Kurbanın Geçerlilik Şartları, Kurban olan hayvanlar, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Kurban kesmekle mükellef olan kimsenin bu ibadeti geçerli olarak yerine getirmiş sayılabilmesi için gerek kurbanlık hayvanla gerekse bu hay­vanın kesimiyle ilgili bazı şartlar vardır. Bunlar kurbanın sıhhat şartlandır.

1. Di­nen kurban olarak kesilmesi kabul edil­miş hayvan türleri, topluca “en’âm” adıyla anılan ehlî hayvanlar yani koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Dolayısıyla ancak bu hayvanlar veya türdeşleri kurban olarak kesilebilir. İbn Hazm çerçeveyi daha geniş tutar. Tavuk, kaz, ördek, deve kuşu, ceylan gibi hayvanların kurban olarak kesilmesi geçerli değildir. Kurbanın geçerliliği açısından bu hayvan­ların erkek veya dişi olması arasında fark yoktur. Ancak koyunun erkeğinin, diğer­lerinin ise dişisinin kesilmesi daha fazilet­li görülmüştür. Koyun ve keçi sadece bir kişi için, deve, sığır ve manda ise yedi kişi­yi aşmamak üzere ortaklaşa kurban ola­rak kesilebilir. Bu hüküm Hanefîler dahil üç mezhebe göre olup Mâliki mezhebin­de hayvanın türü ne olursa olsun ortak kurban kesimi caiz görülmez; ancak ke­sen kimse önceden niyet ederek fakir ebeveynini, küçük çocuğu gibi yakınlarını sevabına iştirak ettirebilir. Zeydiyye mez­hebinde koyuna üç, deveye on kişiye ka­dar iştirak edilebileceği görüşü ağırlıkta­dır. İbn Hazm ise “sünnet-i hasene” olarak nitelendirdiği kurbana iştirakte sayı sınırlandırmasına gitmez.

2. Koyun ve keçi cinsinden hayvanlar bir yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Hanefîler ve Hanbelîler dahil fakihlerin çoğunluğuna göre. koyun semizlik ve gösteriş olarak bir yaşındaki-lere denk olması halinde altı ayını tamam­ladıktan sonra da kurban olarak kesilebi­lir. Sığır ve manda cinsinden hayvanlar iki yaşını, deve ise beş yaşını doldurduk­tan sonra kurban edilebilir.

3. Kesilecek hayvanın gözle görülür bir noksanının bu­lunmaması gerekir. Kurban edilecek hay­vanın sağlıklı, organlarının tamam ve be­sili olması, hem ibadetin gaye ve mahi­yetine hem de sağlık kurallarına uygun düşer. Kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bazı organları eksik, meselâ bir veya iki gözü kör, kulakları ve boynuz­ları kökünden kesilmiş, dili kesik, dişleri­nin tamamı veya çoğu dökülmüş, kuyru­ğu ve memesi kesik hayvanlar kurban ol­maz. Ancak hayvanın doğuştan boynuz­suz, şaşı. topal ve dengesiz, biraz hasta, bir kulağı delinmiş veya yırtılmış olma­sında kurban açısından bir sakınca yok­tur. Koyunun, daha semiz ve lezzetli ol­ması için doğduğunda kuyruğunun kıs­men veya tamamen kesilmesi kusur sa­yılmaz. Kurban niyetiyle satın alınan sağ­lıklı bir hayvanın sonradan kusurlu hale gelmesi durumunda Hanefî ve Mâlikîler başka bir kurbanlık hayvanın alınması ge­rektiğini, Şafiî ve Hanbelîler’le bir grup tabiîn fakihi onun bu haliyle kesilebilece­ğini ileri sürerler. Ancak Hanefîler kesim esnasında sakatlanmasını bu kuraldan ayrı tutarlar.

4. Kurbanlık hayvanın kese­nin mülkiyeti altında olması veya kesenin böyle bir tasarrufa yetkisinin bulunması gerekir. Hayvanın vadeli olarak satın alın­ması veya hibe yoluyla edinilmesi önemli değildir.

5. Kurbanın sahih olabilmesi İçin belirlenmiş vakit içinde kesilmesi gerekir. Kurban, kurban bayramının “eyyâm-ı nahr” denilen ilk üç günü yani zilhicce ayının on, on bir ve on ikinci günleri, bay­ram namazının kılınmasından üçüncü gü­nün akşamına kadarki süre zarfında ke­silebilir. Şâfıî mezhebine ve bazı fakihle-re göre bu süre bayramın dördüncü gü­nü akşamına kadardır. Bayram namazı kılınmayan yerlerde sabah namazı vaktinden itibaren kesilebilir. Kurbanın bay­ramın birinci günü kesilmesi daha fazi­letli görülmüş, kesimin gündüz yapılması tavsiye edilmiştir. Geceleyin kurban kes­meyi caiz görmeyenler veya mekruh sa­yanlar, aydınlatma imkânının yetersizli­ğinin yol açacağı muhtemel tehlike, hata ve zorlukları göz Önünde bulundurmuş olmalıdır. Bu sakıncalar yoksa gece de kurban kesilebilir, ölenin vasiyeti üzerine vârisleri tarafından kesilen kurbanın da yukarıdaki vakit içinde kesilmesi gerekir­ken adak ve vasiyet olmaksızın ölü için kesilen kurbanların ve nafile kurbanların belli bir vakti yoktur. Bunların arife günü kesilmesi tavsiyesi ihtiyaç sahiplerine Ön­celikle ulaşması, bayramda kesilmesi tav­siyesi ise kolaylığı sağlama düşüncesine dayanır. Hacda kesilecek şükür ve ceza kurbanları vakit açısından özel hükümlere tâbidir.

6. Kurbanın ibadet niyetiyle kesil­mesi şarttır. Esasen kurbanı diğer hayvan kesimlerinden ayıran da budur. Niyette aslolan kalbin niyetidir; di! ile açıkça söy­lenmesi gerekmez. Kurbanda niyetin bu önemi sebebiyledir ki Hanefî ve Zeydiyye mezheplerine göre ortaklaşa kesilen kur­bana bütün ortakların ibadet niyetiyle katılmaları şarttır. Bir kimse tek başına kesmek üzere aldığı büyük baş hayvana sonradan altı kişiye kadar bu şekilde or­tak kabul edebilir. Ortakların hayvanı kur­ban amacıyla kesmesi, yani ibadet niyeti yeterli olup yolcu ve mukimin, kendisi için kesenle ölmüş yakını için kesenin, kefa­ret ve akîka olarak kesenin iştirakinde ol­duğu gibi dinî hükümde ve yükümlülük sebeplerinde farklılıklar önemli değildir. Ortaklardan birinin sadece et elde etme niyetiyle İştiraki diğerlerinin kurbanını geçersiz kılar. Şafiî ve Hanbelî mezheple­rine göre İse böyle bir ortaklık kurban iba­detine zarar vermez.

Kurbanlık niyetiyle alınan hayvan kesil­meden önce ölürse zengin kimsenin tek­rar kurbanlık satın alması gerekir, fakir için gerekmez. Zengin için gerekmesi, Hanefîler’ce kurban yükümlülüğünün fi-tır sadakasında olduğu gibi bayram gün­lerinde mevcut olan ve o an için ifaya im­kân veren bir malî kudrete (kudret-i mü-mekkine) dayanması ve vacip derecesin­de bir borç olmasıyla açıklanır. Zengin kimse kurban almaksızın bayramı geçir­se, bedelini tasadduk etmesi gerekir. Kurban satın alındıktan sonra kesmeden bayram çıkacak olsa o haliyle (aynen) ta­sadduk edilir. Kesimden önce kurbanlık kaybolur, sahibi ikinci defa kurbanlık alır da sonra birinci hayvan bulunursa zengin de fakir de bunlardan sadece birini, ter­cihen daha iyi olanını keser. Fakirin ikisini de kesmesi gerektiği görüşü fetvada ter­cih edilmeyen zayıf bir görüş olup fakirin kesmesinin adak hükmünü alacağı noktasından hareketle söylenmiştir. Mükel­lefler yanlışlıkla birbirlerinin hayvanlarını kesseler her kesilen kurban sahibinin kurbanı olmak üzere sahih olur. Etler da-ğıtılmamışsa değişim yaparlar, değilse helâlleşir ve bir fark talep etmezler.

Kurbanlık Hayvanın Kesimi ve Diğer İşlemler

Kurbanlık Hayvanın Kesimi ve Diğer İşlemler. İbadet amaçlı olsun veya olma­sın eti yenen hayvanların kesiminde ara­nan kurallar ana hatlarıyla aynıdır. Hayvan, kesim yerine incitilmeden götürülür, kesilecek zaman kıbleye karşı ve sol tarafı üzerine yatırılır. Elinden geldiği takdirde her mükellefin kurbanı­nı kendisinin kesmesi menduptur. değilse bir başkasına vekâlet verip kestirir. Kur­banı kesecek kimsenin müslüman olması tercihe şayandır; erkek, kadın, yetişkin, çocuk farketmez. Ehl-i kitabın kestiği di­nen helâl olduğundan yahudi ve hıristiyanlara da kesim yaptırılabilir. Kurban sa­hibinin kesim esnasında orada hazır bu­lunması müstehaptır. Hayvan yere yatı­rılırken. “Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a, O’nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim [En’âm 6/ 79] “Benim namazım, ibadetim (kurba­nım), hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yok­tur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah’a teslim olanların ilkiyim [En’âm 6/162- 63] mealindeki âyetleri okur ve kabulü için Allah’a dua eder. Daha sonra da tek­bir ve tehlîl getirir.

Kurbanı kesen kimse hayvana eziyet vermemeye dikkat etmeli, bıçağı hayva­na göstermemeli ve keskin bıçak kullan­malıdır. Sağ eliyle tuttuğu bıçakla hayva­nı keserken “bismillâhi Allahüekber” der. Kurbanı vekilin kesmesi halinde kurban sahibi de besmeleye iştirak eder. Kurban kesen kimse kesim esnasında Allah’ın adını anmayı (besmele) sehven terkederse bir şey gerekmez; kasten terkederse Hanefî mezhebine göre bu hayvanın eti yenmez.

Kurban kesmenin rüknü kurbanlık hay­vanın kanını akıtmaktır. Sığır, manda, ko­yun ve keçi cinsinden hayvanlar yatırılıp çenelerinin hemen altından boğazlanmak suretiyle (zebh), deve ise ayakta sol ön ayağı bağlanarak göğsünün hemen üze­rinden (nahr) kesilir. Kesim işlemi boğa­zın iki tarafındaki şah damarları, yem ve yemek borusundan en az üçü kesilerek yapılır ve hayvanın kanının iyice akmasını temin için bir süre beklenir. Hayvana acı vermemek için önce şoka sokmak (bayılt­mak), sonra kesmek caizdir; çünkü şoka giren hayvan ölmez, hayatı devam eder, ancak kesilince kanı akar ve ölür.

Kurban sahibi kurbanın etinden yiye­bilir, bakmakla yükümlü bulunduğu kim­selere yedirebilir; ancak etinin bir kısmı­nı da dağıtması gerekir. Şafiî’ye ve İbn Hazm’a göre bu vaciptir. Yenecek ve da­ğıtılacak miktar konusunda kesin bir öl­çü koymak zor olmakla birlikte dinî gele­nek, kurban etinin üç eşit parçaya bölü­nüp bir parçasının kurban sahibi ve bak­makla yükümlü olduğu kimseler taraf ından tüketilmesi, ikinci parçanın zengin bile olsalar eş, dost ve akrabaya hediye edilmesi, üçüncü parçanın ise kurban kesmeyen fakir kimselere dağıtılması şeklindedir. Kişinin bakmakla yükümlü bulunduğu kimselerin kalabalık olması veya ihtiyaçlarının bulunması halinde kurban etinin kimseye dağıtılmadan evde tüketilmesi de bir sakınca taşımaz. Kurban sahibinin kurban etinden hem yemesi, hem ikram etmesi hem de fakir­lere dağıtması genel bir kural olup bu­nun ölçü ve şeklini her mükellefin kendi durumunu, çevresinin ihtiyaç ve imkânı­nı göz önüne alarak bizzat belirlemesi ve bu konuda ibadet anlayışıyla hareket et­mesi doğru olur. Kurbanın etinin kesi­min yapıldığı bölgede dağıtılması teşvik edilirse de daha fazla ihtiyaç sahiplerinin bulunması halinde başka yerleşim birim­lerine de gönderilebilir.

Adak olarak veya ölenin vasiyeti üzerine malından kesilen kurbanın etinden adak­ta bulunan kimse, vârisler ve bakmakla yükümlü bulunduğu kimselerjeşi, usulü ve fürû yiyemez. Eğer yiyecek olurlarsa yediklerinin bedelini fakirlere tasadduk etmeleri gerekir. Ölen kimse adına nâfüe olarak kesilen kurbandan sahibi de bak­makla yükümlü bulunduğu kimseler de yiyebilir; ancak dağıtmak efdaldir. Hac ve umrede kesilen ceza ve kefaret kurban­larının etinden sahibi yiyemez. Şafiî mez­hebinin, temettü” ve kıran hacçı yapanla­rın kestiği şükür kurbanının etinden yiye­meyeceği görüşü o bölge halkının yararına öncelik verilmesi amacını taşır.

Kurban sırf Allah rızâsını kazanmak için kesildiğinden etinin satılması caiz olma­dığı gibi derisi, yünü. bağırsakları, kemik­leri, iç yağı gibi eti dışında kalan parçaları­nın da sahibine gelir temin etmek ama­cıyla para ile satılması caiz değildir. Bun­ları kurban sahibi evde kullanabileceği gibi kullanılmak üzere birine hediye de edebilir. Eğer satacak olursa parasını ta­sadduk etmesi gerekir. Kurbanın etinin dağıtımı gibi diğer parçalarının hediye edilmesi veya parasının tasadduku da ne­tice itibariyle kurban ibadetinin bir par­çasını teşkil ettiğinden bunlarda da ta-saddukun dinen caiz olduğu amaç ve yön­lerin gözetilmesi gerekir. Eğer kurban üc­retle kestirilmişse kesim ücreti kurbanın eti veya derisiyle veya bunların parasıyla ödenmez. Kurbanlık hayvanın kesim ön­cesinde sütünden ve yününden yarar­lanmak caiz olmayıp yararlanilmışsa be­delinin sadaka olarak verilmesi gerekir. Aynı şekilde kurbanlık koyun ve keçinin yünü kesimden sonra kırkılıp evde ihti­yaç için kullanılabilir, fakat satılıp paraya çevrilmemeli, aksi halde tasadduk edil­melidir.

Kesim işlemi tamamlandıktan sonra çevre temizliğinin iyice yapılması, hayva­nın artan parçalarının toprağa derince gömülmesi, mümkün olduğu ölçüde dışa­rıda hiçbir parçasının bırakılmaması ge­rekir. Bu husus, kurbanlık hayvana ve kurban ibadetine karşı gösterilecek say-gınm bir gereği olduğu gibi özellikle bü­yük şehirlerde ve kalabalık yerleşim bi­rimlerinde sağlık kuralları, çevre temizliği ve insan haklarını gözetme açısından da son derece önemlidir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski