Tebük Seferi, Tebük Savaşı Tarihi, Amacı

Tebük, Medine’nin (yaklaşık) 220 km. kuzeyinde, Medine ile Şam’ın ortasında bir kasabadır. Buraya kadar gelindiği için bu sefere “Tebük Gazvesi” denilmiştir. Hz. Muhammed‘in bizzât katıldığı en son gazvedir. Tebük Seferi’nde savaş olmamış, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazırlanmış, Bizans imparatorluğuna meydân okurcasına, askerî ve siyâsî büyük başarılar elde edilmiştir.

Savaş Sebebi

Recep 9 H./Eylül 630 M. yapılan Tebuk gazvesinin sebebi, Hıristiyanlığın temsilcisi olan Bizans İmparatorluğu, Arabistan’ı işgal etmek hevesiydi. Bunun için, Sûriye’de ve Arabistan’ın kuzeyinde bulunan Hıristiyan Arapları, Müslümanlara karşı savaşa hazırlıyordu. Müslümanlığın Araplar arasında hızla yayılması, Hıristiyanların taassubunu körüklüyordu.

Bu sırada Medine’ye yağ tâcirleri gelmişti. Bizans İmparatorluğunun Gassan, Lahm, Cüzâm… gibi kabîlelerle işbirliği yaparak, Müslümanlara karşı büyük bir hazırlık içinde olduğunu haber verdiler. Hz. Muhammed esâsen bu bölgeden emîn değildi. Sûriye ve Şam tarafından yapılacak bir baskından endişeliydi. Bu haber üzerine hemen Bizans’a karşı seferberlik ilân etti.

Sefer Hazırlığı

Yol uzun, düşman kuvvetliydi. Üstelik, Yaz mevsiminin en sıcak günleriydi. Kuraklık yüzünden kıtlık vardı. Hurmalar olgunlaşmış, hasat mevsimi gelmişti. Bu mevsimde hurma gölgelerini bırakıp, aç susuz uzun bir yolculuğu göze almak, gerçekten zordu. Nitekim, bu seferin yapıldığı günlere Kur’an’da “sâatü’l-usre” (güçlük zamanı) denilmiştir. Kur’ân’daki bu deyimden alınarak, bu sefere “Gazvetü’l-usre”, orduya da “Ceyşü’l-usre” adı verilmiştir.

Hz. Muhammed sefer hazırlığı yaparken, düşmanın haber almaması için, amacını gizli tutar, seferin nereye yapılacağını açıklamazdı. Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu. Askerin buna göre hazırlanması için Hz. Muhammed Bizans üzerine gidileceğini açıkça bildirdi. Bütün kabîlelere ve Mekke’ye haber gönderip gönüllü mücâhidlerin Medine’de toplanmalarını istedi.

Münâfıklar ilk anda yan çizdiler. Akla, hayâle gelmedik bahâneler uydurup sefere katılmamak için izin istediler. Bunlarla da kalmayıp sefere katılacak müslümanları caydırmaya çalıştılar. Abdulllah bin Übeyy:

– Muhammed Bizans’ı ne sanıyor. O’nun ashâbıyla birlikte esir düşeceğini gözümle görmüşcesine biliyorum, diyordu. Bedevîlerden bir kısmı da mâzeret uydurup izin istemişlerdi. Hâlis Müslümanlar arasında bile, bu zorlu yolculuğu göze almayıp ağır davrananlar ve sefere katılmayanlar olmuştu.

Bu yüzden Allah’u Teâlâ müminleri şöyle uyardı:

Ey iman edenler! Size ne oluyor da: Allah yolunda cihata çıkın, denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak, bulunduğunuz yerden kımıldamak istemiyorsunuz? Yoksa siz ahireti bırakıp, sadeœ dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yanında pek az ve değersizdir” Tevbe Suresi 38. âyet. Devamı ayetlerde, eğer bu cihata çıkmazlarsa can yakıcı bir azapla karşılaşacakları, bunun zararının Allah’a değil kendilerine olacağı, Allah’ın Resulune yardım etmeseler bile, Allah’ın O’na yardım edeceğini, nitekim Mekke’den hicret ederken de Hz. Muhammed’e yardım edildiği, mağarada da o, arkadaşına; “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” diyordu, böylece Allah’ın Resulune emniyet ve güven verdiği, şimdi de aynı yardımı yapabileceğini bildirdi.Tevbe Suresi 39. ve 40. âyetler, aynı surenin 41.âyetide Müslümanları topluca cihata çağrıyordu.

Başta Hz. Muhammed olmak üzere ashâbın azim ve gayreti bütün engelleri yendi. Etraftaki kabîlelerden gelen akın akın mücâhidler, Medine’de toplanmağa başladı. Kısa sürede 10 bini atlı, 12 bini develi olmak üzere 30 bin kişilik büyük bir ordu toplandı. Kıtlık sebebiyle askerin bir çoğunun techizâtı tam değildi. Hz.Muhammed zenginlerin ordu için bağışta bulunmasını istedi. Herkes elinden geldiğince bağış yaptı. Kadınlar bilezik ve küpe gibi ziynet eşyalarını verdiler. Ebû Bekir, malının tamâmını; Ömer yarısını bağışladı. Miktar olarak en büyük bağışı ise Osman yaptı: Bütün silah ve teçhizâtıyla birlikte 300 deve ile bin dinâr altın. Bu büyük bağışı sebebiyle Hz. Muhammed ellerini açıp:

“Allah’ım, ben Osman’dan râzıyım, Sen de razı ol,” diye duâ etmişti”.

Yapılan bağışlarla silah ve bineği olmayan fakir mücâhidler teçhiz edildi. Sefere katılmak istedikleri halde, binek ve azık bulamayanlar da vardı. Bunlardan 7 kişi Hz. Muhammed’e gelerek:

– Ey Allah’ın Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azığımız, binecek devemiz yok, demişlerdi. Hz.Muhammed:

– Sizi bindirecek deve kalmadı, deyince ağlayarak ayrılmışlardı. Bu sebeple bunlara “Bekkâûn” (yani ağlayanlar) ünvanı verilmişti. Daha sonra bunlara da binek temin edildi.

Hz. Muhammed Recep ayında bir perşembe günü Medine’den çıktı. Ordugâhını, Medine dışında “Seniyyetü’l-vedâ” denilen ayrılık tepe’sinde kurdu. Ali bin Ebu Talib‘yi Medine’de kaymakam (vekil) bıraktı. Herkes sefere çıkarken Medine’de oturmak, Ali’ye ağır geliyordu. Hemen silahlanıp yola çıktı. Ordu Seniyyetü’l-vedâ’dan ayrılmadan yetişti.

– Beni kadınlar ve çocuklar içinde mi bırakıyorsun? dedi. Hz.Muhammed:

– Ey Ali, bana nisbetle sen, (Tur’a giderken) Musa‘ya nisbetle Harûn‘un yerinde olmağa razı değil misin? Şu kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur, buyurdu. Ali de Medine’ye döndü.

Münâfıkların Tutumu

Ordu, seniyyetü’l-vedâ’dan hareket edince, münâfıkların bir kısmı, reisleri Abdulllah bin Übeyy ile geri döndü. Sefere katılanlar, yolculuk sırasında da bozguncu tutumlarını sürdürdüler. Bir konaklama sırasında Hz. Muhammed devesi Kusvâ kaybolmuştu. Münâfıklardan Zeyd b. Ebî Salt:

– Tuhaf şey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede olduğunu bilmiyor, demişti. Bu küstahça sözleri Hz. Muhammed duyunca:

– Vallahi, ben yalnızca Allah’ın bana bildirdiklerini bilirim. Allah bana şimdi bildirdi. Kusvâ, şu iki dağın arkasındaki vâdîde yuları bir ağaca dolanıp kalmıştır. Haydi, oradan getirin, buyurdu.

Münâfıkların yaptıkları bütün bu mel’anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esnâsında günü gününe inen Kur’ân ayetleriyle teşhir edilmiştir. Münâfıkların iç yüzleri ve kirli çamaşırları apaçık ortaya çıktığı için Tebük Seferi’ne “Gazve-i fâdıha” (Rüsvaylık gazvesi) de denilmiştir.

Tebük’ten Dönüş

Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Tebük’e varıldı. Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabîlelerinde hiç bir harekete rastlanmadı. 30 bin kişilik büyük Müslüman ordusu Hıristiyan Arap kabîlelerini yıldırmıştı. Medine’ye gelen haberlerin asılsız olduğu anlaşıldı. İslâm ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmiş, maksat hâsıl olmuştu. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmeğe gerek görülmedi. Hz. Muhammed Tebük’de bulunduğu sırada o bölgede bulunan Eyle, Cerbâ, Ezruh, Dûmetü’l-cendel gibi bazı küçük Hıristiyan beylikleriyle anlaşmalar yaptı. Bu beylikler yıllık cizye ödeyerek İslâm hâkimiyetine girmeği kabûl ettiler. Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldıktan sonra Ramazanın ilk günlerinde Medine’ye döndüler.

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski