Küsuf Nedir, Ne Demek, Anlamı, Kuran'da Küsuf, Ayetleri, Hakkında Bilgi

Küsûf. Ayın güneşle dünya arasına girerek güneş ışığını engellemesi, güneş tutulması.

Sözlükte “örtmek; kararmak” anlam­larına gelen küsûf. güneş için kullanıldı­ğında ayın güneşle dünya arasına gire­rek güneş ışığını engellemesi yani güneş tutulması olayını ifade eder. Küsûf keli­mesiyle anlam bakımından ilişkili olan ve sözlükte “batmak, görünmez olmak” mâ­nasına gelen husuf ise ay ile ilgili olarak kullanıldığında dünyanın ay ile güneş ara­sına girerek ayın yüzeyine güneş ışığının ulaşmasını engellemesi yani ay tutulması demektir. Küsûf ve husuf kelimeleri gü­neş ve ay tutulması hakkında birbirinin yerine kullanılmakla birlikte fıkıh ve ast­ronomi literatüründe genellikle güneş tu­tulması için küsûf, ay tutulması için hu­suf kelimesi yaygınlık kazanmıştır. Diğer taraftan güneş ve ay tutulmasının ikisi­ne birden “küsûfân” veya “husûfân” de­nildiği de olur.

Kıyamet günü meydana gelecek hadi­selerin biri olarak ayın tutulacağına işa­ret eden âyet [Kıyâme 75/8] dışında Kur’an’da küsûf ve husuf ay ve güneşle ilgili olarak geçmez. Hadislerde de bu iki kelime, olayın kozmik yönünü değil güneş ve ay tutulması esnasında yapılması istenen ibadetlere dair açıklamalar vesi­lesiyle yer almaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de güneş ve ay hakkın­da daha çok hikmet yönüne ve yaratıcı­nın kudretine vurgu amacıyla çeşitli açık­lamalar yapılır. Güneş ve ay üzerine ye­min edilir ve bu iki cismin Allah’ın varlı­ğının birer delili olduğu ifade edilerek in­sanın bunlar üzerinde düşünüp İbret al­ması, böylece kendisini yaratan Allah’a karşı kulluk şuuru içinde bulunması is­tenir.[En’âm 6/77-78. 96; Yûnus 10/5; Yâsîn 36/38-40; Fussılet 41/37; Müd-dessir 74/32; Şems 91/1 -2] Bu açıkla­malar, ay ve güneşe kutsallık atfeden veya gayba ait çeşitli sonuçlar bağlayan eski anlayışları düzeltme gayesi de taşı­maktadır. Astronomi bilgisinin hayli za­yıf olduğu Eskiçağlardan itibaren ay ve güneş tutulmasıyla ilgili olarak pek çok yorum yapıldığı, meselâ önemli bir kişi­nin veya bir hükümdarın doğum ya da ölümünün işareti sayılarak uğur veya uğursuzluk sebebi kabul edildiği bilin­mektedir. Nitekim Câhiliye dönemi Arap toplumunda güneş tutulmasının önemli bir kişinin ölümü üzerine meydana gel­diği şeklinde bir inanış mevcuttu. 10 (632) yılında Hz. Peygamber’in oğlu İb­rahim vefat ettiği gün güneş tutulunca bazı kimseler bu iki olay arasında irtibat kurmuş, Resûl-i Ekrem de güneş ve ayın ilâhî birer alâmet olup bir kişinin ölümü üzerine tutulmayacağını belirtmiştir.[Buhârî, “Küsûf”, 1, 15; Müslim, “Küsûf”, 10, 23,29]

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski