İmaret/İmarethane -Osmanlıda- Nedir, Sistemi, Tarihi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

İmaret. Osmanlı döneminde fakirlere ve medrese talebesine sıcak yiyecek dağıtmak amacıyla kurulmuş hayır müessesesi.

Vesikalarda bazan imarethane olarak da geçen kavram kelime olarak “imar edilmiş, inşa edilmiş” demek olup cami, mescid. medrese, tabhâne, dârülifâm, dârüşşifâ, aşevi, kervansaray, muvakkit-hâne. türbe gibi birimlerin tamamı için olduğu gibi bu binalardan biri olan aşha­ne için de kullanılmıştır. Anadolu ve Ru­meli’deki pek çok mimari eserin kitabe­sinde yapılar imaret adıyla zikredilmiştir. Evliya Çelebi imareti hem külliye hem de birimlerinden biri olarak kaydetmiştir. Osman Nuri Ergin, bu konudaki yayın­larında ısrarla imaretin aşevi olmayıp “imar edilmiş” anlamına geldiğini söyle­mektedir. Ancak bazı kaynaklarda imaret doğrudan doğruya “aşevi” mânasında ge­çer. Meselâ Hezarfen Hüseyin Efendi, Fâ­tih Külliyesi’nin yapılışından bahsederken cami, medrese, tetimme, türbe, mektep, dârüşşifâ, tımarhane, tabhâne ve tabhânenin imarete giden bir kapısı olduğunu yazdıktan sonra “Bu imaret dedikleri ma­hal bir muhavvete-i azîmenin derûnunda bina olunmuştur” diyerek gece gündüz burada pişen yemeğin fukaraya, güre-baya ve talebeye verildiğini yazmaktadır. Kelimenin her iki anlamda da kullanıldığını buna benzer pek çok kaynakta görmek mümkündür. Nitekim mühimme defterlerindeki ka­yıtlarda da imaret hem aşevi hem külliye mânasında kullanılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde birçok içtimaî ve beledî hizmet vakıflar tarafından karşı­lanmakta olup çeşitli eser ve hizmetlerin vakfedildiği bilinmektedir. İmaretler de her biri birer vakıf olan külliyelerin parça­sı veya müstakil kurumlar olarak vakıf ni­zâmnâmelerine göre işlerdi. Bu durum­da imarette çalışanların alacakları ücret vakıf tarafından belirlendiği gibi imare­tin nasıl İşleyeceği, ne kadar ve nasıl ye­mek dağıtılacağı, dağıtılacak yemeklerin çeşidi de bu nizâmnâme ve vakfiyelerde kayıtlıydı. Büyük bir külliyenin parçası ol­mayan küçük aşevleri de daha çok misa­fir ve fukara için hizmet verirdi.

İmaretlerdeki işleyiş biçimi vakıflarına göre farklı olmakla birlikte birbirine ben­zemektedir. Genel olarak iki öğün yemek çıkarılan bu mekânlarda ramazanlarda iki vakit birleştirilerek sadece iftar yemeği verilirdi. Cuma ve kandillerde ise daha gü­zel yemekler çıkarılması ve tatlı verilme­si birçok imaretin vakfiyesinde kayıtlıdır. Eğer imaret bir külliyenin parçası ise sa­dece kendi memurlarını değil bütün kül­liye çalışanlarını, medrese varsa talebeleri doyurmak vazifesini üstlenirdi.

İmarette görev yapan memurların sa­yısı kurumun büyük veya küçük olmasına göre değişebilirdi. İstanbul’daki büyük imaretlerde imaret şeyhi, vekilharç, kâ­tip, nakib, bevvâb, aşçı, ekmekçi, kilerci, kiler kâtibi, et hamalı, ambarcı, buğday ve pirinç ayıklayanlar, çanak yıkayıcı kâsekeş, ferrâşlar, kayyım, çerağdâr ve hamallar görev yapardı. Bunlardan imaret şeyhi idareci olup yapılan işlerin tamamına nezaret eder ve gelen misa­firleri karşılayarak hoş tutulmalarını sağ­lardı. Vekilharç imarete gerekli gıda mad­delerinin alınmasına nezaret eder. kâtip ise gelir gider kayıtlarını tutardı. Kilerci, alınan gıda maddelerinin muhafaza edi­lip gerektiğinde mutfağa verilmesi göre­vini üstlenirdi. Kâseşûy ve kâsekeş. ta­bak taşımak ve yıkamak işlerinde mut­fakta aşçı yardımcısı gibi hizmet görürler; ferrâş, kayyım ve çerağdâr ise imaretin tamamının bakım ve temizliğini yapardı. İmaretlerin gelirleri ve buradaki görevli­lerin sayısı verilecek hizmet, vakfın bü­yüklüğü ve zenginliğiyle mütenasip olur­du. Bunların en büyükleri olan Fâtih ve Süleymaniye külliyelerine bağlı imaretler­de verilen yemeklerin cinsine kadar bir­çok bilgiye ulaşmak mümkündür. Külliye­lerin tesisi ve faaliyete geçmesiyle birlik­te hazırlanan vakfiyelerde aşhane, dârüz-ziyâfe ve tabhânede verilmesi gereken yiyeceklerin cinsi, miktarı ve kimlere verileceği de kaydedilmiştir.

Bir aşevi olarak imaretten yemek yiyen­ler öncelikle misafirler, külliyedeki görev­liler ve öğrencilerdi. Müderrisler, dâniş-mendler, muîdler. bevvâblar, evkaf kâtibi, vekilharç, kilerci, tabhâne imamı ve mü­ezzini; aşçılar, ekmekçiler, tabak taşıyan­lar, kazan ve çanak yıkayıcıları, çerağcılar, ahırcılar, kapıcılar, nöbetçi yeniçeriler; ca­mi görevlilerinden imamlar, müezzinler: saatçi, bekçi, hâfız-ı kütübler, perdeciler, kayyımlar, na’thanlar, mektep muallimi, mutemetler, türbedar, noktacı, dolapçı, kurşuncu, dârüşşifâda görevli hekimler ve yardımcıları, hastalar, çamaşırcılar gi­bi bütün külliye vazifel ileriyle talebenin günlükyemek ihtiyacı daburadan karşı­lanırdı. Bunlardan başka sayısı değişen ihtiyaç sahipleri vardı. Çalışanlar, öğrenci, misafir ve fakirlerin sayıları göz önüne alınırsa büyük imaretlerde günde yakla­şık 1000-2000 kişi arasında insana yete­cek kadar yemek çıkarılmış olmalıdır.

Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’ndeki Fâ­tih Külliyesi vakfiyesinde imarette çalı­şanlar şöyle sıralanmıştır: Bir kâtip, bir vekilharç, bir kilerci, iki ferrâş, İki kayyım, iki çerağdâr, dört nakib, iki bevvâb, altı aşçı, altı ekmekçi, bir et hamalı, iki buğ­day ayıklayıcı, iki çanakyuyucu, iki imaret ahırına bevvâb, bir ambarcı, bir odun ha­malı, bir duvarlara yazılan uygunsuz ya­zıları silen kişi (mâniu’n-nuküş). Söz konusu vakfiyeye göre imarette her gün sabah akşam iki defa yemek verilmekte olup bunlar genellikle sabahları pirinç çorba­sı, akşamlan buğday aşı idi. Her gün ima­ret için alınan 350 okka et ise bu yemek­lerin yanında et de verildiğini göstermek­tedir. Bunlardan başka imarete giren di­ğer günlük malzeme sabahları verilen pi­rinç çorbası için maydanoz, 15 okka so­ğan, 100 dirhem kimyon. 40 dirhem bi­ber, yarım kile nohut, kabak mevsiminde 60 okka kabak, mevsimine göre SO okka yoğurt, 30 kile pirinç, 10 okka badem, 10 okka incir. 87 okka sade yağ, 140 okka bal idi. Cuma günleri ise sabahları buğday aşı -ki bu tuzsuz pişirilir ve isteyen tuz ekip pi­lâv gibi, isteyen şeker ekip tatlı gibi yer­di- akşamları pirinç pilâvı ile içine incir, üzüm gibi kuruyemiş katılan ve bir nevi pelte olan zirbaç (zirva) ikram edilirdi. İmarete gelen misafirlere günlük olarak yemekten başka 50 dirhem bal ve bir ekmek (fodla) verilirdi. İmarette her gün kırk sofra hazırlanır, misafirlerden her dört kişi için bir sofra kurulurdu.

İstanbul’un ilkyapılanndan biri olan Mahmud Paşa Külliyesi’nde imaret şeyhi, kilerci, vekilharç, üç nakib, üç aşçı, iki bev­vâb, bulaşıkçı, üç ekmekçi (habbâz), ha­mal, ahıra, buğday ayıklayıcı. ferrâş gibi görevliler vardı. Burada da her gün çorba ve fodla, ramazan, cuma ve kandil günle­rinde daha zengin bir sofra olarak pirinç pilâvı ile zerde ve zirbaç verilirdi. Bunla­rın dışında Fâtih Külliyesi İmareti’nde ol­duğu gibi çeşitli turşu ve sebze yemekle­ri de hazırlandığı kullanılan malzemeler­den anlaşılmaktadır.

Anadolu’daki külliyelerden biri olan Sincanlı’daki (Afyonkarahisar) Sinan Paşa İmareti’nin aşevinde ise adam başına sa­bah akşam birer ekmek ve 30 dirhem bal, 50 dirhem karabiberli pirinç pilâvı ile 25 dirhem et verildiği; ramazan, cuma ve kandil günlerinde İstanbul imaretlerinde olduğu gibi bunlara zerde ilâve edilme­si gerektiği vakfiyesinde kaydedilmiştir. Adı geçen üç ima­rette de sistem aynı şekilde İşlemekteydi.

İmaretler, Osmanlı toplum hayatında önemli bir yardım kurumu olarak görevini asırlarca yerine getirmiştir. Bu dönemde daha çok bir külliyenin mimari programı içinde yer alan imaretlerden özellikle İs­tanbul’da Fâtih, Bayezid, Haseki Sultan. Şehzade, Süleymaniye. Atik Valide Sul­tan. Sultan Ahmed. Yeni Valide. Nuruos maniye. Lâleli ve Mihrişah Sultan külli­yelerinin imaretleri mimari açıdan önem­li örnekler olarak bilinmektedir Yerli kaynakların dışında özellik­le XVI ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı top­raklarını gezen yabancıların da dikkatini çeken imaretler, bütün şehir fukarası dı­şında misafirleri ücretsiz doyuran bir ku­rum olarak hayranlık uyandırmıştır. II. Meşrutiyet döneminde ikisi hariç kapatı­lan imaretler, bugün vakıfların desteğiy­le fakir ve muhtaçlara dağıtılan sıcak ye­mek dolayısıyla varlığını eski şaşaasından çok uzak bir şekilde sürdürmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara