Kur'an'ın -Açıklanması- Dil Bilimi, Metin Tahlili, Tarih Bilgisi, Tarihi Bağlamı, Hakkında Bilgi

Kur’ân-ı Kerîm’in müslümanların din ve dünya hayatları için temel rehber olması, onun nüzul ortamından kıyamete kadar farklı muhit ve zamanlarda yaşayan mü­minler tarafından anlaşılmasını gerekli kılmaktadır. Müslümanların geleneğinde tefsir ilmi. âyetlerin ilk muhatapları ve onları takip eden nesiller tarafından na­sıl anlaşıldığına dair rivayetlerin derlen­mesi ve İslâm ümmetinin bu alandaki bi­rikiminin Kur’an lafzının doğrudan ve do­laylı anlatımıyla irtibatlandınlması göre­vini üstlenmiş, Kur’an’ın yorumlanması ve onun öğrettiği değerlerin günümüze taşınması işlemi, müslümanların geliş­tirdiği bütün ilimlerin az veya çok ilgilendiği ortak bir amaç olmuştur. Kur’an’ın içeriğinde yer alan inanç esaslarıyla bazı ahlâk ve siyaset konularının değişik za­manlarda yorumlanması ve dolayısıyla değişik zamanlara taşınması işlemi ge­nellikle kelâm disiplini tarafından yerine getirilmiş, hukuk ve ibadet gibi amelî ha­yata yönelik hükümlerini ise fıkıh disipli­ni ele almıştır. Fıkıh usulü mevcut nasları ilkten veya yeniden anlamanın metodu olarak değil, ilk nesillerce büyük ölçüde gerçekleştirilmiş bulunan bir anlamanın ve bununla oluşturulan dinî tecrübenin naslarla irtibatının gösterilmesi işlevini üstlenmiş, aynı zamanda sonraki nesille­re de Kur’an ibarelerinin anlamlarını ve Kur’an’ın değerlerini belirleme ve bunla­rı hayata aksettirme işlemini nasıl yerine getireceklerine dair bir yöntem göster­miştir. Kur’an’ın ibadet ve ahlâk alanın­daki öğütleri ferdî dindarlık yönüyle ta­savvufun, fikrî yönden siyasetle birlikte İs­lâm felsefesinin ilgi alanı olmuş. Kur’an’ın insan, tarih, toplum, yaratılış ve kâinat hakkında yaptığı çeşitli açıklamalar, bun­ların mümkün ve muhtemel anlamları ise öteden beri farklı ilim dallarının önemle üzerinde durduğu ve gelişen ilmî biriki­me paralel olarak yeni açılımların getiril­diği bir alan olmuştur.

A) Kur’an’ın Açıklanması.

Kavrama Sürecinde tefsir disiplininin ilgi alanına giren açıklama aşaması Kur’an’ın anlaşıl­ması yolunda ilk ve en Önemli adımı oluş­turmaktadır. Bu adımın olabildiğince sağ­lam bir şekilde atılması için öncelikle tefsir disiplininin neyi konu edindiğinin açıkça ortaya konması gerekmektedir. Bu disip­linin birinci amacı, ilâhî sözlerin ilk mu­hataplarına iletildiğinde kastettiği mâna­ları belirlemektir. Bütün sözler gibi ilâhî kelâm da belli bir zaman ve mekânda, belli olaylar dizisi içinde meydana gelmiş­tir; bu ise insana hitap edebilmenin bir gereğidir. İlâhî kelâm ancak bu boyutlar içinde yer aldığında beşer için anlaşılabi­lir olacaktır. Kur’an’ın muhataplarınca an­laşılır olma kaygısı kendisi tarafından esa­sen birçok defa açıkça belirtilmiştir.[me­selâ bk. Bakara 2/118; Âl-i İmrân 3/118] Kur’an’ın, kendisinin Arapça bir kitap ola­rak indirildiğini ve böylece muhatapları­nın diliyle onlara anlaşılır kılındığını bildir­mesi de bunu gösterir [Yûsuf 12/2] Zira Kur’ân-ı Kerîm’in Arap diliyle nazil ol­duğunun ifade edilmesi öncelikle onun belli bir beşer dilinde indirildiğine, ikin­ci olarak da onun mesajını aktarmak İçin VII. yüzyıldaki Hicaz Arap kültürü­nün dil geleneğini, onun kelime ve kavramlarını ve diğer kültürel ürünlerini bir malzeme olarak kullandığına dikkat çekmeyi amaçlar.

1. Kur’an’ın Dil Bilimi ve Metin Yönün­den Tahlili.

 

1. Kur’an’ın Dil Bilimi ve Metin Yönün­den Tahlili.

Tefsir ilminin öncelikli görevi Kur’an ibaresinin zahirî mânasını vermek olup bunun için dil biliminin çerçevesine konulabilecek metotları ve verileri kulla­nır. Meselâ tefsirlerde bir âyette geçen kelimelerin Kur’an’da yer alan anlamları verilir. Âyetin zahirî mânasına, ondaki ke­limelerin Kur’an’da kullanıldığı anlamla­rını bilmek ve âyetin cümle yapısını gra­mer açısından doğru bir şekilde çözüm­lemekle ulaşılır. Ancak bu, âyeti tam ola­rak anlamak için yeterli değildir. Âyetleri anlamak için hâlâ göz önünde bulundu­rulması ve bilinmesi gereken hususlar vardır. Bunlardan biri âyetin metinsel bağlamıdır; yani âyetin öncesi ve sonra-sıyla bütün metin içindeki yerini bilmek gerekmektedir. Klasik tefsir disiplini bu işlemi “Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri” şeklinde formüle etmiştir. Kur’an’m açıklanmasın­da bu husus gözden uzak tutulmamalı­dır. Meselâ Şuarâ sûresinin 19. âyetinde Firavun ve Hz. Mûsâ arasında geçen bir konuşmada Firavun Musa’ya, “Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankör birisin” şeklinde hitap etmektedir. Tercümede “nankör” olarak karşılanan kelime “kâfir­dir. Kur’an, bu kelimeye kendi öğretisi doğrultusunda “Allah’a karşı nankörlük” fikrinden yola çıkarak “Allah’a inanmayan kişi” anlamı yüklemiştir. Ancak bu olay­da Firavun. Musa’ya kendisini çocukken himayesine alıp yetiştirdiğini hatırlatmayı amaçlamaktadır. Şu halde âyette iman çerçevesinde bir nankörlükten değil bir iyiliğe karşı nankörlükten söz edilmekte­dir.

Ayrıca Kur’an’ın bütünü içinde kendi­ne has bir kavram dünyası bulunmakta, Kur’ân-ı Kerîm’in açıklanması bu kavram dünyasının çözümlenmesini de gerektir­mektedir. Kur’an’ın, öğretisini belli bir tarih diliminde Hicaz bölgesinde yaşayan belli bir nesle ve o neslin diliyle aktardığı düşünüldüğünde onun anlaşılması için kullandığı Arapça’yı ayrıntılarıyla bilme­nin Önemi hemen ortaya çıkar. Dil konu­sundaki araştırma da Kur’an’ın Öncesine, kültür geleneğinin araştırılmasına kadar gitmek durumundadır. Nitekim klasik tefsirler bu amaçla Câhiliye şiirini bir kay­nak olarak kabul etmiştir. Bu çeşit bir ça­lışma, genellikle Arap kültürünün de için­de yer aldığı Sâmî kültürünü mümkün olduğu kadar alanı içerisine almalıdır. Zira bu çalışmalarla Arap toplumunun kul­landığı, Kur’an’da da geçen kelimelerin, deyimlerin doğru anlamlarına daha çok yaklaşmak mümkün olacaktır. İslâm Ön­cesi Arap toplumlarındaki sosyal yapı ve ilişki biçimlerinin bilinmesi, Kur’an’ın na­sıl bir topluma hitap ettiği konusunda değerli açılımlar kazandıracak bir Önem taşır. Böyle bir çalışma semiyotik adı ve­rilen disiplin tarafından geliştirilmiş bir yöntemi kullanmaktadır.

Kur’an’ın gönderildiği Hicaz’daki VII. yüzyıl Arap topluluğunun Arapça’sını ak­tarması beklenen sözlükler de müfessirlerin vazgeçilmez kaynaklan arasında bu­lunacaktır. Yine Hicaz Arapları’ın tanıma, inceleme işlemi geniş bir çerçevede Sâmî kültür geleneğinin ve onun dillerinin incelemesini de içerecektir. Aynı kültür geleneğinin aktarıcıları olan İbranî, Sür­yânî, Habeş ve Aram dillerinin incelenme­si de faydalı olabilir. Dikkat edilmesi gere­ken diğer bir nokta Kur’an kelimelerinin nüzul ortamında taşıdığı anlamın bilin­mesi, ilk muhatapların kendiliklerinden ve tabii bir iletişim aracı olarak bu keli­melere ne tür anlamlar yüklediğinin or­taya konulması olup bu da mümkün ol­duğu ölçüde Kur’an’m nüzul tarihine ya­kın kaynakların kullanılmasıyla gerçekle­şir. Zira birçok kelime zamanla anlam da­ralmasına veya genişlemesine uğramış­tır. İslâm kültür tarihinde kullanılagelen hikmet, fâsık, millet, akıl vb. kelimeler bu anlam değişikliğine örnek olarak verilebi­lir. Bunlar değişik zamanlarda fıkıh, fel­sefe, tasavvuf ve kelâm gibi disiplinlerde yeniden farklı anlamlar yüklenerek tanımlanmışlardır.

2. Tarih Bilgisi ve Kur’an’ın Tarihî Bağ­lamı.

 

2. Tarih Bilgisi ve Kur’an’ın Tarihî Bağ­lamı.

Açıklama sürecinde yapılması ge­reken bir başka işlem de âyetlerin nazil olduğu ortam ve şartlar hakkında bilgi edinmek, zaman ve mekân bağlamının olaylarını, bu olayları meydana getiren fertleri veya toplulukları doğru bir şekilde belirlemektir. Klasik Kur’an ilimleri için­de bulunan sebeb-i nüzul bir ölçüde bu­nu yapmaya çalışır. Çünkü her söz söy­lendiği zaman, mekân ve şartlar İçinde anlam kazanmaktadır. Sözün tarihî bağ­lamına yeterince dikkat edilmemesi tef­sirlerde zaman zaman görülebilen bir eksikliktir. Meselâ kıblenin değiştirilmesini konu alan âyetteki [Bakara 2/144] “ki­tap verilenler” ibaresini Kurtubî, “yahudiler ve hıristiyanlar” şeklinde tefsir et­miştir. Halbuki âyetin indiği ortamda ve olaylar dizisinde hıristiyanlara rastlanmaz. Nitekim ilk dönem müfessirlerinden Taberî’nin bu âyetle İl­gili olarak aktardığı rivayette hiristiyanlardan söz edilmemiştir.

a) Hadis Koleksiyonları. Kur’an’ın nâzil olduğu şartlar ve durumlar, âyetlerin kastettiği anlamlar, kullanılan kelimele­rin mânaları hakkında en sağlıklı bilgileri verecek olan kaynak, muhakkak ki Kur­’an’ın insanlara aktarıcısı olan Hz. Peygamber’in sözleridir. Çünkü Resûlullah ve onun ashabı Kur’an’ın indiği şartları Kur’an ile birlikte yaşamışlar, çok defa âyetlerin inmesine sebep olan olayların bizzat kahramanları olmuşlardır. Ancak müfessir, âyetlerin tefsirinde hadis ilmi­nin hadis tenkidiyle ilgili çalışmalarına dikkat etmeli ve en sağlam kabul edilen rivayetleri kullanmalıdır. Rivayetlerin isnad zincirlerine dayanılarak yapılan kla­sik tenkit yöntemlerinin yanı sıra, günü­müzde geliştirilme yolunda olan ve Kur­’an ile karşılaştırmayı öne çıkarmaya çalışan metin tenkidi yöntemi de bu konu­da dikkate alınabilir.

b) Tarih Kaynakları. Kur’an’ın anlaşıl­masında kullanılacak tarih kaynaklarına dair çalışmalar Kur’an’ın indiği dönem­den önceki yüzyıllara kadar götürülmeli­dir. Bunun amacı, Kur’an’ın vahyedilme-ye başlandığı kültürel ortam, ekonomik yapı. toplumsal ilişkiler ve dinî inanç bi­çimleri vb. hususlarla ilgili atmosferi ve şartlan daha ayrıntılı biçimde ortaya koy­maktır. Bu husus, Kur’an’ın karşılaştığı toplumla nasıl bir diyaloga girdiğini ve onu nasıl eğittiğini anlamamıza yardımcı olacaktır. Kur’an’ın ilk dönem âyetlerinde neden inanç konularına ve ahlâkî erdem­lere ağırlık verildiği sorusunun cevabı bu bilgilerde bulunmaktadır. Bunun için İslâm kaynakları yanında İslâm kültürü dı­şından da tarih kaynaklan kullanılabilir. Faydalanılan kaynaklar ne kadar erken bir tarihte yazılmışsa o dönem hakkında sağ­lam bilgi vermeleri ihtimali de o oranda yüksek olacaktır. İbn İshak (ö. 151/768) ve İbn Hişâm(ö. 218/833) gibi tarih kaynak­ları da son tahlilde tarihsel dokümanlar­dır. Bu kitapların yazarları kendilerinden iki asır önceki olayları aktarırken, yorum­larken içinde yaşadıkları dinî, siyasî vb. şartların etkisinde kalmış olabilirler. Şu halde müfessir, değişik kaynakları karşı­laştırarak aktarılan bilgiler arasındaki mantıkî tutarlılığa dikkat etmelidir. Kur-‘an’i doğru anlamaya çalışan kişi. yukarı­da sayılan bilgi türleri ve bunların elde edilmesini sağlayacak disiplinlerin yön­temlerini kullanarak mümkün olduğu ka­dar Kur’an’ın indiği ortama gitmeye ve ortamı öğrenmeye çalışır, bu yolla Kur-‘an’ın ibarelerini metinsel bir bütünlük içine ve bir tarih dilimine bağlamış olur. Böylece okuyanların her birinin, Kur’an’ın ifadelerine bilinçli veya bilinçsiz olarak Kur’an’ın kastettiğinden farklı anlamlar yüklemesinin önüne geçme imkânı bu­lur.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski