdü.

Sabahleyin, kazma ve kürekleriyle işlerine gitmek üzere evlerinden çıkan Yahûdîler, karşılarında Müslüman ordusunu görünce şaşkınlıkla:

-Muhammed, vallâhi Muhammed ve askeri… diye bağrıştılar (3), geri dönüp kalelerine kapandılar.

Hayber’de hepsi de gayet sağlam 7 kale vardı. En kuvvetlisi ise Kamûs kalesiydi. Hepsinde de bol miktarda silah ve yiyecek vardı. Yahûdîler savaş için hazırlıklıydılar. Bu yüzden Hz. Muhammed’in sulh teklifini kabûl etmediler.

Son Kale ve Fethin tamamlanması
Yirmi gün kadar devâm eden kuşatma ve savaş sonunda, bütün kaleler birer birer zaptedildi. Sadece Kamûs kalesi kaldı. Bu kalenin kumandanlığında, Arablarca bin cengâvere bedel sayılan meşhûr Yahûdî pehlivanı Merhab bulunuyordu. Her gün sıra ile ashabın ileri gelenlerinin komutasında yapılan hücumlardan bir sonuç alınamamıştı. Nihâyet Hz. Muhammed bir gün:

-Yarın sancağı bir kişiye vereceğim ki, Allah Hayber’in fethini O’nun eliyle müyesser kılacak. O kişi Allah ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever, buyurdu. Bu yüce şerefin kime nasib olacağı bilinmediğinden, herkes o gece ümitle sabahlamıştı. Hz. Ali‘nin gözlerinde şiddetli bir ağrı vardı. Bu yüzden hiç kimsenin hatırından O geçmiyordu. Sabah olunca Hz. Muhammed:

–Ali nerede? Bana O’nu çağırın, buyurdu.

-Yâ Rasûlallah, gözleri ağrıyor, dediler ve yederek huzuruna getirdiler.

Hz. Muhammed duâ edip üfledi. Hz. Ali‘nin gözleri derhal iyileşti, sanki hiç ağrımamış gibi oldu. Sonra sancağı O’na verdi.(4)

Hz. Ali, Yahûdîleri önce İslâm’a çağırdı; kabûl etmediler. Sulh teklifine de yanaşmayıp, savaşa devâm ettiler.

İlk önce Merhab kaleden çıktı. Kahramanlık şiirleri söyleyerek meydan okudu. Karşısına çıkacak er diledi. O’na karşı bizzât Hz. Ali çıktı, kahramanca dövüşerek bu güçlü Yahûdîyi yere serdi. Merhab öldürülünce, Yahûdîler fazla dayanamadılar. Ümitsizliğe düşüp kaleyi teslim ettiler. Böylece Hayber feth edildi; Hz. Ali de Hayber Fâtihi oldu. Savaş sırasında Yahûdîlerden 93 kişi ölmüştü, Müslümanlar ise 15 şehit vermişlerdi.

Hayber Arâzisi
Savaş sonunda Hayber arazisi müslümanların eline geçti.Hayberlilerin hayatlarının korunması, çoluk ve çocuklarının serbest bırakılması şartıyla Hayber’den çekilip gitmeyi ve topraklarını, altın ve gümüşlerini, üzerindekiler hariç, elbise ve silâhlarını teslim etmeyi, hiç bir şey saklamayacaklarını kabul etmek şartıyla Hz. Muhammed ile sulh andlaşması yaptılar. Hz. Muhammed’de Hayber arazisini, ashabı arasında taksim etmişlerdi. Ancak Yahûdilerin; “Biz toprağı işlemeyi ve hurma yetiştirmeyi biliriz, bizi yerimizde bırak” demeleri üzerine Hz. Muhammed, onları kendi mülklerinde yarıcı olarak çalışmalarına ve orada kalmalarına izin vermiştir.(5) Bu sebeple Hz. Muhammed her yıl mahsûl zamanı Abdullah bin Ravâha‘yı Hayber’e gönderirdi. Abdullah da mahsûlü iki eşit kısma böler, yarısını Yahûdîlere bırakır, diğer yarısını da Medine’ye götürürdü.

Ayrıca yapılan bu andlaşmaya göre Rasûlullah onları Hayber’den istediği zaman çıkaracaktı. (6)

Yahûdîler, Hz. Ömer’in hilâfeti zamanına kadar yerlerinde kaldılar. Hz. Ömer’in hilâfetinde, Arabistan dışına çıkarıldılar. Yahûdilerin Hayber’den çıkarılmalarına Rasûlullah’ın “Arabistan’da iki dinin bir arada olmayacağına dâir” hadisinin de sebep olduğu rivayet edilmektedir. (7)

Hz. Muhammed’i Zehirleme Teşebbüsü
Hz. Muhammed fetihden sonra Hayber’de bir kaç gün daha kaldı. Yahûdîler gördükleri insânî muâmeleye rağmen, hâince davranışlarından vazgeçmediler. Hz. Muhammed’e suikast yapmayı plânladılar.

Yahûdî reislerinden Hâris kızı Zeynep, bir ziyâfet hazırladı. Hz. Muhammed’i de bazı arkadaşlarıyla birlikte yemeğe dâvet etti. Fakat sofraya konulan koyun eti zehirliydi.

Hz. Muhammed durumu ilk lokmada anladı, çiğnediği parçayı ağzından çıkardı; ashâbına da yememelerini emretti. Fakat, Berâ oğlu Bişr bir kaç lokma yemişti. Hz. Muhammed  bunu niçin yaptıklarını Yahûdîlere sorduğunda:

-Eğer yalancı isen, senden kurtuluruz, şayet hak peygamber isen, sana zarar vermez.. diye düşündük, diye, güya akıllıca bir cevap verdiler.(8)

Zeynep de suçunu inkâr etmedi.

-Babam, amcam, kocam ve kardeşlerim, hepsi savaşta öldüler. İntikam için yaptım, dedi. Hz. Muhammed şahsına karşı işlenen suçları affederdi. Bu sebeple Zeynep’i cezâlandırmadı. Ancak çok geçmeden zehirli etten yiyen Bişr ölünce, Zeynep de kısâs edilerek öldürülmüştür.(9)



(1)
Yolda giderken, ashâb, yüksek sesle tekbir getiriyorlardı. Hz. Muhammed: “Kendinize acıyın, siz ne sağıra, ne de gaibe sesleniyorsunuz, sizi iyi işiten ve çok yakın olan Allah’a duâ ediyorsunuz. O her zaman sizinle beraberdir” buyurmuştur. (Buhârî, 5/75; Tecrid Tercemesi, 10/285, (Hadis No: 1608)

(2)

el-Buhârî, 5/73.

(3)

el-Buhârî, 5/73; Müslim, 2/1044 (Hadis No: 1428)

(4)

el-Buhârî, 5/76; Tecrid Tercemesi, 10/302-303, 1617 numaralı hadisin izâhı.

(5)

el-Belâzürî, Fütûhu’l-Büldân, Çev: Mustafa Fayda, Ankara 1987, s. 88)

(6)

Ebû Dâvûd, Harâc, 24)

(7)

İmâm Mâlik, Muvatta’, Medine 17-19; İbn Hanbel, Müsned VI, 275

(8)

el-Buhârî, 4/ 66; Tecrid Tercemesi, 8/531 (Hadis No: 1310)

(9)

Tecrid Tercemesi, 8/534; İbnü’l-Esîr, a.g.e., 2/219-220

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski