Halidiye -Nakşibendi- Anadolu Halidilik Tarikatı, Silsilesi, Temsilcileri, Hakkında Bilgi

Nakşibendî-Hâli­dî şeyhlerinin en çok faaliyet gösterdikle­ri ve etkili oldukları bölgelerin başında Anadolu. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Balkanlar gelir. Nakşibendiyye’nin Ahrâriyye kolu XV. yüzyılda Abdul-lah-ı İlâhî. Müceddidiyye kolu ise XVIII. yüzyılda Murâd-ı Buhârîve Mehmed Emin Tokadî vasıtasıyla Anadolu ve Balkanlar’a girmişse de etkileri sınırlı kalmıştır.

Hâlid el-Bağdâdi’nin mürid ve halifele­ri İstanbul’a gelmeden önce mürşidi Ab­dullah Dihlevî’nin halifelerinden Hintli Mahmud Can bir süre Mekke’de ikamet ettikten sonra İstanbul’a gelerek faali­yette bulunmuş ve çevresinde epey mü­rid toplamıştı. Sultan Abdülmecid’in an­nesi Bezmiâlem Valide Sultan onun için Mekke’de bir zaviye yaptırmıştı. İstan­bul’da Bâlâ Dergâhı’nın şeyhi Şumnulu Ali Efendi, Mahmud Çan’ın halifesi ve Âdile Sultan’ın mürşidi İdi. Reîsülkurrâ Abdullah Eyyûbî ve Hattat Kazasker Mus­tafa İzzet 1830’da Mekke’de Şeyh Mah­mud Çan’dan hilâfet almışlardı. İstan­bul’da ve saray çevresinde bir süre etkili olan Mahmud Çan’ın faaliyetleri çok sür­medi. Onun yerini Hâlid el-Bağdâdî*nin İstanbul’a gönderdiği halifeleri aldı. Hat­ta daha önce Üsküdar Alaca Minare Tek­kesi Nakşibendî şeyhi Abdülfettâh el-Ak-rî ile Murad Molla Tekkesi şeyhi Ali Tâlib Efendi gibi Nakşibendiyye şeyhleri inâ-belerini Hâlidiyye vasıtasıyla yenilemiş­lerdi. Bu şekilde Nakşibendiyye İstanbul ve çevresinde Hâlidîler tarafından temsil edilmeye başlanmıştır.

Bağdadînin faaliyet gösterdiği Irak ve Suriye’nin Osmanlı Devleti’ne bağlı olma­sı tarikatın İstanbul ve çevresinde yayıl­masını kolaylaştırdı. Hâlid el-Bağdâdî’-nin İstanbul’a gönderdiği ilk halife olan Muhammed Salih, görev yaptığı dergâ­ha Hâlidîler’den başkasını almadığı ge­rekçesiyle halifelikten alınınca yerine Ab-dülvehhâb es-Sûsî, onun da uzaklaştı­rılması üzerine İzmirli Ahmed Eğribozî bu göreve getirildi. Hâlidiyye bu zat va­sıtasıyla Osmanlı bürokrasisinde yayıl­dı. Mekkîzâde Mustafa Âsim ve Mehmed Refik Efendi gibi şeyhülislâmlar; Kazas­ker Mustafa İzzet Efendi. Said Paşa, Dâ-vud Paşa, Gürcü Necib Paşa. Nâmık Pa­şa. Mûsâ Saffeti gibi kişiler Hâlidiliğe in­tisap etti.

Hâlidiyye’nin İstanbul’da hızla yayıl­ması, tarikat ileri gelenlerinin kısa süre­de siyasî nüfuz ve güç kazanmaları yöne­timde sıkıntılara yol açtı. Halet Efendi öncülüğünde Hâlidîler’e karşı yürütülen mücadele etkili oldu ve tarikat mensup­ları II. Mahmud tarafından İstanbul’dan uzaklaştırıldı. 1828’de daha geniş bir ted­bir alındı ve İstanbul’daki Hâlidfler’İn ta­mamına yakın kısmı Sivas’a sürüldü. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılıp Bek­taşî tekkelerinin kapatılmasının ardın­dan bu tekkelerin şeriata bağlılıklarıyla tanınan Hâlidîler’e verilmesi bir devlet politikası haline geldiğinden Hâlidîler kısa bir müddet sonra daha güçlü bir şe­kilde İstanbul’a döndüler.

Hâlidiyye, Anadolu ve Balkanlar’da Hâ­lid el-Bağdâdfnin silsileleri Ahmed el-Er-vâdî, Seyyid Tâhâ Hakkârî, Abdullah Mek-kî (Erzincânf), Ali es-Sebtî ve Muhammed Kudsî gibi halifelerine ulaşan şeyhler va­sıtasıyla etkili olmuştur. Hâlidiyye’nin en yaygın ve en faal silsileleri şunlardır:

1. Ahmed el-Ervâdî’ye Ulaşan Silsile. Hâlid el-BağdâdTnin halifelerinden Trab-lusşam müftüsü Ahmed el-Ervâdfnin (ö. 1857) halifesi olarak İstanbul’da faaliyet gösteren Ahmed Ziyâeddin Gümüşhâne-vî (ö. 1893) Türkiye’nin siyasî, İçtimaî ve dinî hayatı üzerinde önemli rol oynadı. Halifelerinden Ömer Ziyâeddin Dağistâ-nî (ö. 1920), İskender Paşa Camii imamı olarak tanınan Mehmet Zahit Kotku’yu yetiştirdi (ö. 1980). Kotku’nun birçoğu din âlimi, öğretim üyesi, yazar ve sanat­kâr olan müntesiplerinden bazıları siya­sete de atılmış, birçok devlet ve siyaset adamı, başbakan, bakan, milletvekili, üst düzey bürokrat ondan etkilenmiştir. Bu­nun dışında basın, eğitim, ticaret ve sa­nayi dallarında çalışan mensupları da var­dır. Çıkardığı Hareket dergisiyle belli bir çevreye tesir etmiş olan Nurettin Top-çu’nun mürşidi Abdülaziz Bekkine’nin (ö. 1952) silsilesi de Gümüşhânevfye ula­şır.

2.  Seyyid Tâhâ Hakkâri’ye Ulaşan Sil­sileler, a) Esad Erbîlî. Tâhâ el-Harîri ve Seyyid Tâhâ Hakkârî vasıtasıyla Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşan Esad Erbîlî (ö. 1931) İstanbul’da faaliyet gösteren Önemli Hâ-lidî şeyhlerindendir. Mahmut Sami Ra-mazanoğlu (ö. 1984), Bolulu Muhammed Muhyiddin Efendi (ö. 1976), Yahyalılı Mus­tafa Hulusi Dinç bu zatın halifeleridir, b) Alvarlı Muhammed Lutfi (ö. 1956). Pîr-i Küfrevî diye tanınan Bitlisli Muhammed Küfrevfnin halifesidir. Silsilesi Pîr-i Küf­revî, Seyyid Tâhâ Hakkârî yoluyla Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşır, c) Abdülhakim Ar-vâsî. Silsilesi Seyyid Fehim ve Seyyid Tâ­hâ Hakkârî vasıtasıyla Hâlid el-Bağdâdf-ye ulaşan Abdülhakim Arvâsî (ö. 1943) sadece Van müftüsü Muhammed Sıddık Efendi’ye hilâfet, diğer bazı müridlerine de hatm-i hâcegân okumak için izin ver­miştir. Necip Fazıl Kısakürek ile Hüseyin Hilmi Işık Abdülhakim Arvâsfye intisap etmiştir, d) Haznevî silsilesi. Ahmed Haz-nevî. Muhammed Ziyâeddin, Fethullah Verkânisî, Abdurrahman et-Tâgî, Sıbgatullah Arvâsî ve Seyyid Tâhâ Hakkârî va­sıtasıyla Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşır. Ah­med Haznevî’nin (ö. 1949) halifesi Abdülhakim Hüseynînin oğlu Muhammed Râşid Erol (ö. 1993) döneminde bu silsile Türkiye çapında yaygınlık kazanmıştır, e) Dede Paşa. Dede Paşa olarak tanınan Bayburtlu Mûsâ Efendi’nin (ö. 1974) sil­silesi Erzincanlı Beşir Buyruk, Muham­med Sâmî, Abdurrahman Tâgî, Sıbgatul-lah Arvâsî, Seyyid Tâhâ yoluyla Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşır.

3.  Abdullah Mekkî’ye  (Erzincânî) Ulaşan Silsileler, a) Terzi Baba. Asıl adı Mehmed Vehbi (Hayyât. ö. 1848) olan Terzi Baba’-nm silsilesi Abdullah Mekkî vasıtasıyla Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşır. Bu silsile Ter­zi Baba’dan sonra Hacı Mustafa Fehmi Efendi, Leblebici Baba {Süleyman Efendi), Hacı Hafız (Mehmed Rüşdü), Mehmed Ab-dülbâki, Çiminli Baba, Arapkirli Ömer Baba, Hüdâî(Köveneli Hacı Ömer) şeklînde devam etmiştir, b) Yanyalı Mustafa İs­met Efendi (ö. 1872). Bu zatın silsilesi de Abdullah Mekkî vasıtasıyla Hâlid el-Bağ­dâdî’ye ulaşır. Edirne ve İstanbul’da Hâli-dîliği yayan İsmet Efendi Fatih-Çarşam­ba’da 1853te bir dergâh kurmuştu. Mü-ridleri arasında Memduh Paşa gibi dev­let adamları da vardı. Silsilesi Halil Nû-rullah Efendi, Ali Rızâ Bezzaz, Ah ıska vî Ali Haydar Efendi şeklinde devam et­miştir, c) İsmail Hakkı Toprak (ö. 1973). Garîbullah İhrâmî diye tanınan Sivaslı İhrâmîzâde İsmail Hakkı’nm silsilesi Ha­cı Ahmed Niksârî. Mustafa Hâkî Tokadî, Halil Hamdi Tokadî. Mustafa Çorumî, Yahya Dağıstânî yoluyla Abdullah MekkT-ye ulaşır. Darendeli Osman Hulusi Ateş (ö. 1990) onun halifesidir.

4. Muhammed Kudsî’ye Ulaşan Silsile­ler. Memiş Efendi diye tanınan Muham­med Kudsî {ö. 1852) Hâlid el-Bağdâdînin halifesidir. Halifeleri Konya merkez ol­mak üzere İstanbul, Kırım, Trabzon, Si­vas, Tarsus ve Manisa’da faaliyet göster­miştir. Silistreli Hacı Feyzullah Efendi (ö. 1875), Konyalı Topbaşzâde Ahmed Kudsi Efendi ile ıö. 1889) Seydişehirli Abdullah onun halifelerindendi. Hacı Feyzullah Efendi İstanbul’da Fatih-Halıcılar’da ken­di adına bir dergâh kurmuştu. Şair Leskofçalı Galib ve Mehmed Emin Paşa onun müridleriydi. Seydişehirli Abdullah Efen­di’nin mensuplarından Halil Develi oğlu (ö. 1933) Tarsus ve çevresinde faaliyet göstermiş ve harekete Bîberiyye adı ve­rilmiştir. Muhammed Kudsî kolunda ka­dınların da tarikat silsilesinde yer aldığı dikkate değer bir grup vardır. Bunların silsileleri Hâlid el-Bağdâdî, Muhammed Kudsî, Abdullah Seydişehrî, Mersinli Hacı Abdullah, Hâce Huriye Emret, Hâce Külsüm. Muazzez Anne (İstanbul) şeklinde devam etmiştir.

5.  Ali es-Sebtî’ye Ulaşan Silsileler, a)Hâlid el-Bağdâdfnin halifesi olarak Pa­lu’daki tekkesinde faaliyet gösteren Ali es-Sebtî’den sonra yerine Mahmud adlı oğlu geçti. Şeyh Mahmud’un yedi oğlun­dan Said (ŞeyhSaid) Hınıs Tekkesi’nde faa­liyet göstermiş, idamından (1925) sonra ye­rine oğlu Selâhaddin geçmişti. Şeyh Selâ-haddin Fırat’tan (Saidoğlu) sonra ise oğlu Şeyh Mehmed Said, Palu ve Erzurum’da babasının halifesi olarak faaliyette bulun­muştur, b) Muhammed İhsan Oğuz (ö. 1991). Silsilesi Ahmed el-Kürdî, Ali es-Seb-tî vasıtasıyla Hâlid el-Bağdâdfye ulaşır. Kastamonu’da faaliyet göstermiş olan Oğuz’un adına kurulan vakıf İstanbul’da eserlerini yayımlamaktadır, c) Mahmud Sâminî. Ali es-Sebtî’nin halifelerinden Mahmud Sâminî ve onun halifesi Erzu­rumlu Osman Bedreddin (İmam Efendi) do­ğu illerinde faaliyet göstermişlerdir.

6.  Muhammed b. Abdullah el-Hânî’ye ulaşan Silsile, Hâlid el-Bağdâdî’nin hali­felerinden olan Hânî(ö. 1862) Mûsâ Saf-fetî Paşa’nın daveti üzerine İstanbul’a gelmiş. Sultan Abdülmecid’le görüşmüş, İstanbul’da pek çok mürid edinmiş ve Anadolu’ya da halifeler göndermiştir. Ayasofya vaizi Yûsuf Efendi, Arpacılar Ca­mii imamı Hacı Ahmed Efendi, Bursa’da Ulucami imamı İsmail Vehbi Efendi, Ku-lalı İsmail Efendi onun Anadolu’da faali­yet gösteren halifelerinden bazılarıdır.

7.  Osman Sirâceddîn et-Tavîlî’ye Ula­şan Silsile. Hâlid el-Bağdadîmin halifele­rinden olan Osman Sirâceddin (ö. 1866) ve soyundan gelenler genellikle İran ve Irak’ta faaliyet göstermişlerdir. 1986’da İstanbul’a gelerek Büçükçekmece Hadım-köy’e yerleşen torunlarından Osman Si­râceddin es-Sânî (ö. 1997) faaliyetlerine burada devam etmiştir.

8.  Hâlid el-Cezerî Silsilesi. Hâlid el-Bağdâdfnin halifelerinden Hâlid el-Cezeri’ye bağlı olanlar Suriye. Irak ve Güney­doğu Anadolu’da faaliyet göstermekte­dirler.

Türkiye’de ve İngiltere merkezli olarak Batı’da faaliyet gösteren Nâzım Kıbrısî-nin de silsilesi Abdullah Dağıstânî, Şerefeddin Dağıstânî, Muhammed Medenî, Ebû Ahmed Suhûrî, Cemâleddin Cumû-kî. Seyyid Muhammed Yarâğî, Hasan Mu­hammed Şirvânî, İsmail Kürdânî vasıta­sıyla Hâlid el-Bağdâdfye ulaşır.

Nakşibendî tarikatında “melâmetî ta­vır” ayrı bir önem taşır. Bazı bakımlardan Nakşibendiyye’nin melâmet ehline yakın olduğu bilinmektedir. Büyük Nak-şibendiyye şeyhleri âdâb ve erkâna, usul ve şekle fazla önem vermemek suretiyle melâmet ehline yaklaşmışlardır. Ancak bu durum Hâlidiyye ile birlikte tam aksi bir istikamet kazanmıştır. Bununla birlikte Hâlîdîler içinde melâmîmeşrep şeyhler de vardır.

Alevî temayülün en az bulunduğu tari­kat Nakşibendîlik’tir. Hatta Nakşibendî­lik Şiî ve Alevî temayüllere karşı bir tepki olarak ortaya çıkmış, sahabenin önemini ve değerini kuvvetle vurgulamıştır deni­lebilir. Ancak istisna olmakla birlikte Ehl-i beyt sevgisini ön plana çıkaran, Muâviye ve Yezîd’i lanetleyen Hâlidî şeyhleri de vardır. Hâlid el-Bağdâdfnin halifelerin­den İsmail Şirvânf nin halifesi Hamza Nİ-gârî ve mensupları Muâviye’den nefret ederler.

Hâlidî şeyhlerinin yoğun olarak faaliyet gösterdikleri Kuzey Irak. Kuzeybatı İran, Kuzeydoğu Suriye, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Hâlidiyye’nin yayılma merkezi olmuştur. Hâlid el-Bağdâdî dönemine ka­dar Berzencî, Talabânîve Sâdât-ı Nehrî gibi Kâdiriyye tarikatına mensup şeyh­lerin hâkimiyetinde olan bu bölgelerde Nakşibendîlik Hâlid el-Bağdâdî’nin faali­yetleri neticesinde yerleşmiştir. Başlan­gıçta Kadiri şeyhleriyle çatışan Hâlid el-Bağdâdî ve halifeleri zamanla bu müca­deleden galip çıkmışlar, hatta Berzencî ve Sâdât-ı Nehrî şeyhlerinin Nakşibendiyye tarikatına geçmesini sağlamışlardır.

Hâlidîler, Doğu Anadolu’da daha çok Bitlis çevresinde ve Nurşin’de yoğunlaşıp faaliyet göstermişlerdir. Şeyh Abdurrah-man Tâgi, Seyyid Tâhâ Hakkâri’nin hali­fesi Sıbgatullah Arvâsî*nin etkisiyle Kâdi-rilik’ten Hâlidîliğe dönünce Hâlidîlik böl­gede hızla gelişti. Daha sonra Nurşin’e yerleşen Tâgi burasını tarikat merkezi haline getirdi, ölümünden sonra halifesi Şeyh Fethullah Verkânisî, onun da ölü­münden sonra Tâgİ’nin “Hazret” laka­bıyla tanınan oğlu Molla Muhammed Zi-yâeddin bu faaliyetleri sürdürdüler. Bu dönemde Nurşin’in önemi daha da arttı. Bedîüzzaman Said Nursi. Ahmed Haz-nevî. Şefik Arvâsî, Şeyh Alâeddin burada öğrenim gördüler.

Hâlidîlik doğu ve güneydoğuda bölge­nin içtimaî ve tarihî yapısının bir gereği olarak genellikle soy güder, şeyhlik ba­badan oğula geçer; seyyidlik inancı da bu geleneği pekiştirir. Buna karşılık Hâli-dîliğin Anadolu ve Trakya’daki kollarında bu duruma rastlanmaz.

Hâlidî şeyhleri. 1924’te medreseler kapatıldıktan sonra doğu ve güneydoğu bölgesinde resmî medresede okutulan ilimleri kendi özel medreselerinde okut­maya devam etmişlerdir. Buralarda öğ­renim gören pek çok talebe daha sonra Türkiye’nin çeşitli yerlerinde müftü, vaiz ve imam olarak görev yapmıştır.

Hâlidiyye Türkiye’de eğitim, öğretim, dinî hayat, basın, bilim ve sanat hayatı üzerinde derin tesirler bırakmıştır. Ta­rihçi ve âlim İbnülemin Mahmud Kemal ve kardeşi Tevfik Efendi Hâlidî şeyhi Ab-dülmennân Efendi’den, Leskofçalı Galib Silistreli Feyzullah Efendi’den, Erzurum­lu Âşık Emrah Kastamonulu Şeyh Ahmed Siyâhî’den feyiz almışlardır. Bugün de Hâlidî silsilelerine mensup olanlar ba­sın, yayın ve eğitim alanlarında faaliyet göstermektedir. Ayrıca bunlar tarafın­dan kurulan vakıfların bir kısmı Türki­ye genelinde, bir kısmı yerel olarak ça­lışmalarını sürdürmektedir.

Osmanlı döneminde Kuzey İrak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu’da önemli bir güç haline gelen ve halk üzerindeki nüfu­zunu arttıran Hâlidî şeyhleri önemli si­yasî ve içtimaî roller oynamışlardır. 1914*-te Taşkesenli Şeyh Ahmed önderliğinde İttihat ve Terakkî idaresine karşı ayakla­nan Şeyh Şehâbeddin ve Seyyid Ali yaka­lanarak idam edildiler. İsyana katılmadı­ğı için Sultan Reşad tarafından ödüllen­dirilen Şeyh Muhammed Ziyâeddin da­vet edildiği halde Erzurum Kongresi’ne katılmamıştır. Mustafa Kemal 1919’da kendisine mektup yazarak yardımını is­temişti. Bir Hâlidî şeyhi olan Şeyh Said’in 192S’te ayaklanması üzerine bu isyana katılıp katılmama meselesini görüşmek üzere Bitlis’in bir köyünde bir araya ge­len Şeyh Ma’sûm, Şeyh Selâhaddin, Şeyh Alâeddin ve diğer Hâlidî şeyhleri isyana taraftar olmamışlar, sadece Vartolu Şeyh Mahmud isyana katılmıştı. 1930’da mey­dana gelen Menemen olayı sebebiyle Şeyh Esad Erbîlî ve müridleri tutuklan­mışlar ve İstiklâl mahkemelerinde yargı­lanmışlardı.

Barzânî ailesine mensup Hâlidî şeyhle­rinin ilki olan Şeyh Tâceddin’in soyundan gelen Molla Mustafa Barzânî ile oğlu Mesud Barzânî Kuzey Irak’ta siyasî açıdan önemli bir rol oynamışlardır.

Hâlidiyye’nin ortaya çıkışı, Osmanlı Dev-ieti’nde ıslahat ve tanzimat hareketleri­nin yapıldığı bir döneme rastlar. İstan­bul’da faaliyet gösteren Hâlidîler bu ha­reketlere karşı ilgisiz kalmadılar. Devlet ve siyaset adamlarıyla sıkı ilişkiler kurarak yönetim üzerinde etkili olmaya çalış­tılar. Genel olarak Jön Türkler’e karşı II. Abdülhamid’i desteklediler. Erbilli Esad Efendi ise bu hususta farklı bir yol takip ettiğinden Erbil’e sürüldü. 1908’de II. Meşrutiyetin ilânı üzerine İstanbul’a dö­nüp Kânûn-i Esâsî hareketini destek­leyen Tasavvuf dergisinde yazılar yazdı ve Cem’iyyet-i Sûfiyye’nin ikinci başka­nı oldu.

HâlidT şeyhleri 1946 yılında demokra­siye geçilmesi üzerine seçimlerde etkili olmaya başladılar. Siyasî partiler, oy top­lamak için şeyhlerin çocukları ve torun­larını listelerinden aday gösterdiler. Ka­sım Kufralı, Şeyh Selâhaddin’in oğullan Kâmran İnan, Âbidin İnan, Şeyh Muhammed Ma’sûm’un oğlu Muhittin Mutlu, Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat, Şeyh Fethullah’ın torunu Gıyasettin Em­re, Şeyh Ali es-Sebti’nin torunu Ali Rıza Septioğlu çeşitli dönemlerde Türkiye Bü­yük Millet Meclisi’nde görev yaptılar.

Hâlidî Tekkeleri, Nakşİbendİyye’de böyle bir gelenek bulunmamakla birlik­te Hâlid el-Bağdâdî erbaîne girmeyi tari­katının esası haline getirmiş, itirazlara rağmen bu tutumunu sürdürmüştü. Er­baîne girilmesi ve hatm-i hâcegâmn top­luca icra edilmesi Hâlidî tekkelerine bir canlılık getirdi. Hâlid el-Bağdâdrnin ve­fatından sonra Şam, Musul. Bağdat, Mekke, Medine, İstanbul ile Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli şehirlerinde tekkeler açıldı. Günümüzde bu tekkeler özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “divan” adıyla faaliyetlerini sürdürmektedir.

İstanbul’daki en eski Hâlidî tekkesi Fa­tih- Çarşamba’daki İsmet Efendi (ö. 1872) Tekkesi’dir. Koca Hüsrev Paşa’nın Eyüp’­te kendi adına kurduğu tekke Hâlidî tek­kesi olarak faaliyet göstermiştir. Silistre-li Hacı Feyzullah Efendi İstanbul’da Fa­tih-Halıcılar’da kendi adıyla tanınan tek­keyi kurmuştu. Mustafa Saffet Paşa Hâ-lidîler için yine İstanbul’da bir tekke yap­tırmıştı. Babıâli’deki Gümüşhânevî Tek­kesi de Hâlidîliğin önemli bir merkezi ol­muştur. Abdülfettâh el-Akrî Üsküdar’­daki Alaca Minare Tekkesi’nde, Şeyh Esad Erbîlî de Şehremini’deki Kelâmî Dergâ-hı’nda faaliyet göstermiştir. Önceleri di­ğer tarikatlara ait olan bazı tekkeler son­radan Hâlidîler’in eline geçmiştir, özel­likle 1826’da kapatılan Bektaşî tekke­lerinin Hâlidîler’e verilmesi bu tarikatın daha da güçlenmesine vesile olmuştur.

Tekkelerin 1925’te kapatılmasından sonra Hâlidîler önce evlerde, daha sonra kurdukları dernek ve vakıf merkezlerin­de sohbet toplantıları düzenleyerek faa­liyetlerini sürdürmüşlerdir. Nakşibendîli­ğin “zikr-i haffyi esas alması ve evradın daha çok münferiden icra edilmesi men­suplarının tarikat yasağından fazla etki­lenmemesini sağlamıştır (tarikatın âdâb ve erkânı için bk. NAKŞİBENDİYYE).

Halidiyye Nedir, Kurucusu, Tarikatı, Tarihi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara