Gazan Han Kimdir, Hayatı, Dönemi, Hakkında Bilgi

es-Sultânü’1-a’zam Gâzân Mahmûd Hân b. Argun Hân b. Abaka Hâncl-İlhânî (ö. 703/1304) İslâmiyet’in İlhanlılar’ın resmî dinî olmasını sağlayan İlhanlı hükümdarı (1295-1304).

29 Rebîülâhir 671’de(23 Kasım 1272) Âbeskûn’da doğdu. İlhanlı Hükümdarı Argun Han’ın oğludur. Çocukluğunu de­desi Abaka Han’ın yanında geçiren Gâ­zân Han, Abaka Han’ın eşi Despina Hatun’un etkisinde kalarak Hıristiyanlığa il­gi duymaya başlamışsa da dedesi ve ba­basının Budist olmasından dolayı genç­lik yıllarında bu inancı benimsedi. Baba­sı Argun’un İlhanlı tahtına çıkması (1284) üzerine Horasan, Mâzenderan ve Rey va­liliğine getirildi ve bu görevini on yıl ba­şarıyla yürüttü. Argun Han’dan sonra tahta çıkan Geyhatu Han’a karşı salta­nat iddiasında bulunan Baydu İlhanlı tah­tını ele geçirdi, ancak Gâzân Han Bay-du’nun hükümdarlığını tanımadı.

Gâzân Han, kumandanlarından hala­sının kocası Nevruz Bey’in teşvikiyle El-burz’da Lâr vadisinde müslüman oldu ve Mahmud adını aldı(19 Haziran 1295). Kendisiyle birlikte yaklaşık 100.000 Mo­ğol askeri de müslüman oldu. Bu sıra­da yirmi üç yaşında olan Gâzân Han’ın İslâmiyet’i kabul etmesinde Şeyh Sa’deddin İbrahim b. Sa’deddin Hammûye el-Cüveynî’nin de önemli rol oynadığı bilin­mektedir. Gâzân Han, Nevruz Bey baş­ta olmak üzere İlhanlı devlet adamları­nın kendisini desteklemeleri sonucunda Baydu’nun saltanat mücadelesini kay­betmesi üzerine ileri gelen devlet ve din adamları tarafından Tebriz’de törenle karşılandı(23 Zilkade 694/4 Ekim 1295). Daha sonra Karabağ’a gitti ve burada yapılan cülus rnerasimiyle İlhanlı tahtı­na geçti(3 Kasım 1295). Bazı tarihçiler, İslâmiyet’i devletin resmî dini olarak ka­bul eden ve Moğollar arasında yayılmasini sağlayan Gâzân Mahmud Han’ın, Baydu ile mücadelesinde müslümanlan kendi etrafında toplamak ve siyasî çı­kar sağlamak amacıyla bu dini benim­sediğini iddia ederlerse de Reşîdüddin onun samimi bir mümin olduğunu söy­ler. Gâzân Han müslüman olduktan son­ra Budist heykellerinin yıkılmasını em­retti. Budistler’i İslâm’a girmeye zorla­dı, hıristiyan ve yahudilerin sokağa özel kıyafetlerini giyerek çıkmalarını istedi. Onun müslüman olmasıyla birlikte hü­kümdar ve diğer devlet adamlarıyla reâyâ arasındaki dinî ihtilâflar sona erdi. Müslüman halk baskı ve sıkıntılardan, ağır vergilerden kurtuldu. Gayri müslimlerden düzenli olarak cizye alındı. Mo­ğollar yağmacılık ve katliamdan, yakıp yıkmaktan vazgeçip huzur ve sükûn için­de yaşamaya başladılar.

Gâzân Han’ın iktidara gelmesi, Argun Han’ın ölümünden sonra ortaya çıkan siyasî kargaşayı sona erdirdi. Merkezî otoriteyi güçlendirmek suretiyle ülkede huzur ve emniyeti sağlayan Gâzân Han, bu konuda önüne çıkan engelleri aşmak için zaman zaman sert tedbirler almak­tan da çekinmedi. Otoritesine engel gör­düğü sivilleri ve askerî erkânı, hatta ha­nedan üyelerini bile idam ettirdi. Haklı haksız birçok İnsan, bu arada Nevruz Bey ile Vezir Hâce Sadreddin el-Hâlidî de hayatını kaybetti.

İlhanlı tahtında müslüman bir hüküm­darın bulunmasına rağmen Anadolu’da­ki Moğol idaresinde bir değişme ve dü­zelme olmadı. Anadolu’daki İlhanlı vali­leri çeşitli bahanelerle Tebriz’e karşı is­yan ettiler. 1296 yılında Moğol tümeni­nin kumandanı Tuğaçar’m isyanını, er­tesi yıl Moğol ordulan başkumandanlı­ğının kendisine verilmemesini protesto eden Baltu’nun, 1299 yılında da Baycu Noyan’ın torunu Sülemiş’in isyanları ta­kip etti. Bu İsyanlar Anadolu’nun peri­şan olmasına, halkın daha fazla ezilme­sine sebep oldu.

Gâzân Mahmud Han, Memlükler’in içinde bulunduğu karışıklık ve saltanat mücadelesini fırsat bilerek atalarının Memlükler karşısında uğradığı yenilgi­lerin öcünü almaya teşebbüs etti. Mem­lükler’in Gâzân Han’a muhalif Moğol ku­mandanlarını himaye etmeleri de onun intikam duygularını kamçıladı. Suriye ve Mısır’ı topraklarına katmak için büyük bir ordu ile yola çıkan Gâzân Han Bağ­dat’a vardığında Anadolu genel valisi Sülemiş’in isyan ettiğini öğrendi; Suriye se­ferinden vazgeçerek kuvvetlerini bu âsi vali üzerine gönderdi. Ancak Sülemiş’in Mardin’i yağmalaması Gâzân Han’ın ye­ni bir Suriye seferine çıkmasına sebep oldu. Bu haber Kahire’ye ulaşınca Mem­lûk Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalavun 1299 Eylülünde Mısır’­dan hareket etti. Hama – Humus arasın­daki Vâdilhâzindâr’da meydana gelen savaşı kazanan Moğol ordusu(22 Aralık 1299) ileri harekâta devam ederek Dımaşk’a girdi(Ocak 1300). Gâzân Han sonbaharda tekrar dönmek üzere Suri­ye’den ayrıldı. Ancak Dımaşk’ta bıraktı­ğı kuvvetlerin kumandanı Kıpçak Memlükler’e itaat arzederek 100 günlük bir aradan sonra şehirde hutbeyi tekrar el-Melikü’n-Nâsır adına okutmaya başla­dı. Bunun üzerine aradan beş ay geç­meden Suriye yeni bir Moğol saldırısına uğradı, fakat şiddetli soğuklar yüzün­den sonuç alınamadı.

Altın Orda Hanı Taktaga, 1301 yılında Kuzey Azerbaycan’ı istilâ teşebbüsünde bulunduysa da başarılı olamadı. İki yıl sonra kalabalık bir elçilik heyeti gönde­rerek Kuzey Azerbaycan üzerinde tasar­ruf hakkı İstedi, Gâzân Han onun bu is­teğini kabul etmedi. Çağatay şehzade-leriyle mücadele eden Gâzân’ın kardeşi ve Horasan Valisi Olcaytu. Ceyhun neh­rini geçerek Horasan’da yağma ve tah­ribatta bulunan Kutluğ Hoca kumanda­sındaki Çağatay Hanlığı kuvvetlerini ge­ri çekilmek zorunda bıraktı.

Anadolu bu dönemde. Tebriz’deki İl­hanlı hükümdarlarının isteğine göre tah­ta çıkarılan veya azledilen Selçuklu sul­tanları tarafından idare ediliyordu. Gâ­zân Han, Anadolu Selçuklu Sultanı II. Mesud’u tahttan indirip (l296) III. Alâeddin Keykubad’ı (1298), bir müddet sonra onu da azlederek (1302) son Anadolu Selçuk­lu sultanı olarak kabul edilen II. Mesud’u tekrar tahta çıkardı.

Suriye ve Mısır’a hâkim olma arzusun­dan vazgeçmeyen Gâzân Han. 12 Nisan 1302’de Papa VIII. Boniface’ye mektup yazarak Memlükler’e karşı hıristiyan dev­letlerin desteğini sağlamaya çalıştıysa da bir sonuç alamadı. Moğol ordusuyla Memlûk kuvvetleri arasında Dimaşk ya­kınlarında meydana gelen savaş Mem-lükler’İn zaferiyle neticelendi(2 Rama­zan 702/20 Nisan 1303). Bu yenilgiye çok üzülen Gâzân Han, yeni bir sefere çık­ma imkânı bulamadan 11 Şevval 703(17 Mayıs 1304) tarihinde Kazvin civarında vefat etti. Vasiyeti gereği Tebriz’e götü­rülerek Şâmıgâzân’da (Şenbigâzân) defnedildi. Saltanat süresinin kısa olması, başlattığı reformlardan çoğunun yarım kalmasına sebep olmuştur. Yerine ge­çen kardeşi Olcaytu Han iyi niyetli, fa­kat zayıf bir hükümdar olduğu için Gizân Han’ın başlattığı Önemli hizmetleri devam ettiremedi. Olcaytu’nun ardın­dan çocuk denecek yaşta İlhanlı tahtına geçen Ebû Said Han döneminde devle­tin idaresi uzun süre birbirleriyle mü­cadele halinde olan devlet adamlarının elinde kaldı. Gâzân Han’ın ölümünden otuz bîr yıl sonra İlhanlı Devleti’nin si­yasî varlığı böylece sona erdi.

Azerbaycan ve Tebriz’de bulunan Bu­dist mâbedlerini, bu arada babası Ar-gun’un portresinin bulunduğu Tebriz’­deki mabedi de yıktırarak Müslüman­lığın yayılmasına yardımcı olan Gâzân Mahmud Han zamanında İslâmiyet ge­niş ölçüde devlet desteği görmüş, baş­ta Tebriz olmak üzere ülkede birçok di­nî müessese kurulmuştur. Gâzân Han Sünnî-Hanefî olmakla beraber Şiî imam­larına ve âlimlerine hürmet eder, onlara düzenli maaş bağlar ve vergiden muaf tutardı. Şiîler’ce kutsal sayılan yerleri ziyaret eder, buralara bağışta bulunur­du. Bundan dolayı bazıları onu Şiî zan­netmişlerdir.

Gâzân Han’ın seleflerinden farklı bir yönü de tecrübeli devlet adamlarına iti­bar etmesidir. Bu sayede iktisadî ve iç­timaî hayatı düzene sokmuş, kumandan­lara dirlikler tahsis ederek bozulan as­kerî disiplini yeniden sağlamıştır. Cen­giz Han döneminde kurulup Ögedey ve Mengü kağanlar zamanında geliştirilen posta teşkilâtını ıslah etmiş, bu maksat­la menzilhâneler kurarak ulakların bu­ralarda kalmasını sağlamış, eskiden ol­duğu gibi evlere girip halkı rahatsız et­melerini yasaklamıştır. Zamanında bası­lan sikkelerin üzerinde Moğolca “Tengrİ-yin küçündür” (Tanrı’nın gücü ile) ibare­siyle Arapça ve Tibetçe yazılar vardır. Sik-kelerdeki bu ifadelerden, kendisini “se­manın kudretiyle tahta çıkmış bir hü­kümdar” olarak tanımladığı anlaşılmak­tadır.

Çin’deki Büyük Hanlığa tâbi olmak­tan çıkan ve sadece kendi adına hutbe okutup para bastıran Gâzân Han, başta maliye ve adliye teşkilâtı olmak üzere bozulmuş olan devlet kurumlarını yeni baştan düzenledikten sonra tarımı teş­vik edici tedbirler almış, toprağın veri­mini arttırmak için Azerbaycan ve İran’­da sulama kanalları açtırmıştır. Çıkardı­ğı bir kanunla yıllardan beri işlenmemiş topraklan topraksız köylülere dağıtmış ve onlardan ilk yıl için vergi almamıştır. Bu kanun gereğince sahipli olmasına rağmen işlenmeyen topraklar topraksız kimselere dağıtılmış, böylece halkın ge­çim sıkıntısı azaldığı gibi devletin de ge­liri artmıştır. Devlet memurlarının suis-timallerini önlemek amacıyla hemen her alanda sıkı bir denetim sistemi gelişti­rilmiş, alman tedbirler sayesinde devle­tin yıllık geliri 1700 tümenden 2100 tü­mene (yaklaşık 3 milyon altın) yükselmiştir. Tıp, astronomi, kimya ve el sanatla­rı başta olmak üzere hemen her alanda ilerleme kaydedilmiştir. Tebriz civarın­da kurulan rasathanenin yanında bir de medrese açılmıştır. Çok sayıda köprü, mescid, kütüphane, medrese ve bahçe yapılmış, devlet merkezi Tebriz ve diğer İlhanlı şehirleri dinî ve sivil mimarinin şaheserleriyle süslenmiştir. Reşîdüddin Fazlullah, şimdiye kadar yıkmaktan baş­ka bir şey yapmamış olan Moğollar’ın inşa faaliyetlerine bu dönemde başla­dıklarını söyler.

Gâzân Han, kendisi İçin Tebriz’in ba­tısında ismine izafeten Şâmıgâzân adı verilen yerde bir türbe, etrafına da çeşitli hayır müesseselerinin inşa edilme­sini emretmiştir. Yapımına 16 Zilhicce 696’da(5 Ekim 1297) başlanan bu kül­liyeye Ebvâbü”l-bir, daha sonra da Gâzâniyye adı verilmiştir. Gâzâniyye’de bir cuma camii, bir hankah, Şâfıî ve Hanefî-ler İçin birer medrese, çocuklar için mek­tep, seyyidlerin kalması için dârüssiyâ-de, ayrıca dârüşşifâ. kütüphane, beytül-kârün, beytü’l-mütevellî. havuzhâne, ha­mam ve rasathane bulunuyor, masraf­lar külliyeye tahsis edilen vakıfların ge­lirleriyle karşılanıyordu. Külliyenin ta­mamlanmasından sonra etrafında kü­çük bir şehir oluşmuş, buraya türbenin yapımından sonra Şenbigâzân denilmiş­tir.

Ayrıca ülkenin çeşitli yerlerinde çok sayıda hayır eseri yaptıran Gâzân Han bunlara vakıflar bağlamış, kimsesizlerin defin masraflarının sağlanması, fakir ve dul kadınlara yardım edilmesi, sahip­siz çocukların yetiştirilmesi, köprü ve yolların tamir ve bakımı, hatta kış mev­siminde aç kalan kuşlara yem verilmesi gibi çok çeşitli İşlere kurduğu vakıflar­dan para ayırmıştır.

Gâzân Han yabana ülkelerle diploma­tik münasebetler kurmuş, Bizans İmpa­ratoru II. Andronikos. Fransa Kralı IV. Philip, İngiltere Kralı I. Edward, Aragon Kralı II. James, Papa VIII. Boniface’e el­çi göndermiş ve mektup teatisinde bu­lunmuştur.

Moğol tarihini çok iyi bilen Gâzân Mahmud Han insanlara kabiliyetlerine göre is verirdi. Kaynaklarda kısa boylu, zeki, cesur, sabırlı, bilgili, sözünde duran, sa­mimi, düşmanlarına karşı taviz verme­yen iyi bir kumandan ve âdil bir devlet adamı olarak tanıtılmakta, ana dili Mo­ğolca yanında Türkçe. Arapça, Farsça, Çince, Tİbetçe ve bir rivayete göre Fran­sızca (veya Latince) bildiği, tıp, astrono­mi, kimya ve tarihe karşı büyük ilgi duy­duğu, sarayında âlim ve ediplerle seç­kin simaların büyük itibar gördüğü kay­dedilmektedir. Reşfdüddin Fazlullah, Gâzân Han’ın isteği üzerine yazmaya baş­ladığı Cânü’u’t-tevârih adlı meşhur ese­rinin I. cildini ona ithaf etmiştir. Bundan dolayı eserin ilk cildi Târih-i Gazânî, Târîh-i Mübârek-i Gâzânî veya Dâstön-ı Gâzân Hân olarak bilinir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara