Libya Tarihi -İtalyan İşgali Dönemi (1911-1943)- Hakkında Bilgi

29 Eylül 1911’de Libya’nın liman şehirlerini bombalayan İtalya savaşı başlattı. Çok güçlü bir donanmanın desteğinde ilk hamlede 35.000 asker cepheye sevkedildi ve kısa zamanda sayıları 100.000’i bul­du. Bütün vilâyetteki Osmanlı ordusu ise bir kısmı Yemen’deki ayaklanmayı bas­tırmak üzere çekilmiş olduğu için 5500 kişiden ibaretti. İtalyanlar, belediye reisi Hassuna Paşa ile yandaşları ve azınlıklar­dan destek görmekle birlikte genel olarak yerli halk tarafından iyi karşılanmadı. Ta­rihte ilk defa uçakla bombardımanın ya­pıldığı bu savaşta İtalyanlar’ın donanma toplarının eriştiği menzilden daha içeri­lere girememeleri ve sahilde sıkışıp kal­maları bütün dünyayı şaşkına çevirdi. Bâbıâli, bir savaşa girişmesi halinde Balkan devletlerinin saldırısına uğrayacağını bil­diğinden İşi barış yoluyla çözmenin yolla­rını arıyordu. Buna karşılık genç İttihatçı subayların izinli sayılarak Libya’ya gitme­leri ve direnci örgütlemelerine müsaade edildi. Bunlar arasında Trablus kuman­danı kurmay albay Neş’et Paşa, kurmay binbaşı Ali Fethi (Okyar), Yüzbaşı Nuri (Conker), Bingazi kumandanı Enver Paşa, Kolağası Mustafa Kemal (Atatürk), Süley­man Askerî ve Eşref Kuşçubaşı gibi daha sonra önemli roller oynayan isimler sayı­labilir. Başarılı Trablusgarp savaşıyla İtal­yanlar sahil boyuna hapsedildi.

Bu ortamda dışarıda ve içeride mey­dana gelen olaylar devletin varlığını teh­likeye sokunca Osmanlı hükümeti Tem­muz 1912’de İtalya ile gizli barış görüş­melerine başladı. Ekim ayının başında Balkan devletleri birbiri ardından savaş ilân edip saldırıya geçince barış görüş­meleri hızlandırıldı ve 18 Ekim 1912’de Uşi (Ouchy/ Lozan) Antlaşması imzalandı. İtalyan hâkimiyetinin kabulüne karşılık müslüman kesim için bir sultan naibinin Libya’da bulunması kabul edildi. Ancak bunun hiçbir idarî yetkisi olmayacaktı. Osmanlı Devleti savaşçılara yardımlarını kesecek ve askerlerini geri çekecekti. Balkan Savaşı dolayısıyla Libya cephesin­deki genç subaylar da geri döndü.

Balkan savaşları ve I. Dünya Savaşı’nın ilk yılında İtalya’yı İngiliz-Fransız-Rus it­tifakına kaptırmamak arzusuyla bir süre Osmanlı Devleti, Libya’da yerli halkın Ahmed Şerif es-Senûsî liderliğinde sürdür­düğü dirence yardım yapamadı. Gerçi Uşi Antlaşması tam uygulanmıyordu. Libya milletvekilleri ve ayan üyeleri Osmanlı Parlamentosunda görevlerine devam etmekteydiler. Esas hedef İngiltere, Fransa ve Rusya olduğundan Ahmed Şeriften Mısır tarafına saldırması istendi. Böylece Süveyş tehdit edilirken İngiliz ordusunun iki ateş arasında kalması arzulanıyordu. Senûsî liderleri “Afrika için emîrü’l-mü’minîn” unvanını kullanmaya başladılar. Osmanlı belgelerinde ise Trablusgarp ve Bingazi “nâibü’s-sultanî” diye anıldılar. Ayan üyesi Süleyman el-Bârûnî, Misrâte bölgesinde padişah adına vali ve ku­mandan sıfatıyla idareyi ele aldı. Az sonra Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Bey Trablus bölgesindeki savaşı yönetmek üzere gön­derildi. Şehzade Osman Fuad da Afrika grupları kumandanı olarak görevlendiril­di. Bu mücadele sonunda Hums, Trab­lusgarp, Züvâre limanlan dışında bütün Trablusgrap”tan başka Fizan yerli güçle­rin kontrolü altına girdi. Ancak Senûsî ailesinden Seyyid İdrîs’in İngiliz ve İtalyanlar’la anlaşarak savaşı bırakması daha fazla başarı sağlanmasını engelledi. İtalyanlar’ın uzlaşma önerisini reddeden Ah­med Şerîf denizaltı ile İstanbul’a getirildi ve VI. Mehmed’e Eyüp’te kılıç kuşatma görevi ona verilmekle ne derece itibarlı sayıldığı ortaya konmuş oldu.

Mondros Mütarekesi görüşmelerinde ön şartlardan biri de Libya’daki Türk bir­liklerinin ve subaylarının teslim olmasıy­dı. Şehzade Osman Fuad’ın geri çekilmesi sorunlar doğurdu, bir kısım subay da şah­sî tercihleri iddiasıyla savaşı sürdürmek üzere kaldılar. 1919’da Misrâte’de kısa süre yaşayan Trablus Cumhuriyeti’ne kat­kıda bulunanları oldu, ancak artık Türki­ye ile bağlantı kurma imkânı yoktu. Esa­sen Sevr Antlaşması ile de Osmanlı Dev-leti’nin bu eski topraklarıyla ilgilenme hakkı kaldırılmış ve buranın İtalya’ya bağ­lanması kesinleşmişti.

İtalya’nın Ankara’daki Büyük Millet Meclisi hükümetiyle ilişkisi, Libya mese­lesinden bağımsız olarak sadece Anado­lu’daki çıkarları çerçevesinde gelişti. Tek endişesi, Ankara’nın hizmetinde “irşad” görevinde çalışan Ahmed Şerifin Libya’­ya dönmesini engellemeye yönelikti. Esa­sen Mussolini’nin faşist rejimi iyice katı­laşmadan önce Libya halkına bir ölçüde özerklik tanıyan bir rejim uygulandığın­dan onların da şikâyetleri olmuyordu. 1923’ten itibaren özellikle Graziani’nin askeri kumandan tayin edilmesinden sonra ırkçılığa dayalı bir tasfiye hareketi sürat kazandı. Aynı yıl Tunus sınırı bölge­sinde ve 1929’da Fizan’daki bütün direnç kırıldı. Ömer el-Muhtâr’ın sürdürdüğü Sirte’deki son direniş de onun esir alınıp 16 Eylül 1931’de idam edilmesiyle sona erdi. Yerli halk çölde tel örgülerle çevrili toplama kamplarında toplandı, onbinler-ce kişi öldü. Libya’nın İtalyan anavatanı ilân edilmesine geçildi (1939) ve ilk kafile olarak 30.000 İtalyan köylüsü Trablus ve Bingazi yakınındaki ekim yapılabilir top­raklara yerleştirildi. Yerlilerin İtalyanlaştırılmasına da hız verildi.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski