İrtica Nedir, Ne Demek, Anlamı, Tarihte İrtica Anlamı, Hakkında Bilgi

İrtica. Türk siyaset literatüründe önceleri geriye dönüşü, daha sonra bilhassa mevcut düzeni dinî esaslara dayandırmayı amaçlayan düşünce ve eylemler için kullanılan bir terim.

Arapça’da “geri dönmek, iade etmek, talep etmek” gibi anlamlara gelen irtica kelimesi, sosyal hayatın çeşitli alanların­da hızlı değişmelerin yaşandığı XX. yüz­yıl Osmanlı dünyasında “düşünce ve ha­yat tarzında yenileşmeye karşı olma. es­kiye dönmeyi isteme” mânasında ve da­ha çok küçümseme ve kınama içeren bir
kavram olarak kullanılmış, bu şekilde it­ham edilenlere de mürteci denilmiştir. Arapça’da bunlar için irtica ile aynı kök­ten gelen rec’iyye ve rec’î kelimeleri kullanılmaktadır.

İrtica kelimesi Türk siyasî literatürüne II. Meşrutiyetten (1908} sonra girmiştir. Başta Otuzbir Mart Vak’ası, Adana Vak’a-sı, Beşiktaş ve Kumkapı hadiseleri olmak üzere II. Abdülhamid’i tekrar iş başına geçirmek isteyen kişi ve grupların sebep olduğu gelişmeler, aralarında dönemin İslâmcılar’ının da bulunduğu Meşrutiyet yanlıları tarafından “irticaî hareketler” olarak adlandırılmış, böylece kelime İlk defa dar anlamda II. Meşrutiyet’e karşı olanlar veya II. Abdülhamid yönetimini is­teyenler için kullanılmıştır. Osmanlı tari­hinde çeşitli zamanlarda ortaya çıkan Ka-dızâdeliler. Patrona Halil, Alemdar Mus­tafa Paşa, Kabakçı Mustafa ve diğer ye­niçeri isyanları gibi tepkisel olaylar için dönemin kaynaklarında irtica kelimesinin kullanılmamış olması da kavrama yükle­nen anlamın yeni olduğunu gösterir. An­cak bu hadiseler daha sonra bazı Cum­huriyet dönemi yazarlarınca irticaî hareketler olarak nitelendirilmiştir.

Osmanlı tarihinde değişime tepki gös­terme, mevcut durumu eleştirme ve geç­mişe özlem duyma bilhassa Kanunî Sul­tan Süleyman’dan sonraki dönemde sık sık dile getirilmiştir. Sınırların daraldığı, içtimaî ve siyasî kargaşa ile ekonomik sı­kıntıların yoğunlaştığı zamanlarda dev­let adamlarının, halkın ve ulemânın “yük­selme dönemfne tahassürle atıflarda bu­lundukları bilinmektedir. Dolayısıyla III. Selim’den itibaren başlatılan ıslahat çalışmalarında ve ilgili lâyihalarda öngörü­len hedefler daima “geçmişteki azamet ve satvete kavuşma” şeklinde ifade edil­miştir. Nitekim Tanzimat’ın gerekçe ma­hiyetindeki dîbâcesinde de, evvelki kuvvet ve mâmûriyet bilâkis za’f ü fakra mübeddel olmuş denilmektedir. An­cak geçmiş için kullanılan bu tür özlem ifadeleri mevcut durumu iyileştirmeye yönelik olduğu için bir tepki görmemiş, aksine olumlu karşılanmıştır. Bu olumlu değerlendirilmenin bir başka sebebi de söz konusu değişim arayışlarına iktidar ve çevresi tarafından öncülük edilme­sidir.

II. Meşrutiyet’ten sonra bu özlemin ya­kın geçmişe ait olmasının yanında yakın geçmiş üzerinde bir mutabakatın bulun­mamış olması da tarafları daha olumsuz siyasî tavırlara götürmüştür. Önceki müsbet telakkilerle bu dönemdeki menfi çağ­rışımlarda etkili olan bir diğer Önemli de­ğişiklik de geleneğin kırılmış olmasıdır. Artık II. Meşrutiyet ile yeni bir döneme girilmiş ve bu yeni dönem, geleneği tem­sil eden saltanat idaresine duyulan tepkinin ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Nite­kim irtica kelimesine yüklenen olumsuz anlam da aynı tepki yüzündendir. Böyle­ce yeni rejime muhalefet eden herkesin aynı zamanda aşağılanması da amaçlan­mıştır. İrtica kelimesi Cumhuriyet döne­minde de aynı anlamını devam ettirmiş­tir. Ancak bu defa Cumhuriyet’ten önce­ki dönemin devamını isteyen ya da Cum­huriyet dönemindeki bazı uygulamaların yanlış olduğunu ileri sürerek buna karşı çıkan kişi ve gruplar için kullanıldığından Meşrutiyet taraftarları da bu kavramın kapsamı içinde kalmıştır.

İrtica kelimesi daha sonra anlam da­ralmasına uğrayarak genel muhalefeti ifade etmekten çok muhalefetinde dinî motiflere yer veren gruplar için kullanıl­maya başlanmıştır. Böylece irticaın gide­rek dinî muhteva ile anılır hale gelmesin­de yaşanan tarihîsürecin algılanışının önemli payı olmuştur. Osmanlı tarihinde sıkça rastlanan iktidara baş kaldırma olaylarında değişmez bir slogan olan ve, “İktidarın keyfîliğiyle haksız tasarruflara karşı adaletin ve hukukun gerçekleşme­sini isteriz” anlamında kalıplaşan, “Şeri­at isteriz” ifadesinin. “Din kurallarıyla yö­netim isteriz” şeklinde yorumlanır hale gelmesi bu sürecin açıklanmasında birinci âmildir. II. Meşrutiyet’e karşı oluşan tep­kide ise bu anlayışın yanında meşruiyeti­ni dinden almadığına inanılan yeni birta­kım hukukî ve idarî düzenlemelere karşı çıkmak da söz konusudur. Dönemin İs­lâmcılar’ının şiddetli reddiyelerine ve meşrutî idare İle kurumlarının İslâm’a uygunluğunu ispat için gösterdikleri yo­ğun çabalarına rağmen, “Şeriat isteriz” kalıbı, nihaî olarak Otuzbir Mart vb. olay­larda İttihat ve Terakkî’den yana tavır koyan İslâmcılar’ı da kapsayacak şekilde, hayata ve hadiselere bakışında dinî olanı ön plana çıkarmaya çalışan herkes için kullanılacak bir çerçeve kazanacaktır.

Cumhuriyet döneminde ise genellikle irtica ile kastedilen şey, anayasayı değiş­tirerek dinî esaslara dayalı bir devlet dü­zeni kurmak istemek ve bu yolda faali­yet göstermektir. Ancak günümüzde Türkiye’nin siyasî şartlarındakî gelişme­lere bağlı olarak irticaın anlam alanı tek­rar genişletilerek başta belirli tarzdaki kılık kıyafet olmak üzere halkın bir kesiminin hayat tarzı, düşünce ve davranış­ları da aynı kelime ile ifade edilir olmuş­tur. Buna bağlı olarak zaman zaman ya­sama organlarında gündeme getirilen “irtica ile mücadele tasarılarında da la­fız ve mâna itibariyle mücadelesi amaç­lanan suç ve eylemlerin sınırlarının hu­kuk mantığı çerçevesinde açık bir şekil­de belirlenememiş olması konuyla ilgili karışıklık ve tartışmaların, sübjektif uy­gulamaların her devirde gündemde kal­ması sonucunu doğurmuş olup ortaya çı­kan siyasî, içtimaî ve psikolojik gergin­likler, problemin genel hukuk ve adalet prensipleri çerçevesinde çözümlenmesi­ni güçleştirmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara