Libya Tarihi (1943-2013) Hakkında Bilgi

II. Dünya Savaşı’nda Afrika’daki çatışmaların büyük kısmı Lib­ya topraklarında cereyan etti, ülke baş­tan başa harap oldu, halk bir defa daha büyük sıkıntı çekti. 1943’te İtalyan-Alman kuvvetleri tamamen yenilip Libya’­dan çıkınca İtalyan göçmenleri de kaçtı. Barış antlaşmaları imzalanıncaya kadar Trablus ve Bingazi İngiliz, Fizan Fransız askerî idaresine bırakıldı. Birleşmiş Mil­letlerin Libya’nın geleceğine dair karar verme aşamasında Türkiye-Libya ilişki­leri yeniden gündeme geldi. İtalyan kolo­nilerinin kaderini belirlemek için oluştu­rulan komisyonda Türk delegesi Türk hü­kümetinin, Libya’nın galiplerinin hima­yesine verilmesine karşı olduğunu ve bir bütün olarak bağımsızlığının tanınması­nı savundu. Bu husustaki kararın Libya halkının kendisi tarafından alınmasını is­tedi. Berka’da geçici bir devlet kuran Şeyh İdrîs es-Senûsî, o yıllarda yeni oluş­turulan bürokrasisi için Türkiye’den uz­manlar almaya başladı, hatta bunlardan biri (Sâdullah Kologlu) başbakanlığa ka­dar yükseldi. Mutlak bağımsızlığı isteyen ve yabancı himayesini reddeden sınırlı bir grup da daha kötü çözümlere düşmemek için gerektiğinde Türkiye ile birleşmeyi öngören Hizbü’l-ittihâdı Trablusi Türkî adıyla bir parti kurdu. Bu çabaların da ürünü olarak Birleşmiş Milletler Kasım 1949’da Libya’nın Trablus. Bingazi ve Fizan’dan müteşekkil bağımsız bir devlet olarak kurulmasını ve bunun en geç 1 Ocak 1952 tarihinde gerçekleşmesini ka­bul etti. Bu çerçevede üç bölgenin temsil edildiği bir parlamento oluştu ve 24 Ara­lık 1951 ‘de Kral I. İdrîs es-Senûsî devletin kurulduğunu ilân etti. 0 sırada dünyanın en fakir ülkesi ilân edilen Libya İngilte­re’ye 1953, Amerika’ya 1954 anlaşmala­rıyla verdiği askerî üslerin tazminatı ile yaşamak durumundaydı. Bu esnada Arap Birliği’ne de üye olmuştu (1953), fakat hem güçsüzlüğü hem Batı dünyasına ba­ğımlılığı sebebiyle bir varlık gösteremedi. Esasen iç politikada da partilere dayanan bir kampanya söz konusu değildi, dolayı­sıyla rejimin tartışılması düşünülmüyor­du. 1959’da çok zengin petrol yataklarının bulunması ülkenin ve toplumun hayatın­da birden bire önemli bir değişiklik mey­dana getirdi. Aynı zamanda o vakte ka­dar varlığını önemsemeyen Arap Birliği tarafından daha çok dikkate alınmaya başlandı. Mısır’daki Arap milliyetçiliği ha­reketi ve özellikle Cemal Abdünnâsır’ın etkisi 1950’lerin başından beri toplumda hissedilmekteydi, ancak çoğunluğu hare­kete geçirebilecek bir güç kazanmamıştı. Zenginliğin artmasının yanı sıra savaşı yaşamamış nesiller ortaya çıktıkça Arap milliyetçiliği davası toplumu giderek da­ha çok etkilemeye başladı. Filistin’de yahudiler karşısında alınan yenilgilere ha­reketsiz kalan yönetime tepki arttı, 1 Ey­lül 1969’da Kral İdrîs Türkiye’de bulunur­ken yapılan darbe ile krallık yıkıldı, genç subaylar iktidarı ele geçirdiler ve cumhu­riyeti kurdular. İhtilâl Kurnanda Konseyi’nin başı olan Albay Muammer Kaddâfî başlangıçta babası saydığı Cemal Abdünnâsır’a bağlı iken onun ölümünden sonra kendi teorisini oluşturma çalışmalarına girişti. Giderek konseyin diğer üyelerini tasfiye etti ve 1973’ten itibaren “rehber” olarak ülkeyi yönetti. Ülkede hiçbir mu­halefete izin verilmedi.

Libya 1969’da İslâm Konferansı Teşkilâtı’na, 1975’te Arap Ekonomik Birliği Konseyi’ne üye oldu. 1976’da formüle edilen ve “Yeşil Kitap” adı verilen yayın­larda yer alan “dünya üçüncü teorisi”, li­berallerin teorisi ve blokuyla Marksist-ler’in teorisi ve blokuna karşı bütün dün­yayı birleştirmeyi hedeflemekteydi. Sos­yal adaleti sağlamakve sınıflar arası fark­ları ortadan kaldırmak için sosyalist uygu­lamayı, grup ve parti sömürücülüğüne karşı parlamentoyu kaldırıp halk komi­teleri aracılığıyla halk iktidarını kurmayı. uluslararası alanda barış içinde bir arada yaşama ilkesine bağlı kalarak bağımsız­lık ve tarafsızlığı korumayı, bu yolda iler­lerken bilimin temelini oluşturan Kur’an’a uygun davranmayı öneriyordu. Teoriyi gerçekleştirecek gücün İslâm’ın gerçek koruyucusu olan Arap milletinin birliği ta­rafından sağlanacağı inanandaydı. Filis­tin davasının Arap istekleri yönünde çö­zümlenmesi de başarının göstergesi ola­caktı. “Siyasî sistemler hâkimiyeti bitti, halkın iktidarı başladı” sözleriyle cumhu­riyetin yerine Libya Halk Sosyalist Arap Cemâhiriyesi’nin kurulduğu ilân edildi. Böylece “kütlelerin devleti” anlamına ge­len “cemâhiriye” kelimesi ilk defa 1976 yılında Arapça’da belirdi. Ülkenin adına 1986 yılında “Büyük” kelimesi eklendi.

Yeni teorinin ilk uygulaması, ülkedeki bütün özel mülkiyetin kaldırılması ve iş yerleri sahipliğinin oralarda çalışanlara devredilmesi oldu. Uluslararası alanda da devrimin Libya’yı sadece petrol ihracat­çısı olmaktan çıkarıp halk ihtilâlleri ve dünya üçüncü teorisinin ihracatçısı du­rumuna getireceği belirtildi. Bu andan itibaren Libya, büyük petrol gelirlerinin gücüne dayanarak iki alanda dünya poli­tikasında rol oynamaya girişti; İsrail’e destek veren Amerika’ya ve Batı bloku­na karşı sosyalist blokla bütünleşti, Arap dünyasındaki bölünmüşlüğü ortadan kal­dırmak için yeni gruplaşma denemelerine başladı. Libya’nın Birleşik Mağrib (i 969), Mısır ve Sudan (1970), Suriye (1971), Mı­sır (1973), Tunus ile bütünleşme girişim­leri beklenen sonuçları vermedi.

Arap dünyası içinde istediği birliği sağ­layamayan, aksine doğurduğu tepki so­nucu giderek yalnızlaşan Libya’nın 1980 sonrasında petrol gelirleri de önemli öl­çüde azaldı (1980’de 22 milyar, 1986’da5 milyar dolar). Bu dönemde Amerika Bir­leşik Devletleri’yle ilişkileri gittikçe bozu­lan Libya 1981, 1983 ve 1984’te Ameri­kan kuvvetlerinin bombardımanlarına mâruz kaldı. Bazı Arap ülkeleriyle de iliş­kilerinin iyi gitmemesi üzerine Afrika için­de etkili olarak uluslararası alanda güç­lenmeyi denedi. Çad ve Fas ile başarısız birleşme denemeleri yaptı. 1985’te Rus­ya ile Amerika’nın nükleer silahlanmayı ve genel savaş ihtimalini engelleme yo­lunda anlaşmaları Kaddâfî politikasının uluslararası alanda da desteksiz kalması­na yol açtı. Ülke ekonomisi Birleşmiş Mil­letler tarafından Mart 1992’de ambargo uygulanması ve Aralık 1993’te yurt dışın­daki mal varlıklarının dondu rulmasıyla kötüleştiyse de 1997’de ambargonun kalk­ması tekrar bir canlanmaya yol açtı.

Asıl ilgisi Arap dünyasına yönelik olan Kaddâfî’nin Türkiye ile ilişkileri önceleri zayıf iken Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs’a as­kerî müdahalesiyle iki ülke arasında bir yakınlaşma dönemi başladı. Kıbrıs hare­ketini müslümanların savunması olarak algılayan Kaddâfî Türkiye’ye askerî yar­dımda bulundu. 1975’te İktisadî İşbirliği ve Ticaret Antlaşması imzalanarak Türk firmalarına büyük ihaleler verilmeye ve Türk teknisyen ve işçilerin çalışmalarına imkân sağlandı. Libya’daki Türk işçileri­nin sayısı 50.000’e varırken Türkiye’nin bu ülkeye ihracatı giderek artmış, Türk şirketlerine verilen inşaat ihalelerinin top­lamı da 11 milyar doları aşmıştır.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi’nin kararına dayanarak Fransa, İngiltere ve ABD’nin önderliğinde Libya’ya karşı 18 Mart 2011 akşamı havadan askeri operasyon başlattı. Operasyonun gerekçesi, Libya lideri Muammer Kaddafi’ye bağlı birliklerin halka baskı ve şiddet uygulaması ile Libya’nın BM kararlarına riayet etmemesi olarak açıklandı. BM ve halk 22 Ağustos 2011’de Kaddafi’yi devirdi. Ayaklanmanın sonlarında Sirte yakınlarında Kaddafi’nin konvoyuna Nato destekli saldırı düzenlenmiş, bu saldırıdan yara almadan kurtulan Kaddafi, saklandığı bir geçitte isyancılar tarafından yakalanarak linç edilmiştir.

Daha yeni Daha eski