Halkiyat -Folklor- Nedir, Tanımı, Tarihçesi, Hakkında Bilgi

Halkın maddî ve manevî kültürünü özel metotlarla derleyen, sınıflandıran, çözümleyen ve yorumlayan bilim dalı.

Düğün, bayram, kandil, doğum, ölüm, ad koyma, kan kardeşliği gibi gelenek­ler; cin, peri. büyü. efsun, muska gibi halk inançları; türkü, mâni. masal, efsane. tekerleme, bilmece, atasözü gibi halk edebiyatı ürünleriyle halk musikisi, halk tiyatrosu ve halk oyunları halkiyatın başlıca konularıdır. XIX. yüzyılda Avru­pa’da ortaya çıkan ve İngilizce folklora (folk “halk, avam”; lore “bilim”) terimiy­le adlandırılan bu bilim dalının Türkçe’de kullanılan ilk karşılığı halkiyattır. Daha sonraki yıllarda hikmeti avam, halk bil­gisi, budun bilgisi gibi terimler kullanıl­maya başlanmışsa da son yıllarda folklor ve bunun yanı sıra halk bilimi (halkbilim) terimleri yaygınlık kazanmıştır. Günü­müzde sadece halk müziği ve halk oyun­ları için folklor teriminin kullanılması kav­ramın anlam alanını daraltmaktadır. As­lında folklor, halk oyunları ve halk müzi­ğinden başka daha birçok konudaki der­leme, inceleme ve araştırmayı kapsar, bunları sınıflandırarak değerlendirir ve yayımlar.

22 Ağustos 1846 tarihti Athenaeum dergisinde ilk defa William John Thoms tarafından kullanılan “foiklore” kelimesi daha önce Batı ülkelerinde “folkminde, folklorul. folkvvays. folk life, folk fiction” vb. terimler kullanılmıştır. Bugün ise he­men hemen bütün dünya ülkelerinde kullanılan ortak terim folklordur. XIX. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın birçok ül­kesinde daha sistemli bir şekilde yürütü­len halkiyat çalışmaları sonucu derleme ve araştırmalar hızlandırılarak müzeler ve sergiler açılmış, arşivler, dernekler ve enstitüler kurulmuş, festivaller, kongre­ler ve seminerler düzenlenmiş, halkiyat üniversite programlarına ders olarak alınmış, yapılan derleme, inceleme ve araştırmaların yayımlar yolu ile tanıtıl­masına hız kazandırılmıştır.

Türkiye’de folklordan İlk defa Ziya Gö-kalp söz etmiş ve folklor karşılığı olarak halkiyat terimini kullanmıştır (Halka Doğ­ru, sy. 14, s. 107-108). Ziya Gökalp’ten sonra M. Fuad Köprülü, “Yeni Bir İlim: Halkiyat-Folklore” (İkdam, sy. 14) başlıklı yazısında bu iki terimi bir arada kullan­mış; halkiyatın mahiyeti, romantizm akı­mı ile yakınlık derecesi, milliyetçilik ve sö­mürgecilik hareketlerinde halkiyatın ro­lü konularında açıklamalarda bulunmuş­tur. Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ise “Folklor: Folk-lore” (Peyâm: Edebî İlâve, sy. 20} adı­nı taşıyan yazısında, “Lafzan tercüme edilirse hikmet-i avam tamamıyla folklor mukabili olmuş olur” dedikten sonra hikmet-i avam tabirinin bizde “durûb-i emsal” karşılığı kullanıldığını, oysa Avru­pa’da folklor deyince durûb-ı emsal de dahil olmak üzere halk şarkıları, destanlar, bilmeceler, hatta hikâyelerin hep bir­den hatıra geldiğini belirtmiştir. Rıza Tev-fik, folklor teriminin avam edebiyatının bütün eserlerini anlatmak üzere kullanıl­dığına işaret ettiği için folklorun sadece edebiyat yönü üzerinde durmuştur. Ya­zısında, bugün halk edebiyatı ve anonim halk edebiyatı diye anılan alandaki ürün­lerden özellikle atasözleriyle türkülerin nasıl ortaya çıktığı ve anonimleştiği nok­talarına ağırlık veren Rıza Tevfik görüş­lerini bunlarla ilgili örneklere dayandıra­rak sunmaya çalışmıştır.

Daha sonra bu alanda gerçekleştirilen ilk resmî faaliyet, 1920 yılında Ankara’da Maarif Vekâleti’ne bağlı Hars Dairesi’nin kurulmasıdır. 1922’de aynı bakanlığın bir genelgesiyle öğretmenlerden ve konuy­la ilgilenenlerden derlemeler yapmaları istenmiştir. Bu sırada Diyarbakır’da bu­lunan Gökalp etrafına topladığı gençler­le bir ekip çalışması başlatmış, çıkardığı Küçük Mecmua’da derlediği bazı ma­salları yayımladığı gibi “Usullere Dair” genel başlığı altında çıkan “Halkiyat 1 – Masallar” yazısında halk masallarının tesbit usulü konusunu ele almıştır (Kü­çük Mecmua, sy 18. s. 9-12). Gökalp’in bu dönemde folklor ve etnografya çalış­maları için geniş çaplı planlar içinde ol­duğu Köprülüye Diyarbakır’dan yazdığı bir mektubundan anlaşılmaktadır (Um-ni ve Malta Mektupları, s. 26-28).

1924te Ankara’da Etnografya Müze-si’nin kurulması görevi Macar Mesza-roş’a verildikten sonra 1925te müzenin temeli atılarak bir yıl sonra inşaatı ta­mamlanmış, 1927 yılında müdürlüğüne Hâmid Zübeyir (Koşay) getirilerek 18 Tem­muz 1930’da ziyarete açılmıştır. Devlet­çe atılan bu ilk adımların yanında hal­kiyat alanındaki bir başka önemli faali­yet, merkezi Ankara’da bulunan Anado­lu Halk Bilgisi Derneği’nin kurulmasıdır (1 Kasım 1927). Daha sonra adı Türk Halk Bilgisi Derneği olan bu kuruluş Halk Bilgisi Toplayıcılarına Rehber (Ankara 1928) adlı bir kitapla Halk Bilgisi Mec­muası (tek sayı yayımlanmıştır. 1928) ve Halk Bilgisi Haberleri (ilk sayı 1 Kasım 1929, önce Ankara’daki derneğin yayın organı olarak on dokuz sayı, bir süre son­ra Eminönü Halkevi’nin yayın organı ola­rak 105, toplam 124 sayı) dergilerini ya­yımladı. Halk Bilgisi Haberleri, öncele­ri dağınık ve sistemsiz bir şekilde yürü­tülen çalışmaları bazı esaslara bağlaya­rak toparlamaya çalıştı. Daha çok derle­me ve değerlendirmeye dayalı yazılarla halkiyat ve halk edebiyatı alanında önemli gelişmeler sağlayan bir yayın organı olarak Türk folklor tarihinde özel bir yer edindi.

Halkevlerinin faaliyetleri arasında yer alan kitap ve dergi yayımcılığı halkiyat ürünlerinin derlenmesinde de büyük kat­kılar sağlamıştır. Halkevleri merkez ya­yın organı durumunda bulunan Ülkü der­gisinin yanı sıra Gaziantep {Başpınar), Ço­rum (Çorumlu). Malatya [Derme], Kayse­ri [Erciyes), Erzurum {Erzurum), Trab­zon [İnan), Denizli [İnanç) gibi çeşitli il­lerde çıkarılan dergilerde (Ta n, Folklor, s. 36). genel ve mahallî nitelikte yazıların önemli bir bölümü de halkiyatla ilgilidir.

Halkevleri yanında Türkiyat Enstitüsü. Türk Dil Kurumu, Türk Kültürünü Araş­tırma Enstitüsü, İstanbul Yüksek Tahsil Gençliği’nce kurulan Yüksek Tahsil Genç­liği Türk Folklor Enstitüsünü Kurma Der­neği (1966’dan sonra Türk Folklor Kuru­mu. 1973’ten sonra da Folklor Kurumu adlarıyla), Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü, Konya Kültür ve Turizm Derne­ği, Türk Halk Sanatlarını ve Ananelerini Tetkik Cemiyeti de (1959da Türk Etnog­rafya ve Turizm Folklor Derneği, 1973’te Folklor Araştırmaları Kurumu adlarıyla) çeşitli kitap yayımları ile halkiyat çalış­malarına genişlik ve zenginlik kazandı­ran kuruluşlardır.

İstanbul Belediye Konservatuvarı ile Ankara Devlet Konservatuvarı tarafından yürütülen halk müziği derlemelerine üni­versitelere bağlı olarak sonradan kuru­lan konservatuvarlar da katılarak pek çok halk türküsü ve oyun havası derlen­miş, bunların önemli bir bölümü notaya alınarak arşivlerde toplanmıştır. Bu ça­lışmalarda ön planda yer alan Muzaffer Sansözen’in Ankara Radyosu’nda kurdu­ğu Yurttan Sesler Topluluğu tarafından da halk türkülerinin bütün yurtta tanıtı­lıp yayılması sağlanmıştır (bk. HALK MÛ­SİKİSİ).

Türkiye’nin hemen bütün il ve ilçele­rinde özellikle halk müziği ve halk oyun­larının ağırlıklı olduğu çalışmalar yapan halk eğitim merkezleri ve 150’den fazla dernek bulunmaktadır (bk. a.g.e., s. 32-36). Bu kuruluşlar, yurt İçinde ve dışında düzenlenen çeşitli şenliklere ve festival­lere katılarak Türk halkiyatının bu yönü­nü yaşatmakta ve yarışmalarda derece­ler elde etmektedir. Bu arada çeşitli ban­kalarla Türkiye Turing ve Otomobil Kuru­mu da zaman zaman yayımladıkları ki­tap ve dergilerle halkiyat alanına hiz­metlerde bulunmaktadır.

1973’ten sonraki adıyla Folklor Araş­tırmaları Kurumu yayımladığı çeşitli ki­taplar, her yıl düzenlediği dizi konferans­lar ve 1983*ten itibaren Eskişehir Valili-ği’nin de desteği sonucu gerçekleştirdiği milletlerarası Türk halk edebiyatı semi­nerleriyle son yıllarda önemli çalışmalar­da bulunan derneklerin başında yer al­maktadır. Bu kurum, 1981 yılından beri her yıl Türk folkloruna hizmet edenlere “İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü” vermektedir. Adına ödül konan İhsan Hınçer, Halk Bilgisi Haberleri dergisinin kapanmasıyla ortaya çıkan boşluğu dolduran Türk Folklor Araştır­maları adlı dergiyi Ağustos 1949’dan Ekim 1979’a kadar kesintisiz olarak çı­karmış, ölümünden sonra üç sayı daha yayımlanarak 366. sayıya ulaşan dergi Ocak 1980’de kapanmıştır.

Üniversitelerdeki folklor ve halk ede­biyatı çalışmaları, ilk olarak 1938 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ders programına alın­mıştır. Erzurum Atatürk Üniversitesi de halkiyat alanında yoğun ve etkili çalış­malarda bulunmuştur.

Devletin bakanlıklar düzeyinde halki­yat konusuna el atması 1966 yılında Millî Folklor Enstitüsü’nün kurulmasıyla baş­lamıştır. 1983te Millî Folklor Araştırma Dairesi (MİFAD) ve 1990’da Halk Kültürü­nü Araştırma Dairesi adını alan bu kuru­luş dağınık olan çalışmaları toparlayıcı, organize ve koordine edici bir karakter kazanarak faaliyetlerini sistemli bir şe­kilde yürütmektedir.

Halkın bir yaşama biçimi olarak be­nimsediği ve uygulamalarla geçmişten günümüze canlı tuttuğu kültür öğele­rinden oluşan ürünler, halkiyatın bilim olarak ortaya çıkışından önceki zaman­larda da vardı. Kökleri çok eski yüzyıllara uzanan bu ürünler statik, durağan, mü­zelik değerler olmayıp dinamik, hareket­li, yaşayan, devamlı yeni ürünler doğu­ran bir yapıya sahiptir. Bu ürünler alan araştırması, kaynak durumundaki kişi­lerden yapılan derlemeler ve geçmişteki şekillerinin yer aldığı yazılı kaynaklardan elde edilen bilgilerin değerlendirilmesiy­le gün ışığına çıkarılmaktadır. Alan araş­tırmalarında gözlem, görüşme ve anket tekniklerini kullanan derlemeci veya der­leme ekibi, gerektiğinde kılavuz adı veri­len ve derleme yapılacak alanı çok iyi bi­len kişilerden de faydalanır.

Türk halk edebiyatını, dolayısıyla Türk halkiyatını bir ilim konusu olarak ele alan ilk isim Ignacz Kunoş’tur. Rumeli ve Ana­dolu’nun çeşitli yörelerinden derlediği metinleri 1887’den itibaren sistemli bir şekilde yayımlamaya başlayan Kunoş, 1925 yılında Ankara’da verdiği konfe­ransları da Türk Halk Edebiyatı adıyla kitap haline getirdi (İstanbul 1925). Ku-noş’tan sonra Gyula Nemeth. George Jacob, Friedrich Wilhelm Radloff. Friedrich Giese, Theodor Menzel. Helmut Ritter, Otto Spies, Walter Ruben, VVolfram Eber-hard, Georges Dumezil, Jean Deny, Ed-mond Saussey, Bela Bartok, Ulla Johansen, Felik Luschan de aynı çalışma yön­temiyle Türk halkiyatı üzerinde önemli araştırmalarda bulundular.

Türk halkiyatı bakımından içinde bir­çok bilgi ve ipucu bulunan yazılı kaynak­lar arasında Orhun Âbideleri, Kutad-gu Bilig, Dîvânü Îugâti’t-Türk, Dede Korkut Hikâyeleri, İbn Battûta Seya­hatnamesi, Bâbürnâme, Evliya Çele­bi Seyahatnamesi gibi klasik değer ka­zanmış olanların yanında albümler, arşiv belgeleri, baytarnâmeler, cönkler, defter­ler (Matbah-ı Âmire defterleri, mühimme defterleri, tahrir defterleri vb.), divanlar, falnameler, fermanlar, fetvalar, fotoğraf­lar, fütüvvetnâmeler, gazavatnâmeler, gravürler, günlükler, hızırnâmeler, kiya-fetnâmeler, mecmualar, mektuplar, menâkıbnâmeler, mesneviler, minyatürler, narh defterleri, nevsâller. rûznâmçeler. salnameler, seyahatnameler, seyirnâmeler, surnâmeler, şairnâmeler, şehrengizler, sert mahkeme sicilleri, şükûfenâme-ler, tarihler, vekâyi’nâmeler, vefeyâtnâmeler, yıldıznâmeler. zenannâmeler vb. eserler de bulunmaktadır. Bu kaynaklar­da halkiyatın inceleme alanına giren ad­lar, lakaplar, yer adları, eski gelenekler, halk İlaçlan, büyüler, tılsımlar, halk tiyat­rosu, el sanatları, meslekler ve bunlara bağlı töreler, ölçü birimleri, kıyafetler, halk veterinerliği, tarikat gelenekleri ve töreleri, halk tababeti, halk edebiyatı, inanışlar gibi değişik konularda gerekli bilgiler bulunmaktadır. Mezarlıklar, sivil mimari yapıları ve eserlerle buralardaki eşya da halk kültürünün maddî yönünü oluşturmaları bakımından folklorun in­celeme alanı içinde yer alır.

Halkiyat bir bakıma toplumun tarihini inceler; ancak tarihçinin görevi olayları doğru bir şekilde ortaya koymak olduğu halde halkiyatçı olayların gerçekteki du­rumu ne olursa olsun gerçeğe uyan ve uymayan bütün yönlerini ortaya koymak zorundadır. Bundan dolayı halkiyat tarih, coğrafya, etnoloji, etnografya, tıp, dinler tarihi, hukuk, edebiyat, psikoloji ve sos­yoloji ile yakın ilişkileri olan bir çalışma alanıdır. Özellikle etnografya ile halkiyat ayrı bilim dalları olmakla beraber iç içe olan tek bir bilim dalı gibi görünürler.

Geniş bir araştırma alanı olan halkiya­tın, diğer bilimler gibi kendine has bir sı­nıflandırma sistemine ve çalışma alanı­na kavuşması için hem Batı’da hem de Türkiye’de birtakım çalışmalar yapılmış­tır. XX. yüzyılın başlarında Fransa’da Paul Sebillot ve Arnould van Gennep, İngiltere’de Charlotte Burne, Almanya ve İsviçre’de Hofmann Krayer, Belçika’da Paul Saintyves, halkiyatın çalışma alanını tesbit ederek bazı eserler yayımlamışlar­dır. Türkiye’de ise önce Türk Halk Bilgisi Derneği’nin yayımladığı Halk Bilgisi Toplayıcılarına Rehber (Ankara 1928) adlı kitapla başlayan sınıflandırma dene­mesi 1949’da Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ve 1969’da Nakİ Tezel tarafından birta­kım değişikliklerle geliştirilmiş, 1977’de Sedat Veyis Örnek ayrı bir sınıflandırma modeli hazırlamıştır. Bugün için Türkiye’­de en geniş ve hemen hemen bütün ko­nuları içine alan sınıflandırma. Millî Folk­lor Araştırma Dairesi tarafından (yeni adı Halk Kültürünü Araştırma Dairesi) 1976 yılında yeni bir kodlama sistemiyle oluşturulmuştur.

Türkler’in yaşadığı coğrafya ve Türk kültürünün tarih içindeki eskiliği göz önüne alındığı takdirde Türk halk kültü­rünün çok geniş bir inceleme ve araştır­ma alanı olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Bu genişlikte yalnız Türkiye’deki halkiyat bile bir yandan kökü eski coğrafyalardan getirilen kültür öğelerine, öte yandan dış kültürlerden ve alt kültürlerden bünye­sine girmiş olan öğelere bağlı olarak son derece karmaşık ve zengin bir yapı arzet-mektedir.

Türk halkiyatı alanındaki çalışmaların bugün için yeterli olduğu söylenemezse de bu konunun enine boyuna, çeşitli tek­niklerle derlenerek incelenmesi ve bu noktadan yoia çıkılarak Türk kültürünün evrensel kültür içindeki yerinin belirlen­mesi için yerli ve yabancı yüzlerce bilim adamı, uzman ve gönüllü araştırmacı gayret sarfetmiştir. Bunun sonucu ola­rak başlangıçtan bugüne Türk halkiya­tında yer alan kültür ve sanat değerlerini gün ışığına çıkararak insanlığın ortak kültürüne de bu yolla hizmet eden isim­lerin başında Ziya Gökalp. M. Fuad Köp­rülü, Rıza Tevfık Bölükbaşı, Mehmed Ha-lid Bayrı, Mahmut Ragıp Gazimihal, Halil Bedî Yönetken. Muzaffer Sansözen, Ahmet Kutsi Tecer, İhsan Hınçer, Ahmet Süheyl Ünver. Nail Tan. Nida Tüfekçi, Şükrü Elçin. Mehmet Önder, Mehmet Özbek, Saim Sakaoğlu, M. Adil Özder, Eflâtun Cem Güney, Cahit Öztelli, Pertev Naili Boratav, İlhan Başgöz, Sedat Veyis örnek, Bahaettin Ögel, Ahmet Yaşar Ocak yer almaktadır.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara