Hendek Savaşı/Gazvesi Hakkında Bilgi, Tarihi, Sonuçları, Nedenleri

Hendek Gazvesi. Müslümanlarla Mekkeli müşrikler ve müttefikleri arasında yapılan savaş (5/627).

Medine önlerinde, hicretin 5. yılı Şevval ayının 7’sinde (1 Mart 627) başlayıp Zilkade’nin 1. günü (24 Mart 627) sona eren savaşa, şehrin müdafaası çevresine kazı­lan hendeklerle sağlandığı için Hendek Gazvesi denilmiştir. Saldırgan tarafta yer alan Kureyşliler, Hayberyahudileri. Gatafânlılar. Fezâreliler. Esedoğullan ve Süleymoğulları gibi birçok grubu ifade et­mek için Kur’ân-ı Kerîm’de kullanılan “ahzâb” (hizipler, gruplar) tabirinden dolayı bu savaşa Ahzâb Gazvesi adı da verilir. 33. sûrenin 20 ve 22. âyetlerinde, Medine’yi kuşatmaya gelen müttefik düşman kuv­vetlerinden “ahzâb” şeklinde bahsedil­mekte, bazı âyetleri söz konusu savaş hakkında nâzü olan sûre de adını bu keli­meden almaktadır.

Hicretin 3. yılında (625) vuku bulan Uhud Gazvesi’nden sonra müslümanların, hem Kureyşliler’le hem de Medine ve Hayber’de yaşayan yahudilerle münase­betleri daha kötü bir hal almıştı. Kureyşliler Uhud’dan sonra. Suriye’ye giden ker­vanlarının güvenliğini sağlamak için Me­dine çevresini topraklarına katma arzu­sunu gerçekleştiremedikleri gibi Uhud’-da elde ettikleri kısmî başarılarını da bir sonuca bağlayamamışlardı. Buna karşılık müslümanlar kısa zamanda eski güçleri­ne kavuşmuş, Zâtürrikâ” ve Hicaz-Suriye kervan yolu üzerindeki Dûmetülcendel’e yaptıkları seferlerle Kureyş’in yalnız Mı­sır ve Suriye’ye değil Irak’a giden kervan­larına da yolları kapatmışlardı. Hicretin 4. yılında (625) Medine’den kuzeye Hay-ber ve çevresine sürülmüş olan Benî Nadîr yahudileri müslümanlar için Suriye ti­caret yolunun emniyeti bakımından teh­dit oluşturmaya ve civar bölgelerde ya­şayan halkı kışkırtmaya başladılar. Sel-lâm b. Ebü’l-Hakik. Huyey b. Ahtab ve Re-bî* b. Ebü’l-Hakik gibi Benî Nadîr’in İleri gelenleri Mekke’ye giderek Kureyşliler’i müslümanlara karşı birlikte savaşmaya İkna ettiler. Ayrıca Dûmetülcendel hâki­minin bu yöreden Medine’ye giden ker­vanlara zarar vermesini sağladılar. Aynı zamanda Gatafân ve Fezâre kabilelerini, Hayber yöresinin bir yıllık hurma mahsu­lüne mukabil müslümanlara karşı girişe­cekleri mücadelede yanlarına çektiler; da­ha sonra da Benî Süleym’i bu ittifaka dahil etmeyi başardılar. Diğer taraftan Mek­ke’ye bir heyet gönderip yaptıkları anlaş­maları haber vererek müşrikleri Medine’­ye saldırmaya teşvik ettiler. Böylece ku­zeyde Gatafân, Fezâre ve Esed, doğuda Süleyrn, güneyde Kureyş. Kinâne ve Sa-kif kabileleriyle Medine’yi üç tarafından çevirmeyi düşünüyorlardı. Bu sırada Dû­metülcendel bölgesinin hâkimi Ükeydir b. Abdülmelik, Suriye ve İrak’tan Medi­ne’ye gelen hububat yüklü kervanların geçtiği yolu kesti. Yahudilerin planı Hz. Peygamber’i Medine’den dışarıya çek­mek, ardından Gatafân ve Kureyşliler’in el ele verip Medine’yi yağma etmelerine imkân hazırlamak ve Resûlullah’i merkez­den uzak bir yerde zor duruma düşür­mekti. Resûl-i Ekrem Dûmetülcendel’e hareket etti; ancak beklenmedik bir şe­kilde Medine’ye geri döndü. Bir rivayete göre Huzâalılar. on günlük yolu dört ge­cede kateden haberciieriyle Kureyş’in sa­vaşa hazırlandığını Hz. Peygamber’e bil­dirmişlerdi.

Resûlullah Medine’ye döner dönmez savaş hazırlıklarına başladı. Uhud’da alı­nan dersten sonra kuşatma altında kal­mak açık arazide çarpışmaya tercih edil­di ve ittifakla şehrin içeriden savunulma­sı kararlaştırıldı. Yiyecek ve içecek ihtiya­cını karşılayacak her şey mevcuttu. Şeh­rin özellikle üç tarafı yoğun biçimde bah­çeler ve bunları birbirinden ayıran çit ve alçak duvarlarla çevrilmişti; ayrıca arala­rında uzanan yollar çok dardı. Düşmanın bu engelleri aşması zor olup küçük aske­rî birliklerle bile durdurulması mümkün­dü. Ancak Kureyş ve müttefiklerinin çok­luğu hakkında alınan haberler üzerine sa­vunmayı takviye için şehrin çevresinde uygun yerlere hendek kazılmasına karar verildi; kaynaklarda genellikle bunun Sel-mân-ı Fârisî’nin teklifi üzerine kararlaş­tırıldığı belirtilir. Hz. Peygamber, muha­cir ve ensardan bazı sahâbîlerle birlikte hendek kazılacak yerleri tesbit etti. Kazı sırasında da zaman zaman kendisi için kurulan Türk çadırından (kubbe Türkiyye) çıkıp bizzat çalıştı. Yaklaşık S,S km. uzunluğundaki hende­ğin genişliği 9 m., derinliği İse 4,5 m. ka­dardı.

Birkaç haftada tamamlanan hendek kazma işinden hemen sonra muhteme­len 10-12.000 kişiden oluşan düşman or­dusu Medine’ye ulaştı ve karargâhını şeh­rin kuzeyinde Uhud Savaşı’nın yapıldığı alanda kurdu: müşriklerin sancağını Be­nî Abdüddâr’dan Osman b. Talha taşıyor­du. Müslüman askerlerin sayısı ise 3000 kadardı ve muhacirlerin sancaktarı Zeyd b. Harise, ensannki de Sa’d b. Ubâde idi. Resûl-i Ekrem kadınlarla çocukların, yi­yecek ve içeceklerin, değerli eşyaların ve hayvanların şehirde bulunan en müstah­kem binalarda toplanmasını ve ordunun Sel” dağı eteklerinde karargâh kurmasını emretti. Kendisi de çadırını Zûbâb dağından bugün Fetih Mescidi’nin bulunduğu yere nakletti. Kureyşliler ve müttefikleri böyle bir hendekle karşılaşacaklarını hiç düşünmedikleri için şaşırıp kaldılar. Zira hendekler, düşman süvarilerini hücum­dan caydıracak bir genişliğe sahipti ve ge­ce gündüz müslüman birlikler tarafından kontrol altında tutuluyordu. Daha Önce Hayber’e sürülmüş olan Benî Nadîr’e mensup bir heyet. Medine’de oturan ve müslümanlarla arası iyi olan Benî Kuray-za yahudilerine gidip onları müslüman-lara karşı hücuma geçmeye ikna etti. Du­rumu öğrenen Hz. Peygamber hemen tedbir aldı ve birkaç yüz kişiden oluşan iki birlik göndererek yahudi mahalleleri­nin etrafını kuşattı. Öte yandan Gatafân ve Fezâre kabileleriyle birlikte gelen pa­ralı askerlerle ayrı bir anlaşma yapmak üzere onlara bir heyet gönderdi; fakat istedikleri aşırı ücret yapılan bir toplan­tıdan sonra reddedildi. Bu arada Benî Eşca’ kabilesinin reisi Nuaym b. Mes’ûd müslüman olmuş ve bunu henüz kimse duymamıştı. Nuaym. Resûl-i Ekrem’in is­teği üzerine Benî’Kurayza yahudilerine gitti ve kendilerine Medineli olmayan müttefiklerin yurtlarına dönünce yal­nız kalacaklarını, onlardan savaşacak­larına ve kuşatmayı kaldırmayacaklarına dair söz vermelerini, güvence için de Kureyş’ten rehin istemelerini tavsiye etti. Sonra da müttefik ordugâhlarına gide­rek yahudilerin gizlice Hz. Peygamber’le anlaştıklarını. Kureyş’in bazı ileri gelenle­rini rehin alıp ona götürmeye karar ver­diklerini söyledi; aynı haberleri müslümanlar arasında da yaydı. Böylece düş­man saflarında ortaya çıkan ihtilâf Benî Kurayza yahudilerinin saf dışı kalmaları sonucunu doğurdu. Muhasara esnasında hendeğin her iki yanında bulunan taraf­lar birbirlerine ok ve taş yağdırmaktaydı.

Müşrikler hendeği geçebilecek dar alan­lar arıyor ve hücumlarını yoğunlaştırıyordu. İslâm ordusu, bir yandan düşmanla­rın başka bölgelerden şehre sızmasına engel olmaya, bir yandan da onları hen­dek boyunca etkisiz hale getirmeye çalı­şıyordu. Müşrikler aralarında nöbetleşe-rek hücuma geçiyorlar, bu birliklere sıra­sıyla Ebû Süfyân b. Harb, Hübeyre b. Ebû Vehb. İkrime b. Ebû Cehil. Dırâr b. Hat-tâb. Hâlid b. Velîd ve Amr b. Âs gibi ünlü savaşçılar kumanda ediyorlardı. Bir gün Hz. Peygamber’in çadırı müşrikler tara­fından yoğun biçimde ok yağmuruna tu­tulmuş, ancak ashabın ok ve taşlarla kar­şılık vermesi üzerine saldırı başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu sırada Kureyş süvari­lerinden İkrime b. Ebû Cehil, Nevfel b. Ab­dullah, Hz. Ömer’in kardeşi Dırâr b. Hat-tâb, Hübeyre b. Ebû Vehb ve Amr b. Ab-düved hendeğin dar bir yerinden İslâm ordusunun bulunduğu tarafa geçtiler. Araplar arasında cesaretiyle şöhret ka­zanan Amr b. Abdüved mübâreze için bir savaşçı istedi. Henüz genç yaşta bu­lunan Hz. Ali mübâreze İçin onun karşısı­na çıktı. Resûl-i Ekrem Ali’ye kılıcını ver­di ve sarığını sardı. Amr, başlangıçta kü-çümsediği Hz. Ali tarafından bir kılıç dar­besiyle yere serildi. Onunla birlikte hen­deği geçenler de geri çekilmek zorunda kaldılar. Nevfel b. Abdullah ise hendeğe düşerek öldü.

Esasen müşrikler kısa sürecek bir sa­vaş için hazırlanmışlardı ve işin uzaması hem savaşçıların hem de binek hayvan­larının yiyecek kaynaklarının tükenmesi­ne sebep oluyordu. Bu arada Hayber ya­hudilerinin gönderdiği yirmi deve yükü yiyecek maddesi ve hayvan yemi müslü-manlann eline geçti. Ayrıca hava da iyice soğumuştu; Medine’nin şiddetli soğuğu Mekkeliler’i güç durumda bırakıyordu. Şiddetli bir rüzgâr onların mukavemetini iyice kırmış ve müşrikler paniğe kapılmış­tı. O sıralarda şevval ayının sonuna gelin­mişti; haram aylardan zilkade girmek üzereydi ve hac mevsimi başlayacaktı. Ku­reyş ordusu kumandanı Ebû Süfyân, bu şartlar altında sonuç alınamayacağını an­layıp Mekke’ye dönmek üzere kuşatmayı kaldırdı; parayla tutulmuş askerler de çe­kilip gitmekten başka çare bulamadılar.

Müslümanlar Hendek Gazvesi’nde bü­yük sıkıntılara mâruz kalmış ve kalabalık düşman ordusu karşısında endişeye ka­pılmışlardı. Hiçbir olayda namazını geçir­meyen Hz. Peygamber’in kuşatma sıra­sında öğle. ikindi, akşam ve yatsı namaz­larını geceleyin hep birden eda etmek zorunda kalması onun ve ashabının çok zor şartlar altında mücadele verdiklerini gös­terir. Kur’ân-ı Kerîm, müttefik birlikle­rin gelişini ve bunun karşısında bazı müs-lümanlann nasıl endişeye kapıldıklarını şu âyetlerle tasvir eder: “Ey iman eden­ler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da biz onla­ra karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığını­zı çok iyi görmekteydi. Onlar hem yuka­rınızdan hem de aşağı tarafınızdan üze­rinize yürüdükleri, gözler yıldığı, yürek­ler gırtlağa dayandığı ve siz Allah hakkın­da türlü türlü şeyler düşündüğünüz za­man, işte orada iman sahipleri imtihan­dan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğramışlardı. O zaman münafıklarla kalp­lerinde hastalık bulunanlar, ‘Meğer Al­lah ve Resulü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar” diyorlardı” (Ahzâb 33/9-12); “Allah, o inkâr edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfkeleriyle geri çevirdi. Allah’ın yardımı savaşta müminlere yet­ti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir” (Ahzâb 33/25).

İslâm tarihinde bir dönüm noktası olan Hendek Gazvesi’nde altı müslüman (Sa’d b. Muâz, Enes b. bivs, Abdullah b. Sehl, Tufeyl b. Nu’mân, Salebe b. Ganeme ve Kâ’b b. Zeyd) şehid oldu; sekiz düşman askeri öldürüldü. Hicretten sonra başla­yan Kureyşli müşriklerin Medine’ye kar­şı saldırıları Hendek Gazvesi’yle son bul­muştur. Hz. Peygamber bu gazveden sonra savaş taktiğini değiştirdi ve müs-lümanlara saldırı hazırlığı içinde olan düş­man kuvvetlerine onlardan daha erken davranıp hücum etmeye karar verdi. Ni­tekim Resûl-i Ekrem, Hendek Gazvesi’nden hemen sonra Benî Kurayza yahudi­lerinin üzerine yürümüştür.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara