Kafkasya Mimarisi, Önemli, Eserleri, Hakkında Bilgi

Kafkasya'da tarih boyunca sık sık yaşanan çatışma ve istilalar, bölgedeki insanların hayatta kalabilmek için savunma odaklı mimari yapılar geliştirmelerini gerektirdi. Bu amaçla inşa edilen yapılar genellikle birbirine bağlı kompleksler halinde yüksek tepelere ve sarp vadilere konumlandırıldı. Ayrıca, Gürcistan'da Gognari, Avranlo, Santa ve Lodovani gibi labirent şeklinde yapılmış örnekler de bulunmaktadır. Korunaklı bir şekilde inşa edilen bu yapılar genellikle dörtgen plana sahipti ve gözetleme kuleleriyle donatılmıştı. Bu gözetleme kuleleri, daha sonraki dönemlerde de bölgede yaygın bir şekilde inşa edilerek günümüze kadar ulaştı. En sağlam biçimde günümüze ulaşan kuleler genellikle Orta ve Doğu Kafkasya'da bulunmaktadır. Farklı şekillerde inşa edilen bu kulelerin belirgin özellikleri dikkate alınarak sivri-basamaklı, beşik çatılı, kırma-düz çatılı ve çatısız-hisar tipi olarak dört gruba ayrılmaktadır. Sivri basamaklı kuleler, Kafkasya'da en çok bulunan mimari yapılar olarak bilinir ve genellikle Çeçenya topraklarında yüksek dağ vadileri ve sarp yamaçlarda inşa edilmiştir. Bu kulelerin örnekleri, Daryai Geçidi bölgesinden başlayarak doğuya doğru İnguş ve Çeçen toprakları boyunca yoğunlaşmıştır. "Vaynah kuleleri" olarak bilinen bu yapılar, bilim dünyasında iyi korunmuş ve az bilinen mimari eserler olarak kabul edilir. Kule mimarisi, askeri, sivil ve dini işlevlerle yapılmıştır ve zamanla evrildiği anlaşılmaktadır. Bu kuleler, Rus-Kafkas savaşlarında önemli rol oynamış olsa da, 1800'lerin başlarında "misket topu"nun kullanılmaya başlanmasıyla önemini kaybetmiştir. Kafkasya'nın çeşitli bölgelerinde yerleşim amacıyla da inşa edilen kuleler bulunmaktadır. Örneğin, Çeçenya'da dinî amaçlarla yapılan kuleler mevcuttur. Günümüzde, bölgede yaklaşık 3000'e kadar Vaynah kulesi kalıntısı bulunmaktadır ve bunlardan yaklaşık 300'ü ayakta kalmıştır. Beşik çatılı kuleler, özellikle Gürcistan'da ve Güney Osetya'da bulunurken, kırma-düz çatılı kuleler ve çatısız-hisar tipi kuleler genellikle Kuzey Kafkasya'da yaygındır.


Kafkasya'da, özellikle dağlık ve kuzey bölgelerinde, henüz tam olarak tanımlanmamış birçok mezar anıtı bulunmaktadır. Bu mezar anıtları, Kafkasyalıların putperest oldukları dönemlere ait olabilir ve genellikle semavi dinleri kabul etmelerinden sonra yapılmamıştır. Mezar biçimleri ve gömme adetleri değişse de, Kafkasyalılar bu yapıları korumuştur. Kabarday-Balkarya'dan başlayıp Osetya ve Çeçenya'ya kadar uzanan bir hatta bu tür mezar anıtları bulunur. Bu anıtlar kısaca "güneş mezarları" olarak adlandırılır ve nekropollerine genellikle "Ölüler şehri" veya "sükûnet diyarı" denir. Kulelerle benzerlik gösteren bu anıtlar, yapı ve biçim açısından çeşitlilik gösterir. Malzemenin türü, bu çeşitliliği etkiler. Örneğin, Kabarday bölgesinde taş örme tekniğiyle inşa edilen beşik çatılı mezarlar, Çeçen-İnguş bölgesinde bol miktarda bulunan arduvaz taşlarıyla basamak çatılı olarak yapılmıştır. Önemli nekropoller arasında Kabarday-Balkarya'da Çeğem ve Muhol; Osetya'da Saniba, Dargavs ve Koban; Çeçen-İnguş bölgesinde Vovnişki, Targim, Malkhisthi, Hamhi, Tzidsi, Eğikal ve Falhan bulunur.

Dini mimari örnekler daha çok Gürcistan, Azerbaycan ve Dağıstan topraklarında yoğunlaşmıştır. Gürcistan'daki kilise mimarisi, Hristiyanlığın en eski yapılarını barındırır ve Ermeni kilise geleneğiyle benzerlik gösterir. Taş işçiliğiyle dikkat çeken bu yapılar, Mtskheta'da ahşaptan yapılan Azize Nino Kilisesi ile başlar ve Zegani, Gurcaani, Bolnisi, Urbnisi, Ninotzminda, Alaverdi, Cvari gibi eserlerle devam eder. XI. yüzyıldan itibaren dağlık bölgelerde yaşayan Çeçenler arasında, Gürcü misyonerlerin Hristiyanlığı yaymak için etkisi görülmüştür ve İnguş bölgesindeki Albi Erda, Targim ve Thaba Erda gibi yapılar bu etkiyi yansıtır.

İslamiyet'in erken dönemlerinden itibaren Müslümanlık ile tanışan Dağıstan ve Çeçenistan'ın doğusunda, VII. yüzyıldan itibaren dinî mimari örneklerinde büyük bir artış yaşanmıştır. 1913 yılında Dağıstan'da 360'sı büyük cami olmak üzere toplam 2060 cami tespit edilmiştir. Bu ülkelerde camilerin yanı sıra medreseler ve tekkeler de özellikle Nakşibendi ve Kadiri tarikatlarının yaygınlığı sebebiyle yoğun bir şekilde yapılmıştır. Bu eserler genellikle abartısız ölçülerde ve düz veya kırma çatılı olarak inşa edilmiştir. Ancak, Kafkasya ülkelerindeki mimari örneklerin büyük bir kısmı, Moğol ve Çarlık Rus işgalleriyle ve 1920-1990 yılları arasındaki komünist rejimin baskısıyla yok edilmiştir. Bu yıkım döneminden sonra 1984'te Dağıstan'da sadece yirmi yedi cami kalmıştır. Özellikle Hazar Denizi kıyısındaki Derbent Cuma Camii (1368) Bakü'de önemli bir eser olarak kabul edilir. Kafkasya ülkeleri içinde İslam'ı erken dönemde kabul etmelerine rağmen, savaşlar ve işgaller nedeniyle Çeçenistan'daki mimari örneklerinin çok azı günümüze ulaşabilmiştir. Bu eserler arasında, Pliyevo yakınlarında bulunan Borga-kaş Türbesi (1405-1406) kare mekânı ve taş kubbesiyle dikkat çeker. Ayrıca, XVII. yüzyıla ait Himoy Camii, XIX. yüzyıla ait Tunduk Camii, taş kabartma yazı ve figürlerine sahip yine XVII. yüzyıla ait Tsontroy Camii ve Makajov Camii öne çıkan örneklerdir.

Azerbaycan, Kafkasya'daki ülkeler arasında mimarisi en gelişmiş olanıdır. Özellikle, Kuzey Kafkasya'ya göre daha az istilaya maruz kalması ve ülkenin güneyi ile güneybatısında bulunan eski uygarlıkların köklü mimari gelenekleri, Azerbaycan'ı mimari açıdan olumlu yönde etkilemiştir. VII. yüzyıldan itibaren bölgede hâkim olan İslam kültürü, mimaride büyük bir gelişmeye yol açmıştır. Kuzey Kafkasya'da yer alan Araş Çayı üzerinde 636 yılında yapılan Hudaferin Köprüsü, bölgedeki İslami döneme ait en eski eserdir ve on bir gözlüdür. İlhanlılar döneminde, bu köprünün yanına on beş gözlü ikinci bir köprü eklenmiştir (XIII. yüzyıl).

Bakü’de yer alan Mescid-i Muhammedî ve taş minaresi (Sınık Kule, 1078-1079) bu şehirdeki Selçuklu eserleri olarak günü­müze kadar gelmiştir. Daha sonraki dö­nemlerde de şehirde pek çok eser yapıl­mıştır. Bakü’deki camiler içinde XIV-XV. yüzyıllara tarihlendirilen Mescid-i Cum’a ile XIV. yüzyılın başına tarihlenen Molla Ahmed Camii dışında kalede bulunan Lezgi Camii (1169), Hıdır Camii (1301). Gîlek Camii (1309), Mirza Ahmed Camii (1345), Cin Camii (XIV. yüzyıl), Şeyh İbra­him Camii (1415), Mektep Camii (1646), Gazi Aybat Camii (1791) ve Beyliyar Camii (XIX. yüzyıl) önemli yapılardır. Ayrıca Kız Kulesi (XII. yüzyıl), Bakü-Şemaha arasın­da hankah (1256), Apşeron Mardakyan’-da kale (1232), Apşeron Nardaran’da kale (i 301), Apşeron  Şihova Camii (XIII. yüzyıl), Apşeron Mardakyan’da Tûbeşah Mescidi (1482) bu bölgedeki diğer yapı­lardır. XV ve XVI. yüzyıllarda inşa edilen Şirvanşahlar Sarayı Külliyesinde Keyku-bad Camii [Eskicami XV. yüzyıl] Seyyid Yahya Baküyî Kümbeti, Saray Camii (1441) ve Sultan III. Murad Kapısı da (1587) önemli birimlerdir. Evliya Çelebi”nin deniz kenarında büyük ribâtı, 1000 kadar evi, bağı, bahçesi, camileri, üç ha­mamı, han, çarşı, pazarı ile mâmur bir şehir olarak nitelendirdiği Bakü’de, adını belirttiği kaledeki Haydar Şah Camii ile şehirdeki Mirza Han Hamamı hakkında bilgi yoktur.

Nahcıvan bölgesinde, Selçuklu Atabegleri döneminden günümüze ulaşan Yûsuf b. Küseyr Kümbeti (1162), Mümine Hatun Kümbeti (1186) ve Cuga köyündeki Gülistan Kümbeti (XII-XIII. yüzyıl) en eski önemli yapılar arasındadır. Daha sonraki dönemlerde bölgede inşa edilen Nahcıvan Ulucamii (1368) ve Cuma Camii de (1368) dikkat çeken eserlerdir. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre Nahcıvan'da yetmiş adet cami, kırk mescit, yirmi misafirhane, yedi hamam ve yaklaşık 1000 dükkan bulunmaktaydı. Ancak, isimleri geçen Cenâbî Ahmed Paşa, Ferhad Paşa, Güzelce Ali Paşa, Cağaloğlu, Hadım Cafer Paşa camileri ve Cenâbî ve Lâl Paşa hamamları gibi Osmanlı dönemi eserleri hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Ayrıca, Nahcıvan'ın kuzeybatısında bulunan Karabağlar Kümbeti, yivli gövdesi ve çift minareli girişiyle öne çıkar.

Karabağ bölgesinde, Berde'de Berde Kümbeti (1322), Aksadan Baba Türbesi (XIV. yüzyıl başları), İmamzâde Mescidi (1868); Şuşa'da kale (1748), Gövher Ağa Mescidi (XIX. yüzyıl), Aşağı Gövher Ağa Mescidi (XIX. yüzyıl), Şuşa Kervansarayı ve Şuşa evleri (XVIII ve XIX. yüzyıllar); Babatlı'da Şıh Babili Türbesi (670/1271-72); Ahmedallar'da türbe (XIII. yüzyıl), Mehmedbeyli'de türbe (1305); Huçin'de Dörbentli Türbe (XIII-XIV. yüzyıl); Ağdam'da Penah Han Sarayı (XIII. yüzyıl); Kargapazar'da kervansaray (1681) ve Helifli'de Kız Kalesi (XVII. yüzyıl) önemli eserler olarak bilinmektedir.

Kafkasya'nın sivil mimari örnekleri, bölgenin yerel yaşam tarzına, mevcut malzemelere ve coğrafi farklılıklara uygun çeşitlilik gösterir. Batı kıyılarında genellikle tek veya iki katlı ahşap ve taş evler görülürken, doğuda taş veya tuğladan yapılmış yüksek ve kulevari evler daha yaygındır. Karaçay bölgesinde "başı çabuk düşen evler", Dağıstan'da ise "saklia" adı verilen korunaklı taş yapılar dikkat çeker. Gürcistan'daki darbazi evleri ise piramide benzeyen yapıları ve yontulmuş kütüklerle desteklenen "ışık" kubbeleriyle ayırt edilir.

Ayrıca, Kafkasya'da mimari açıdan özgün biçim ve tekniklere sahip, farklı dönemlere ait çeşitli yapılar bulunmaktadır. Gürcistan'da Ucarma kale şehri ve David Garece, Vardziavb'deki kaya oyma manastırları, Narı Kale, Azerbaycan'da Çirah Kale, Bakırdeki Zerdüştîliğin önemli kalıntılarından olan Âteş-i Baguan kompleksi ve Kız Kalesi, Dağıstan'da Derbent Kale gibi yapılar bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski