Makasıdu'ş-Şeria Nedir -Fikri Temelleri- Hakkında Bilgi

Kur’ân-ı Kerîm’in bir-çok âyetinde evrende bir nizamın bulun­duğu, hiçbir şeyin boşuna yaratılmayıp bir amaca dayandığı, kâinattaki varlık ve oluşların insanın hizmetine verildiği, bu durumun evrendeki bütün varlıklar için­de Özellikle insanı gâiyyet planında mer­kezî bir konuma getirdiği belirtilir. İslâm âlimleri bu âyetlerden, buralarda yalnızca kozmolojik bir hakikatin vurgulanma­sının değil kâinatta belirli bir mevkiye yerleştirilmiş olan insanda ahlâkî şuuru uyandırmanın amaçlandığı sonucuna ulaşmış olmakla beraber, kullara yönelik ilâhî emirlerin gâî ciheti bazı kelâm problemleriyle karma biçim­de ele alındığından ibadetler ve hukuk alanındaki dinî bildirimlerin amaçları ko­nusunda farklı eğilimler ortaya çıkmış­tır. Allah’ın kullan için iyi olanı yapmak ve faydalı olanı emretmek zorunluluğu­nun bulunup bulunmadığı fvücûbü’l-as-iah) ve dinî sorumluluk bağlamında in­san fiillerinin iyilik ve kötülüğünün akıl­la bilinip bilinemeyeceği (hüsünkubuh) meselesinde ortaya çıkan eğilimler, ma­kâsıd düşüncesinin temelinde yer alan ta’lî! konusuyla ilgili görüşler için de yön­lendirici bir etkiye sahip olmuştur. Özet­le, Mu’tezile ve Mâtürîdiyye ekollerinin yaklaşımı Allah’ın fiillerinin, dolayısıyla hükümlerinin bir gayeye yönelik (muallel) olduğunu söylemeyi mümkün kılarken Eş’ariyye’ye mensup İslâm âlimlerinin bu­nun teorik olarak ifade edilmesini bazı kelâmî mülâhazalarla sakıncalı bulduğu görülü. Kelâm sahasındaki bu görüş ay­rılığına rağmen temelde hükümlerin amaçlarını ortaya çıkarmaya yarayan tal-lîl İşlemi fıkhî düşüncenin vazgeçilmez bir öğesi olduğundan fıkıh usulünde ah­kâmın ta’Iîl edileceği ilkesi -Zahirîler gibi ta’lîl fikrine bütünüyle karşı çıkanlar hariç- âlimlerce genel kabul görmüş ve karşılaşılan yeni fıkhî meselelerin çözü­münde ta’lîl yöntemi uygulanagelmiştir. Nitekim günümüze ulaşmış ilk usul eseri olan İmam Şafiî’nin er-Risale’sinden İti­baren yazılan usul kitaplarının büyük ço­ğunluğunda ta’lîl düşüncesinin açık bir göstergesi olan kıyas bir hüküm çıkarma metodu olarak yerini almış, kıyas dışın­daki ictihad türlerinde de her dönemde ta’lîle başvurulmuştur.

Makâsıd fikrinin temellerinden biri de “insanın yaratılışıyla birlikte sahip oldu­ğu özellikleri” anlamında kullanılan “fıt­rat” ile makâsıd arasındaki ilişkidir. Bu hususa büyük önem veren İzzeddin İbn Abdüsselâm’a göre Allah, insanların fıt­ratına genel olarak faydayı belirlemeye yarayan bilgileri yerleştirmiştir. Meselâ çok faydanın az faydaya veya az zararın çok zarara tercih edilmesi gerektiği in­sanların fıtratına yerleştirilen bir kural­dır. Bu sebeple zaruri faydalar konusun­da filozofların görüşleriyle şer! hüküm­ler aynı noktada buluşmaktadır. Fitratmakâsid iliş­kisine dikkat çeken İbn Âşûr ise fıtratın Allah’ın yarattıklarında gözettiği düzen olduğuna işaret ederek bu açıdan İslâm hukukunun genel amacının insan fıtratı­nı koruma ve bozulan yanlarını düzeltme olduğunu vurgulamıştır. İslâm’ın fıtrat dini oluşu, bu dinin insanın yaratılıştan gelen özellikleriyle uyum içinde bulun­ması anlamını taşır. Dolayısıyla İslâm’ın getirdiği hükümler, insanî bir medeniye­tin oluşturulması için gereken ihtiyaçları karşılamak durumunda olduğundan İslâm’ın insan fıtratına ters düşen her­hangi bir hüküm içermesi düşünülemez.

    TDV İslâm Ansiklopedisi

    Sitede Ara