Sosyalist Toplumlar Nedir? Tanımı, Özellikleri

Sosyalist Toplumlar sosyal-degisim.png 77 137

Sosyalist düşüncenin ütopik ve bilimsel sosyalizm gibi çeşitli uzantıları olmakla birlikte, birçok sosyolog, sosyalist toplumların önemli özellikleri olarak şunları tespit etmişlerdir:

1) Üretim araçları ortak olarak kullanılır;

2) Ekonomik faaliyetler, kaynakların tahsisinde az rolü bulunan, ya da hiç bulunmayan pazar ve devlet tarafından planlanır,

3) Özel mülkiyetin görülmemesi nedeniyle ekonomik sınıflar mevcut olmamıştır. Bu nedenle devletin; baskı altında tutucu fonksiyonundan daha çok idarî bir fonksiyonu vardır,

4) Hukukî sistem, günümüzde öncelikle idareyle ilgili olduğu için, suç ve mülkiyet konusunda önemli değişmeler vardır,

5) Bu yapısal değişiklikler aynı zamanda ideolojinin, özellikle dinin ortadan kalkmasına neden olur,

6) Özel mülkiyetin kalkmasıyla, insanın birine birşeyi miras bırakması da kalkacaktır.

Sosyalist toplumların kapitalist toplumlara üstünlüğü hususunda tipik olarak üç görüş ileri sürülmüştür. Birincisi, sosyalist toplumlar ekonomik yönden daha etkilidirler, çünkü devletin sözünün geçtiği bir ya­pının hâkim olduğu bir ekonomik sistemde, kapitalist pazar ekonomilerinde bulunan israf (işsizlik, fazla üretim, boş duran makineler, enflasyon ve durgunluk) bulunmaz. İkincisi, sosyalist toplumların sermayeleri ya da satış ürünleri için bir yere ihtiyaçları olmadığı için sömürge pazarları mevcut değildir. Son olarak insan ihtiyaçlarını karşılama konusundaki kararlar, kollektif ve kamusal olarak alındığı için sosyalist toplum­lar kapitalist toplumlardan daha demokratiktir. Sömürge haline gelmeksizin gelişme imkânı vermesi nedeniyle sosyalist ekonomik gelişme, Üçüncü Dünya’da kapitalizme karşı tek başarılı alternatif olarak görül­müştür.

Sosyalist toplumlarla ilgili eleştiriler ise, uygulamada Rusya, Doğu Avrupa, Asya ve Afrika’da ortaya çıkıp da sosyalist olduklarını iddia eden toplumların bu özellikleri sergilemediklerini ileri sürmüştür. Bu eleştiriler şöyle sıralanabilir:

1) Sosyalist toplumlar, kapitalist toplumlardan daha yeterli ve dinamik olduklarını ispat edememişler­dir. Çünkü onlar yiyecek, teknoloji ve uzmanlık ithalinde Batı’ya bağımlıdırlar. Bunlar olmaksızın kendi halklarının ihtiyaçlarını karşılayamamaktadırlar;

2) Kararların çoğu; toplumdaki önemli politik ve sosyal mevkilere yapılan tüm tayinleri kontrol eden parti tarafından alındığı için, sosyalist toplumlar demokratik değildir;

3) Hızlı endüstrileşme ve ekonomik birikim ihtiyaçlarını karşılamak için kendi yan işçilerini veya azgelişmiş ülkelerin köylülerini sömürmeye mecbur kaldıklarından emperyalist olduklarını göstermişlerdir;

4) Özel mülkiyetin kalkmasıyla ekonomik sınıflar daha az önemsiz olabilmekle birlikte sosyal tabakalaşma, gelir eşitsizliğine, itibar farklılığına ve güç dengesizliklerine dayanır;

5) Eşitsizliği pazar değil, gücü tekelinde bulunduran parti ve onun örgütleri belirlemiştir;

6) Uygulamada, planlı bir ekonomi içerisinde ekonomik piyasaların işleyişini tümüyle ortadan kaldırmak zordur ve karaborsa, politik tekelle birlikte bulunan sosyal eşitsizlikleri kuvvetlendirmeye hizmet etmektedir;

7) Her ne kadar etkisini göstermemiş olsa da, (örneğin, Polonya’da katolikliğin etkisi ya da Rusya’da Protestan muhalefeti) parti gücünü meşrulaştırmada, ideoloji önemli yer tutar.

Bu eleştiriler karşısında genellikle şunlar ileriye sürülmüştür:

1) Sosyalizmde vuku bulan bu uzaklaşmalar, kaçınılmaz ve aslî başarısızlıklardan daha çok ileri sosyalist topluma geçişin kusurlarıdır,

2) Kapitalizm, özgün sosyalist gelişmeye bazı kısıtlamalar getirebileceği için sosyalist toplumlar, kapitalist toplumların hâlâ egemen olduğu global bir durumda tam olarak gelişme gösteremezler,

3) Daha radikal bir görüşe göre devlet, kapitalist fonksiyonların uygulanmasında özel mülk sahiplerinin yerine geçtiği için, Sovyetler Birliği gibi toplumlar sosyalist değil, “Kapitalist toplumlardır. Nitekim son günlerdeki Doğu Bloku’nun başta SSCB olmak üzere kapitalist dünyaya açılma çabalan bu görüşü desteklemektedir.


SBA

Daha yeni Daha eski