Lian Nedir, Ne Demek, İslam Fıkhında, Mezhep Görüşleri, Hakkında Bilgi

Liân. Kadının, kendisini zina ile itham eden kocasıyla yeminleşmesinî ifade eden bir fıkıh terimi.

Sözlükte la’n “kovmak, Allah’ın rahme­tinden uzaklaştırmak” mânasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde kelime sözlük anlamında kullanılmıştır. Bu kö­kün türevlerinden olan lîân ve mülâane de “karşılıklı lânetleşme” demektir. Fıkıh terimi olarak Isân, karışırım zina ettiğini veya doğan / doğacak çocuğun zina ürü­nü olduğunu iddia eden kocanın hâkim huzurunda bunu yeminle teyit etmesi, kadının da kocasının yalan söylediğine ve kendisinin masum olduğuna aynı tarzda yemin etmesidir.

Bir kimseyi zina suçuyla itham eden kişi iddiasını dört şahitle ispat etmek mec­buriyetindedir. Bunu yapamadığı takdir­de zina iftirası (kazf) suçunu işlemiş olur. Bunun tek istisnası, karısını zina yaparken gören veya evlilik içinde do­ğan / doğacak çocuğun kendisinden olma­dığını bilen kocanın durumudur. Koca, hâkim huzurunda dört defa açık bir ye­minle karısının zina yaptığını ileri sürer veya doğan / doğacak çocuğun kendisin­den olmadığını söyler. Bu durumda ko­caya kazf cezası verilmez. Kadın ise aynı şekilde zina isnadını dört yeminle redde­der ve o da zina eden kimse için öngörül­müş olan cezadan kurtulmuş olur. Konuy­la ilgili Kur’an âyetleri [Nûr 24/6-9] Uveymir el-Aclânî’nin karısının zina etti­ğini ileri sürmesi ve Hz. Peygamber’in, “Dört şahit getir, yoksa seni zina iftirasın­dan cezalandırırım” demesi üzerine nazil olmuş ve bu durumdaki kocanın liân yo­luyla kazf, kadının da zina cezasından kurtulacağı hükmünü getirmiştir. Bazı kaynaklarda hanımı­na zina isnat eden ve hakkında âyet inen kişinin Hilâl b. Ümeyye olduğu belirtil­mektedir. Liân kadının zina etmesi durumunda başvuru­lan bir işlemdir. Kocanın zina etmesi ha­linde liâna başvurulmaz ve kocasını zi­nayla itham eden kadın ancak bunu dört şahitle ispat ederek kazf cezasından kur­tulabilir.

Liân işleminin yapılabilmesi için zina isnadı anında kadınla erkek arasında ge­çerli bir evliliğin mevcut olması gerek­mektedir. Belirtilen anda evlilikleri geçer­siz (fâsid / bâtıl) hale gelmiş veya sona er-mişse bu durumda liân yapılmaz, erkek ispat edemediği bir zina isnadının cezaî sorumluluğunu üstlenir. Ancak Şafiî ve Hanbelîler’e göre liân, zina sonucu olan çocuğun nesebinin reddi maksadıyla ya­pılmaktaysa bu durumda fâsid evlilikte de liâna başvurulur, bu yolla çocuğun ne­sebi reddedilir. Ricl talâkla boşanmış ka­dın da iddet beklerken evli kabul edilir. Liânın gerçekleşmesi için kocanın karısı­nın zina ettiğini görmesi, ancak bunu şa­hitlerle ispat edememesi gerekir. Dört şahitle ispat imkânının bulunması halin­de böyle bir işlem yapılmaz; isnat edilen suç şahitlerin tanıklığıyla sabit olur. Şa­hitlerle ispat durumunda kadının suçsuz­luğuna yönelik mukabil yeminlerle cezaî sorumluluktan kurtulması mümkün de­ğildir.

Hanefîler’e göre liân kazf fiilinin yerine ikame edilebilen bir işlemdir ve bir tür şahitliktir; bu sebeple hangi kimselere karşı kazf suçu işlenebiliyorsa ancak o kimselere karşı liân söz konusu olabilir ve Hânda şahitlikte aranan şartlar aranır. Diğer mezheplere göre ise liân kazften bağımsız bir işlemdir ve şahitlik değil bir yemin sayılır; dolayısıyla kazf suçunun oluşması için gerekli olan şartlar aran­madığı gibi şahitlikle ilgili hükümlere de bağlı değildir. Bu ayırımın önemli sonuç­ları vardır. Hanefîler’e göre daha önce zina ettiği sabit olan kadına -bu kadın muh-san sayılmayacağı için- kocası tarafından yöneltilen böyle bir itham liân işlemini başlatmaz. Kadının köle veya gayri müs-lim olması durumunda da liân söz konu­su değildir. Bu durumlarda ispat şartını yerine getirmeden karısına zina isnat eden kocaya ta’zîr cezası verilir. Kocanın kazf suçundan dahaönce mahkûm ol­ması halinde de şahitlik ehliyetini kay­bettiği İçin liâna başvurulmaz. Ancak bu son durumda koca ikinci defa kazf suçu­nu işlemiş sayılır ve bu suç için öngörü­len had cezasıyla cezalandırılır. Hanefî-ler’in dışındaki hukukçuların çoğunluğu­na göre ise liân başlı başına bir işlem olduğundan kadının rnüslüman veya hür olması şart değildir. Kocanın daha önce kazf suçundan mahkûm olması da sonu­cu etkilemez, liân işlemine başvurulur. Öte yandan Hânın yapılabilmesi için zina iftirasına uğradığını ve onurunun zede­lendiğini iddia eden kadının mahkeme­den liân prosedürünün uygulanmasını ta­lep etmesi gerekir; mahkemenin re’sen böyle bir işlemi başlatması söz konusu değildir.

Liân işlemine hâkim huzurunda önce koca başlar ve dört defa, “Allah’ı şahit tu­tarım ki ben zina isnadında doğru söylü­yorum” der ve beşinci olarak da, “Eğer zina isnadında yalancı isem Allah’ın lane­ti benim üzerime olsun” sözüyle yeminini tamamlar. Ardından kadın dört defa, “Al­lah’ı şahit tutarım ki kocam bana zina is­nadında yalan söylemektedir” der ve be­şinci olarak da, “Eğer doğru söylüyorsa Allah’ın gazabı benim üzerime olsun” sö­züyle liânı tamamlar. Eğer zina ürünü olan çocuğun nesebinin reddi söz konu­su ise yeminleşme esnasında bu da açık­ça belirtilir.

Koca karısına zina isnat ettikten sonra liândan kaçınırsa veya kadın kocasının zi­na isnadını reddeder, fakat yemine ya­naşmazsa bu durumda Hanefîler ve Han­belîler’e göre kocaya kazf ve kadına he­men zina cezası uygulanmasına gidilmeyip liândan kaçınan koca karısına iftira ettiğini kabul edinceye veya liân işlemine başlayıncaya kadar, kadın da kocasını tas­dik edinceye veya liân işlemine başlayın­caya kadar hapsedilir. Kadın kocasını tas­dik ederse Hanefîler’e göre kendisine yi­ne de zina cezası verilmez. Zira bu tasdik dört defa ayrı ayrı, zina ettiğini açıkça iti­raf etmedikçe suçun sabit olması için ye­terli değildir; burada bir şüphe durumu söz konusudur ve cezanın verilmesine en­gel olur. Diğer mezheplere göre ise kan kocadan hangisi liândan kaçınırsa suçunu kabul etmiş sayılır ve gerekli cezaya çarp­tırılır.

Liân işleminin tamamlanmasından son­ra Ebû Hanîfe’ye göre hâkim eşleri birbi­rinden ayırır, Hanbelîler de bu konuda ay­nı görüştedir. İmam Mâlik’e göre böyle bir tefrik kararına gerek olmaksızın evli­lik kendiliğinden sona erer. İmam Şafiî ise bu sona eriş için sadece kocanın liân yapmasını yeterli görür. Ayrılığın kendili­ğinden olacağını söyleyenlere göre bu bir fesih, hâkim hükmüyle olacağını söyle­yenlere göre ise bâin talâktır. Aralarında bazı farklı görüşler olmakla birlikte hu­kukçuların çoğunluğuna göre de eşler artık ebediyen birbirlerine haram olur. Bun­da, liân işleminden sonra eşlerin birbir­lerine olan güven duygusunun ve karşı­lıklı saygının yok olmasının payı vardır. Liân nesebin reddini de içeriyorsa liânla birlikte söz konusu çocuğun kocayla ne­sep bağı kesilir; sadece annesine bağlanır. Bu durumda çocukla nesebini reddeden baba arasında mirasçılık, nafaka yüküm­lülüğü ilişkileri sona ermekteyse de aile, yargılama ve ceza hukuku açısından bazı ilişkiler devam etmektedir. Meselâ liân yaparak nesebini reddettiği çocukla onu reddeden baba ve onun yakınları arasın­da kan, sihri hısımlık ve süt hısımlığın­dan doğan evlilik engellen geçerliliğini ko­rur. Bu İhtiyat, bir gün liân yapanın yalan söylediğini itiraf etmesi ve tekrar nesep ilişkisinin kurulması ihtimaline dayan­maktadır.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara