Kırgızistan Tarihi-Tarihçesi, Hakkında Bilgi

Çin kaynaklarından edinilen bilgilere göre en eski Türk kabilelerinden olan Kır­gızlar ilk devletlerini Ki-Ku, Kien- Kun ve­ya Gen-gün, Gegun adıyla bugünkü Kır­gızistan’ın doğusunda ve kuzeydoğusun­da milâttan önce II. yüzyılda kurmuşlar­dır. Bir süre sonra bu devletin yıkıldığı ve Kırgızlar’ın Hun İmparatorluğu yönetimi­ne girdiği anlaşılmaktadır. Hunlar’ın za­yıflaması üzerine Baykal gölünden Tibet’e kadar uzanan sahada Hakas Devleti’ni ku­ran Kırgızlar, VI. yüzyılın ikinci yansında Göktürk Devleti’nin idaresi altına girdiler. Ancak Göktürkler’in duraklama dev­rinde biraz serbestlik kazanınca müstakil hareket edip Çin’le ikili ilişkiler kurdular-sa da bir süre sonra tekrar Göktürk Devleti’ne bağlandılar. Göktürk kitabelerin­den edinilen bilgilere göre Yukarı Yeni-sey’de Kögmen dağlarının kuzeyinde otu­ran Kırgızlar Göktürk hâkimiyetini kolay kabul etmemişler, Göktürkler’i epeyce uğraştırmışlardı. Kırgızlar, Göktürkler za­manında ticaret sayesinde zenginleştiler ve onların zayıflamasının ardından Uygurlar’ın hâkimiyetini benimsediler (758), Fakat Uygur Devleti’nin ağır vergi talebin­den dolayı zor durumda kaldıklarından ayaklanarak Uygurlar’ın kuzeydeki top­raklarını ele geçirdiler.

Samanlığı kabul eden Kırgızlar arasın­da İslâmiyet, II. (Vill.) yüzyılda Fergana’da gerçekleştirilen fetihler sırasında ya­yılmaya başladı. Önce Fergana havzasın­da yaşayan Kırgızlar, daha sonraki asır­larda özellikle Karahanlı hâkimiyeti sıra­sında ülkenin merkezinde ve kuzeyinde­ki Kırgızlar’ın bir kısmı İslâm’a girdi. XI. (XVII.) yüzyıldan itibaren tasavvufun et­kisiyle Kırgızlar arasında İslâmiyet hızla yayıldı. Müslüman Kırgızlar Hanefî mez­hebine mensuptur.

840’ta Moğolistan’ın kuzeyinde Ötüken bölgesinde kurulan bu ikinci Kırgız Dev­leti zamanında Kırgız Türkleri hayvancılık ve ziraatla uğraşırlar, altın ve demir işler­lerdi. Başlıca ihracat maddeleri miskti. Çin’e hâkim olan Liao sülâlesi zamanında 920’lerde Çin orduları Türk ülkelerini ve Moğolistan’ı işgal ederken bu saldırılar­dan Kırgızlar da etkilendi. Büyük bir kıs­mı daha batıya bugünkü Kırgızistan’a doğru çekildi. Karahanlılar’a bağlı olan Kırgızlar’ın ülkesi Karahıtaylar’ın istilâsı­na uğradı. XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han tarafından kurulan imparatorluğun Çağatay ulusuna katıldılar. Bir ara Moğol hâkimiyetine karşı ayaklandılarsa da ayaklanma 1217’de kanlı bir şekilde bas­tırıldı. Ancak Oyratlar’la birlikte başlat­tıkları ikinci isyan sonunda yeniden istik­lâllerine kavuştular (1399). Fakat bu ba­ğımsızlık da uzun sürmedi; Timur, Kırgı­zistan topraklarını kurduğu imparator­luğa dahil etti. Bu arada Moğol kabilele­rinin sürekli saldırılan Kırgızlar’ı çok zor durumda bıraktı, hatta bazı Kırgızlar, Ka­zakistan bozkırlarına çekilerek onlarla iç içe yaşamaya başladı ve bu yüzden ken­dilerine Kazak- Kırgızlar adı verildi. Ka­zak-Kırgızlar’dan ayrılması için esas Kır­gızlar Kara Kırgızlar diye anılmıştır.

XVII. yüzyıl ortalarına kadar Kazak Türkleri ile birlikte yaşayan bu Kırgızlar Moğol kabilelerinin doğudan, Ruslar’ın kuzeyden tehdidine mâruz kaldı. Kazan, Astrahan ve Başkırdistan’ı işgal eden Ruslar, Kazakistan’a doğru ilerledikleri gibi Moğolistan’da uzunca bir süredir hu­zursuzluk içinde bulunan Kalmuklar da hızlı bir şekilde Kırgız ve Kazak bozkırla­rını işgal ettiler. Kalmuklar’ın yağma ve işgali karşısında halkın itirazına rağmen Küçük Orda Hanı Ebülhayr Ruslar’dan yardım istedi. 1730’larda Kazakistan’a gi­ren Ruslar, Kazak topraklarının en verim­li bölgelerini işgal ederek buralara Rus göçmenlerini yerleştirdiler. Bu sırada bazı Kırgız boylan da Kazaklar’la birlikte Ruslar’a esir düştüler. 1848 ve 1856 yılla­rında Ruslar Kazakistan’ın tamamını, Kır­gızistan’ın ise kuzeybatı bölgelerini işgal ettiler.

Diğer bölgelerdeki Kırgız Türkleri, Bu­hara ve Hîve devletlerinin mücadelesin­den bıkan bir grup Türk halkı tarafından 1700 yılında Fergana vadisinde kurulan Hokand Hanlığı’nın hâkimiyetine girmiş­lerdi. Bu hanlığın halkının çoğunluğunu kendileri teşkil ettiğinden çok geçmeden Hokand’ın idaresi Kırgız Türkleri’nin eline geçti. Böylece Hokand Hanlığı, Kırgız nü­fusu ağırlıklı bir devlet haline geldi. Kısa sürede güçlenen Hokand Devleti, XVIII. yüzyılın ortalarında Çin’in istilâsına uğra-dıysa da bir süre sonra yeniden toparlan­dı. Ancak Yenisey yöresinin İli vadisindeki Kırgızlar bir daha Kırgızistan’a döneme-yerek Kazak ve Altay Türkleri ile birlikte Çin idaresinde kaldılar.

Kırgızlar için asıl tehlike XIX. yüzyılda Ruslar’ın Hokand Hanlığı’nı istilâsıyla baş­ladı. Ruslar, Orta Asya Türk ülkelerini iş­galden sonra Taşkent merkez olmak üze­re bir Türkistan genel valiliği kurmuşlar­dı. Bu valiliğe bağlı yerlerden biri de Ho­kand (Fergana) idi. Ruslar’a karşı ayakla­nan Hokandlılar yenildilerse de Kırgız-lar’ın mücadelesi Altay bölgesinde devam etti. Kurbancan Datha adında bir kadın kahramanın önderliğinde yürütülen Al­tay isyanı yıllarca sürdü. Sonunda Kur­bancan Datha’nın ömrünün sonuna ka­dar ülkesinin başında kalması şartıyla Rusya ile anlaşan Kırgızlar, Rus hâkimi­yetini kabul etmek zorunda kaldılar. Fa­kat Rus baskısından bıkan halk 1885’te tekrar isyan etti. Oş şehrinde başlayan is­yan kısa sürede yayılarak millî bir karak­tere büründü. 1898’de Andican kasabası halkı ayaklandı. İşgalcileri zor durumda bırakan bu ayaklanmalar Ruslar tarafın­dan kanlı bir şekilde bastırıldı. Kırgızlar arasında Cedîdcilik hareketi ise Tatarlar’ın da gayretiyle 1905 ihtilâlinin ardından başladı. Kırgızistan’ın kuzeyindeki Semi-reçie’de Cedîd okulları açıldı. Böylece Türkçülük ve İslamcılık fikirleri yayıldı. Ancak Ruslar Kırgızistan’a yerleştirdik­leri binlerce göçmeni silâhlandırdılar. 1916’da Kırgızlar’ın başlattığı Semireçie isyanı böyle bir olaya karşı hazırlıklı Rus kuvvetleri tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı.

1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra Tür­kistan’daki Rus idarecileri ihtilâl hükü­metinin direktifiyle bir işçi, asker ve köy­lü şûrası kurarak ülkeyi yönetmeye baş­ladılar. Yine Moskova’nın emriyle kuru­lan Geçici Hükümet Encümeni’ne sade­ce birkaç Türk aydını kabul edilmişti. Bunun üzerine Türkler 1917yılında millî kongre ve şûralar tertiplediler ve Bol-şevikler’le mücadeleye giriştiler. Ekim 191 7’de Kerenski hükümetini deviren Bolşevikler Türkistan Komünist Partisi’ni, bir ay sonra da Türkistan Sovyet Komi-serliği’ni kurarak Türkler’in bağımsız­lık çabalarını önlemek istediler. 1 Mayıs 1918’de düzenlenen kongrede Sovyet-ler’e bağlı Türkistan Otonom Sovyet Sos­yalist Cumhuriyeti’ni oluşturan Ruslar böylece amaçlarını gerçekleştirmek için bir adım daha attılar. Bütün Türk grup­ları 1921’de Türkistan Millî Birliği’ni kur­dular ve bunun başına Zeki Velidi’yi (To-gan) getirdiler. Ancak Ruslar’ın şiddetli baskısı yüzünden Zeki Velidi ve birliğin öteki ileri gelenleri Türkistan’dan uzak­laşmak zorunda kaldılar. Bu arada Rus­lar Türk birliğini önlemek için Kırgız, Ka­zak, Özbek ve Türkmen grupları arasında yoğun bir propaganda faaliyetine girişip eski geçimsizlik konularını tekrar ortaya çıkardılar ve Sultan Hoca’nın uyarılarına rağmen bunda başarılı oldular. Türkis­tan’da Kırgız, Özbek, Türkmen, Kazak ve Tacik cumhuriyetleri ortaya çıktı. Bun­lardan Kırgızistan’a Evliyaata’nın bir bö­lümü, Namangan ile Andican’ın önemli kısımları, Fergana ve Hokand’ın bazı böl­geleriyle Oş ve Pamir’in kuzeyi düşmüş­tü. Başşehri Bişkekolan Sovyet tipi Kırgı­zistan hükümetinin başına milliyetçi ay­dınlardan Kasım Tınıstanoğlu getirildi. Bunun sebebi Kırgız Türkleri’ne komünist rejimi sempatik göstermekti: fakat hem halk hem de Kırgız komünistleri bunun farkındaydı. Moskova güdümündeki ko­münistlerin isteğiyle Moskova’da yapılan toplantıda Kırgızistan Komünist Partisi lideri Abdülkerim Sıddıkoğlu. Sovyet usu­lü eğitim görmemiş Kırgızlar’ı komünist yönetime ortak etmekle suçlandı ve bazı arkadaşlarıyla birlikte 1925’te sürgüne gönderildi. Ertesi yıl K. Kudoykulov ve D. Babakhanov’un önderliğindeki bir grup Kırgız komünisti, Kırgız yöneticilerin ida­reden uzaklaştırılmasını sert bir dille eleştirince özel bir mahkemede yargıla­narak hapsedildi.

Kırgızlar’ın büyük çoğunluğu hayvan­cılıkla uğraşıyordu. Ellerindeki malların devletleştirilmeye başlanması halk ara­sında büyük panik doğurdu. Halkın bir kısmı malını vermemek için direnirken bir kısmı da hayvanlarıyla birlikte Çin ha­kimiyetindeki Doğu Türkistan’a geçmeye başladı. Bu zoraki “kolhozlaştırma” faali­yeti yıllarca sürdü. 1933 yılına gelindiğin­de halkın % 67’si kolektif tarım işletme­lerine (kolhoz) yerleştirilmişti.

Kırgızistan, 1936 yılı sonlarında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinden biri haline getirildi. Halkın zorla devlet çiftlik­lerine ve kolhozlara yerleştirilmesinin ar­dından aydınları sindirme kampanyası başlatıldı. Halkın menfaatlerine göre ha­reket eden bakanlar ve bazı milliyetçi ya­zarlar çeşitli suçlamalarla öldürüldü. Bu durum II. Dünya Savaşı’na kadar devam etti. Bunun yanında Kırgızistan’da en­düstri, sağlık ve eğitim hizmetlerinde iyileştirme yolunda ilk adımlar da atıldı. II. Dünya Savaşı Kırgızları büyük sıkıntılar içine soktu. Bir süre sonra toparlanan Kırgızlar, Sovyet yönetimine karşı hakla­rını koruma mücadelesinde daha ciddi bir tutum sergilemeye başladılar. Kendi dil ve kültürlerini savunan Kırgız edip ve şa­irleri burjuva milliyetçiliği ithamıyla sür­güne gönderildi. Öte yandan Kırgızistan hükümetinin önemli mevkilerinde ve önemli devlet görevlerinde Ruslar’ın bu­lunması ve nüfusun % 70’ini oluşturan Kırgız halkının Sovyetleştirilmeye çalışıl­ması kamuoyunda derin rahatsızlık mey­dana getiriyordu. Özellikle basın yoluyla yapılan bu faaliyetler Kruşçev zamanında çok arttı. Rusça, Kırgızistan’da ve öteki Türk cumhuriyetlerinde âdeta ikinci ana dili oldu.

Diğer taraftan çeşitli bilimleri Rusça tahsil etmelerine rağmen Kırgız Türkleri’ne devlet dairelerinde ve bilhassa ada­let mekanizmasında görev verilmemeye başlandı. Kırgızistan’da adlî olaylara Sov­yet mahkemeleri bakıyordu. Fakat gide­rek Sovyet rejiminin tam bir çıkmaza gir­mesi ve Gorbaçov’un 1986 yılında başa geçmesiyle takip edilen açıklık (glasnos) ve yeniden yapılanma (perestroika) hareketi Kırgızistan için yeni bir başlangıç oldu. Mevcut sistemi kurtarmakta başarılı ola­mayan açıklık politikası diğer cumhuriyet­ler gibi Kırgızistan’a da bağımsız bir dev­let olma yolunu açtı. 15 Aralık 1990 tari­hinde hâkimiyetini ve 31 Ağustos 1991′-de bağımsızlığını ilân eden Kırgızistan Cumhuriyeti’nin başında halen aynı za­manda bir fizik bilgini olan Askar Akayev bulunmaktadır.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski