Gotik Sanat/Tarz/Mimari/Akımı Nedir, Örnekleri, Hakkında Bilgi

Gotik. Batı sanatında bir akım ve buna bağlı üslûp.

Ortaçağ’ın son dönemlerinde Katolik Avrupa’da doğmuş ve özellikle X11I-XV. yüzyıllar arasında etkili olmuştur. Tam anlamıyla dinî amaçlıdır ve zaman için­de bu özelliğini bir ölçüde kaybetmekle birlikte daima hıristiyan kimliğini koru­muştur. “Gotlar’a ait” anlamını taşıyan gotik (Fr. gothique) kelimesinin ortaya çıkması üslûbun terkedilmesinden son­radır. Bu isim, söz konusu akımın kaba ve estetikten uzak bulunması yüzünden Gotlar’ın sanattan anlamayan, kültür­den uzak ve barbar kişilikleriyle tanın­malarından dolayı yapılmış aşağılayıcı bir yakıştırmadan ibarettir; aslında Got­lar’ın bu üslûpla herhangi bir ilgisi yok­tur.

Avrupa’da Ortaçağ’ın son büyük sa­nat akımı ve hâkim üslûbu olan gotik için tesbit edilen tarihler bölgelere göre değişiklik gösterir. Meselâ ilk defa gö­rüldüğü ve en güçlü hâkimiyetini kurdu­ğu Fransa’da XII. yüzyıl içlerinde başla­yıp XV. yüzyılın ortalarına kadar etkisini sürdürürken yine köklü bir hâkimiyet kurduğu Almanya’da XVI. yüzyılın baş­larına kadar devam etmiştir. İtalya’da ise bu ülkenin özellikleri ve taşıdığı güçlü antik miras sebebiyle büyük değişik­liklere uğramış ve fazla uzun sürmemiş­tir. Gotik üslûbun hâkim olduğu devir, Avrupa’da önemli siyasî ve içtimaî de­ğişikliklerin meydana geldiği, korkunç salgın hastalıkların çıktığı, nüfus sayı­sında büyük düşmeler görüldüğü zor yıl­lara rastlar. Hıristiyan dünyasının büyük ümitlerle başladığı Haçlı seferleri boz­gunla sona ermiş ve kutsal topraklarda kurulan Haçlı kaleleri de müslümanlar tarafından ele geçirilmiştir. Avrupa’nın İslâm âlemi karşısında gerileyişi sosyal çöküntüye sebep olarak önceki devir­den farklı bir hayat tarzının doğmasına yol açmış ve küçük köyler veya ev grup­ları üzerinde hâkimiyet kurmuş manas­tır ve şatolarla temsil edilen derebeylik­lerin yerini şehirlerin ön plana çıktığı mutlak monarşiler almıştır. Bu ortam­da gotik sanat Haçlı seferleri ve diğer olaylar sebebiyle inancını kaybetmeye, dolayısıyla kilisenin etkisinden çıkmaya başlayan halk üzerinde tekrar otorite sağlamak amacıyla din adamlan tara­fından tasarlanmıştır; bunda 1215’te toplanan IV. Lateran Konsili”nde alınan kararların da büyük etkisi olmuştur. Fa­kat kökeni dinden gelen bu sanat za­manla, gittikçe kuvvet kazanan mutlak monarşilerin ve özellikle Fransa Krallı-ğı’nın hizmetine girmiştir.

Gotik sanatın en önemli kolu ve te­meli, bu üslûbun diğer sanat faaliyetle­rinin tamamını hâkimiyeti altına alan ve onlara şekil veren mimaridir. Mimar­lar genellikle bina yapımı kadar başka alanlarda da ustalaşmışlar ve aynı za­manda birer ressam, heykeltıraş ve ku­yumcu olarak faaliyet göstermişlerdir. Gotik mimarinin esasını teşkil eden bi­na tipi dev ölçülerde inşa edilen kated­rallerdir. Şehirlerin zaferini ve zenginliği­ni gösteren bu görkemli binalar, sembo­lik anlamda taşıdıkları kutsiyetle önem­li birer Hıristiyanlık unsuru teşkil etmiş­lerdir. Gotik mimari anlayışının, Paris ya­kınlarında bulunan Saint Deniş Manas­tır-Kilisesi’nin yeniden yapılması sıra­sında (1122-1151) doğduğu kabul edil­mektedir. Aynı döneme ait diğer örnek­lerin yer aldığı bölge de yine Fransa’da bulunan ve özellikle 1140-1240 tarihle­ri arasında önemli bir mimari faaliyete sahne olan lle-de-France’tır. 0 yıllardan İtibaren Fransa kralları tarafından des­teklenen gotik üslûp 1250-1350 ara­sında en güçlü dönemini yaşayarak İtalya’ya da girmiş ve bütün Katolik Avru­pa üzerinde tesirini hissettirmeye başlamıştır. 1380-1425 yılları arasında “mil­letlerarası gotik” adıyla tanımlanan üs­lûbun bu dönemde özellikle resim ala­nında kendini gösterdiği görülür.

Gotik üslûbun taşıdığı özellikler ara­sında en önemli olanı, dinî ve uhrevî mâ­nalardan beslenen göğe doğru uzanmış eserler ortaya koyma gayretidir. Böyle­ce yüksek bina yapmayı gaye edinen mimarlar, yeni mimari elemanların kul­lanılmasına ihtiyaç duydukları için yeni inşa teknikleri geliştirdiler. Gotik mima­riye has olan yeni elemanların başlıcala-n üslûba damgasını vuran sivri kemer­ler, kaburga kemerlerle takviye edilmiş örtüler, uzun kemer sıralanyla taşınan mekânları çevreleyen duvarları hafiflet­mek için açılan geniş pencereler ve bu pencerelerin içerideki insanlar üzerinde bıraktığı mistik havayı yoğunlaştırmak amacıyla kullanılan vitraylardır (renkli cam resimler). Bina içinde faydalanılan bu ele­manlardan başka dış cephelerde de “uçan payanda” adıyla tanınan taşıyıcı sistemle iç mekâna girişi sağlayan kapı teşkilâtları dikkat çeker. Özellikle ana cephelerde yer alan yüksek kulelerle zengin kabartma ve heykeller, binanın dışarıdan bakan kişiler üzerindeki etki­sini arttırmak amacını taşır. Gotik mi­marinin en güzel örnekleri bu üslûbun doğduğu yer olan Fransa’da bulunmak­ta ve bunların en ünlülerini Nötre-Da-me de Paris, Chartres, Amiens, Reims ve Strasburg katedralleri teşkil etmek­tedir. Diğer önemli örnekler ise İngilte­re’deki Durham, Salisbury, Westminster, York, VVells; Almanya’daki Naumburg. Nürnberg, Augsburg, Köln; Belçika’dakİ Anvers, Bruges, Bruxelles; İspanya’daki Burgos ve İtalyadaki Milano katedralle­ridir.

Gotik sanatın en önemli faaliyet alan­larından birini meydana getiren heykel­tıraşlık. Özellikle mimarinin tamamlayı­cısı ve destekleyicisi olarak yaygınlık ka­zanmıştır. Bu sanat kolunun çok ihtişam­lı ve karmaşık bir nitelik taşıyan gotik tezyinat içinde önemli bir yeri vardır. Fi­gürlerin boylarında uzama görülür ve elbiselerin kıvrımlarına gösterilen ihti­mam fevkalâde dikkat çekicidir. Gotik resim oldukça sade örneklerden yola çıkmakla beraber zaman içerisinde çok ihtişamlı bir tezyinî özellik kazanmıştır. Resim de heykelde olduğu gibi mimari­nin etkisindedir; tasvir edilen sahneleri ve konulan belirleyen bölümleri ayırır­ken veya bu bölümleri çerçevelerken yay­gın biçimde mimari elemanların işlendiği görülür. Mimari ve heykeltıraşlıktaki figürlerin uzaması durumu resim sana­tında da kendini göstermektedir.

İslâm ve Türk sanat âleminde camiye çevrilen mahdut sayıdaki kilise hariç tam anlamıyla gotik bir binaya veya başka bir esere rastlamak mümkün değildir. Ancak bazı eserlerde kısmî benzerlikler, bazılarında da deneme amacıyla yapılmış birtakım alıntılar göze çarpar. Benzerliklere en çok rastlanan yer. hiç şüphesiz Katolik Batı Avrupalılar’la iç içe yaşamış olan Endülüs’tür. Ancak sivri ke­merli sütun sıralarıyla teşkil edilen revak-ları. kaburga kemerli kubbe ve tonozları, sivri kemerli pencere ve kapılarıyla gotik üslûbu yapılara belirli bir yakınlık göste­ren Endülüs İslâm eserlerinin karşılıklı tesirlere rağmen farklı bir hususiyete sa­hip oldukları da aşikârdır.

Gotik sanatın diğer bir önemli ve ken­dine has faaliyet alanını oluşturan vit­ray işçiliği, bu sanat üslûbunu tam anla­mıyla temsil eden çok dikkat çekici eser­lerin ortaya konmasına fırsat vermiştir. Yine yukarı doğru yükselen uzun şema ve figürleriyle hemen tanınan bu vitray­ların üzerinde tasvir edilen konular da resim ve heykellerde olduğu gibi genel­likle dinîdir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara